p-ISSN: 1306-696x | e-ISSN: 1307-7945
Cilt : 2 Sayı : 1 Yıl : 2024

Hızlı Arama




SCImago Journal & Country Rank
Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Dergisi - Ulus Travma Acil Cerrahi Derg: 2 (1)
Cilt: 2  Sayı: 1 - Mart 1996
1.
DAHİLİ RİSK TAŞIYAN HASTADA CERRAHİ GİRİŞİMLER
Kerim Güler
Sayfalar 1 - 9
Makale Özeti |Tam Metin PDF

2.
DALAK YARALANMALARINDA
THE USE OF PERISPLENIC PACKING IN SPLENIC INJURIES
Turgay Karataş, Cemalettin Ertekin, Recep Güloğlu, Kayıhan Günay, Ali Kocataş
Sayfalar 10 - 14
Hematolojik ve immünolojik fonksiyonları olan dalak travmadan sonra korunması gereken önemli bir organdır. Bu sebepten dolayı, Perisplenik Packing yönteminin etkinliği sıçanlarda oluşturulan splenik lezyonlarda gösterildi. 45 sıçan, 4 grupta incelendi. İlk grupta, perisplenic packing grade IV splenik lezyonlardan sonra vicryl mesh ile gerçekleştirildi. İkinci grupta splenektomi, üçüncü grupta ise laparotomi yapıldı. Sonuçlar sintigrafik, hematolojik ve histopatolojik olarak değerlendirildi. İlk grupta sintigrafik sonuçlar sadece 2 sıçanda intrasplenik hematom gösterdi. 8 hafta sonra yapılan kontrol sintigrafilerinde bu hematomların kaybolduğu gözlendi. Hematolojik incelemelerde, grup 1'deki trombosit sayısının kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu bulundu. İkinci grupta da trombosit sayısı daha yüksekti ve target hücreler görüldü. İkinci haftada yapılan histopatolojik incelemelerde dalakların anatomik olarak intakt olduğu, fibroblast ve fibrositlerden zengin bir bağ dokunun varlığı gösterildi. Sekizinci haftada yapılan incelemelerde de mesh 'in tamamen absorbe olduğu ve kapsülün tamir edilmiş olduğu gözlendi. Elde edilen sintigrafik, histopatolojik, bulgular bu yöntemin hiler yaralanma dışında splenektomi gerektiren dalak yaralanmalarında güvenle kullanılabileceğini göstermektedir.
The spleen, which possesses hematologic and immunologic functions, is an important organ to be protected after trauma. For this purpose, the reliability of the perisplenic packing method was investigated on rats with induced splenic lesions. Fourty five rats were divided into three main groups. In the first group, perisplenic packing was performed with vicryl mesh after grade IV splenic lesions. Splenectomy was performed on the second group and laparotomy for ones in the third group. The specimens were evaluated by sintigraphic hematologic and histopatologic means. In the first group, sintigraphic results revaluated intrasplenic hematomas in only two rats. Control sintigraphy studies on the eight week revaluated total resolution of these hematomas. With hematologic evaluation, thrombocyte count was found to be much higher in group I than in the control group. In the second group the thrombocyte count was even higher and target cells were observed. Histiopathologic evaluation performed during the second week revealed that the spleens anatomical structure was intact with an increased amount of connective tissue rich in fibrocytes and fibroblast, while findings during the eighth week revealed that the mesh had been totally absorbed and the capsule repaired.

3.
KÜNT DİAFRAGMA YARALANMALARI
BLUNT DIAPHRAGMATIC INJURIES
Yılmaz Akgün, Nedim Aban, İbrahim Taçyıldız, Celalettin Keleş
Sayfalar 15 - 21
1985-1995 tarihleri arasında 10 yıllık süre içinde, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Kliniğinde, 18 künt diafragma yaralanmalı hasta tedavi edildi. Travma sebebi 14 olguda trafik kazası, 4 hastada yüksekten düşmeydi. Tüm hastalar akut dönemde görüldü. En sık rastlanan şikayetler ve fizik bulgular dispne, göğüs ağrısı, abdominal distansiyon ve solunum seslerinin alınamamasıydı. AÇ grafiğinde ise, en sık diafragma gölgesinin kaybolması, diafragmanın elevasyonu ve toraksa visseral herniasyon bulgularıyla karşılaşıldı. Bu bulgulara göre, olguların 11 'inde doğru tanı preoperatif dönemde kondu. Tüm hastalar başvurdukları gün operasyona alındılar. Laparotomide 13 olguda sol, 5 olguda sağ diafragma rüptürü saptandı. Dört olguda toraksa herniasyon vardı, ancak strangülasyon yoktu. On olguda diafragma yaralanmasına intraabdominal organ yaralanmaları da eslik ediyordu. Sekiz olguda ise, izole diafragma rüptürü saptandı. Kunt diafragma yaralanmasına en sık eşlik eden organ dalak idi. Tüm olgularda, diafragma nonabsorbabl sütürlerle iki kat üzerinden tamir edildi. Mortalite oranımız eşlik eden travmalara bağlı olarak %16.6 idi. Bu çalışma bize kunt diafragma yaralanmalarının ender görüldüğü için, tanıda güçlük çekilebilen bir yaralanma olduğunu göstermiştir. Üst batına ve göğüse ait künt travmalarda, tanı genellikle akut dönemde hastanın değerlendirilmesi sırasında, bir künt diafragma yaralanması olabileceği şüphesi, operasyonda diafragmatik yüzeyin iyi bir şekilde eksplorasyonu ve posttravmatik dönemde çekilen seri göğüs grafilerin incelenmesiyle konur. Kunt diafragma yaralanmalarında prognoz, eşlik eden yaralanmaların ciddiyeti ve geç başvurudan doğan bir takım problemlere bağlıdır.
In a 10 year period, between 1985 to 1995, 18 patients with blunt traumatic rupture of diaphragm were treated in Dicle University General Surgery Department. Causes of trauma were motor vehicle accident in 14 and falling down in 4 cases. All patients were seen within in acute stage. The most frequent complaints and physical findings were dyspnea, chest pain, abdominal distention and absent breath sounds. The most frequent radiographic findings were obscuration of the diaphragmatic shadow, elevation of the diaphragm and visceral herniation to the chest. On the basis of these findings, correct diagnosis was made on 11 patients preoperatively. All patients were treated by laparotomi on the day of admission. At laparotomi, left hemidiaphragm was involved in 13 and the right in 5 patients. There were visceral herniation in 4 patients but not strangulation. Significant intraabdominal injury requiring repair was found in 10 and, isolated injuries of diaphragm was detected in 8 patients. The most frequently injured abdominal viscus was spleen. Repair was always carried out with interrupted sutures with nonabsorbable suture material. The mortality was 16.6%, all attributable to associated injuries or their sequelae. This study suggest that blunt traumatic rupture of diaphragm is an uncommon injury which may be difficult to diagnose. Most cases with severe blunt injuries to the upper abdomen and/or chest will be diagnosed by maintaining a high index of suspicion during the initial assesment and operative exploration of diaphragmatic surface and by performing serial chest radiographs during post-traumatic period. Prognosis of blunt diaphragmatic injuries are due to severity of accompanial injuries and due to the delay between time of injury and administration of patient to the hospital.

4.
KÜNT KARIN TRAVMALARINDA ULTRASONOGRAFİ
ULTRASOUND IN BLUNT ABDOMINAL TRAUMA
Serdar Saydam, Seymen Bora, Metin Karaaslan, Hasan Bakır, Bülent Elverdi, Enis İğci
Sayfalar 22 - 25
Ocak 1989 ve Aralık 1993 tarihleri arasında, 184 künt karın travmalı hastada tanıda Ultrasonografi (USG) kullanıldı. USG deneyimli bir radyolog tarafından yapıldı. 110 hastada herhangi bir patolojiyle karşılaşılmadı. 74 hasta ameliyata alındı. 70 hastada (%38) periton içi serbest sıvı tanımlandı. USG'nin duyarlılığı %94.5, özgüllüğü ise %100 olarak saptandı. Sonuç olarak USG'nin hemodinamik olarak stabil künt batın travmalı hastalarda ilk tanısal seçenek olması gerektiği kanaatine varıldı.
Between January 1989 and December 1993, 184 patients with blunt abdominal injuries were examined prospectively. Sonographic examinations were performed by an experienced radiologist. 110 patients were no abdominal pathology. Seventy-four of this patients were operated. In 70 cases (38%), free intraperitoneal fluid was demonstrated ultrasonographically. Ultrasonography in terms of detecting free intra-abdominal fluid 94.5% and 100% sensivity and specifity respectively. Ultrasonography must be the first diagnostic tool for evaluation of the hemodynamically stable patients with blunt abdominal trauma.

5.
ÇOCUKLARDA TRAVMATİK DİAFRAGMA YARALANMALARI
TRAUMATIC DIAPHRAGMATIC INJURIES IN CHILDREN
Hamit Okur, Cüneyt Turan, Ali Bozkurt, Ahmet Bekerecioğlu, Canan Kır, Ahmet Kazez, Uğur Özkan, Mustafa Küçükaydın
Sayfalar 26 - 29
Kliniğimizde Ocak 1987 ve Ocak 1995 tarihleri arasında künt travma sonucu diafragma rüptürü nedeniyle tedavi edilen sekiz hasta retrospektif olarak incelendi. Hastaların beşi kız, üçü erkek olup ortalama yaşları 9.3 yaş (4-13) idi. Beş hastada trafik kazası, üç hastada ise yüksekten düşme sonucu diafragma rüptürünün geliştiği tesbit edildi. Tanı tüm hastalarda toraks grafisi ile konuldu. Rüptür yedi hastada sol, bir hastada ise sağ tarafta idi. Fizik muayenede üç hastada solunum sıkıntısı tesbit edildi ve hastaların hepsinde rüptüre olan tarafta solunum sesleri azalmıştı. Multipl travmalı bu hastada ek organ yaralanması olarak en sık ekstremite yaralanmasının bulunduğu (5 hasta) saptandı. Bütün hastalar abdominal yaklaşımla ameliyat edildi ve bu hastalarda defekt primer onarıldı. Rüptür sonucu en çok midenin (7 hasta) toraksa herniye olduğu tesbit edildi. Ameliyat sonrası dönemde bir hastada atelektazi ve bir hastada yara enfeksiyonu gelişti. Ortalama hastanede kalış süresinin 16 gün (6-30 gün) olarak tesbit edildiği bu seride ölen hasta olmadı.
In this study eight children who were treated with diaphragmatic rupture following nonpenetrating trauma between January 1987 and January 1995 were analyzed. There were five girls and three boys, ranging in age from 4 to 13 years (average 9.3 years). Road trauma was the cause in 5 cases and fall from height in 3 patients. The diagnosis of diaphragmatic injury was made radiologically in all patients. The left hemidiaphragm was injured in 7 patients and right hemidiaphragm in one. Clinical examination revealed respiratory distress in 3 patients and diminished breath sounds on the side of the lesion. The most common associated injuries were the extremity fractures. All patients underwent laparotomy with primary repair of the diaphragm. The most frequently herniated organ was the stomach (7 patients). Atelectasis developed in one patient and infection occurred in one patient postoperatively. The mean hospital stay was 16 days (6 to 30 days). There were no deaths in this series.

6.
ALT SERVİKAL SPİNÖZ PROSES (CLAY SHOVELER'S) FRAKTÜRÜ
THE FRACTURE OF THE LOWER CERVICAL SPINOUS PROCESS; CLAY SHOVELER'S FRACTURE
Ali İhsan Ökten, Muammer Yüksel, Erkan Kaptanoğlu, Bülent Gül, Çetin Evliyaoğlu
Sayfalar 30 - 32
Clay Shoveler's fracture is an avulsion type fracture of one or more spinous processes of the lower cervical or upper thoracal vertebra. Most commonly C7 or T1 are affected. The usual presenting symptom is pain. Plain radiographic examination establishes the diagnosis. The treatment of isolated spinous process fracture is conservative. In this study, 4 Clay Shoveler's fracture (3 after traffic accident, 1 after falling) are presented in the review of literature.

7.
TRAVMA İLE BEL VE/VEYA BACAK AĞRISI İLİŞKİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
EVALUATION OF RELATIONSHIP BETWEEN TRAUMA AND LOW BACK AND/OR LEG PAIN
Şafak Sahir Karamehmetoğlu, İlhan Karacan, Mustafa Çalış, Halil Koyuncu
Sayfalar 33 - 37
Bel ağrısı ile travma arasında bir ilişki olduğu eskiden beri düşünülmüştür. Çalışmamızın amacı, bu ilişkinin var olup olmadığını ortaya koymaktır. 1654 bel ve/veya bacak ağrılı hasta, yaş, cinsiyet, meslek, ağrının süresi, travma olup olmadığı, travmanın şekli, süresi, konan tanı açısından incelendi. 1028 (%62.2) kadın, 626 (%37.8) hasta erkekti. Yaş ortalaması 42,6 ± 15.4 idi. Bel ve/veya bacak ağrısı olan hastaların 453'ünde (%27.4) bel ağrısını başlatan faktör olarak travma saptandı. Bunların 212'si (%46.8) erkek, 241'i (%53.2) kadındı. Yaş ortalaması genel olarak 38.06 ± 14.1, kadınlarda 39.7±14.2, erkeklerde 36.5±13.9 idi. Olguların 400'ü (%24,2) ev hanımı, 345'i (%20,9) masabası iş yapanlar, 98'i (%5,9) emekli, 77'si (%4,7) isçi, 58'i (%3,5) öğrenci, 16'sı (%1) yardımcı sağlık meslek grubundaydı. Sadece öğrenci, işçi ve yardımcı sağlık meslek grubunda travmanın risk faktörü olduğu saptandı (p<0.05). Hastalık olarak yapılan sınıflandırmada travma sadece lomber disk hernisinde ve lomber strainde risk faktörü olarak saptandı (p<0.05). Sonuç olarak, travmanın, bel ve/veya bacak ağrılarını ortaya çıkaran hastalıkların oluşumunda önemli bir neden olmadığı ancak lomber disk hernisinde ve lomber strain olgularında risk faktörü olarak karşımıza çıktığı söylenebilir.
A relationship between low-back pain and trauma has been considered to be important. The aim of our study was to find out whether such a relationship exists or not. 1654 subjects with low back and/or leg pain were included in the study. All subjects were evaluated with respect to age, gender, occupation, duration of pain, presence of trauma, form and duration of trauma and clinical diagnosis. 1028 (62.2%) of 1654 patients were female and 626 (37.8) were male. Mean age was 42.6±15.4. 453 (27.4%) patients with low-back and/or leg pain had a trauma as an initiating factor. Of these patients, 212 (46.8%) were male, 241 (53.2%) were female. Four hundred (24.2%) of the subjects were housewives, 345 (20.9%) bureau-staff, 77 (4.7%) workers, 98 (5.9%) retired and 16 (1%) paramedicals. The most common trauma was weight lifting. Trauma had appeared as a risk factor in workers, students and paramedicals (p<0.05). Trauma had been evaluated as a risk factor for lumbar disk herniation and lumbar strain (p<0.05). In conclusion, trauma did not appear to have a major role in most of low-back and/or leg pain while it could be evaluated as a risk factor for lumbar disc herniation and lumbar strain.

8.
CORACOCLAVİCULAR EKLEM
CORACOCLAVICULAR JOINT
Atıf Aydınlıoğlu, Semih Diyarbakırlı, Fuat Akpınar, İbrahim Tekeoğlu, Papatya Keleş, Sait Keleş, Ali Rıza Erdoğan
Sayfalar 38 - 42
Yapılan anatomik disseksiyonlarda ve radyografik incelemelerde coraco clavicular eklemin mevcudiyeti bulunmuştur. Bu eklem humerusun cerrahi boyun kırıkları sonucunda oluşabildiği ve torasik çıkış sendromuna (thoracic outlet syndrom) neden olduğu gibi, çoğunlukla asemptomatik bir varyasyon şeklinde görülür. Coracoclavicular eklem, claviculanın tuberculum conoideum'u ile scapulanın processus coracoideus'u arasında görülen diartroz grubu bir eklemdir. Bu ekleme ait yüzeyler proceccus coracodieus 'un üst yüzünde ve tuberculum conoideum 'u ile scapulanın processus coracodieus 'u arasında görülen diartroz grubu bir eklemdir. Bu ekleme ait yüzeyler processus coracoideus'un üst yüzünde ve tuberculum conoideum'un altında bulunur. Bu çalışmada 102 scapula ve 130 clavicula üzerinde Coracoclavicular ekleme ait eklem yüzleri araştırıldı. Bu örneklerde, 9 clavicula ve 7 scapula üzerinde eklem yüzlerinin mevcut olduğu görüldü. Bulunan eklem yüzleri sağ ve sol olarak kaydedildi. Sonuçların istatistiksel değerlendirilmesi yapıldı. Bulgular takdim edildi. Literatür gözden geçirildi.
The presence of the coracocclavicular joint has occacionally been detected, their radiologically or by anatomical dissection. This joint may develop as a result of the surgical neck fracture of the humerus and may result in thoracic outlet syndrome. Coraco clavicular joint is mostly an asemptomatic variation. It is a diarthrotic joint between the coracoid process of the spacula and conoid tubercle of the clavicle. An articular facet on the conoid tubercul of the clavicle and on the superior surface of the coracoid process of the spacula will indicate the existence of this joint. In this study, the presence of the articular facets of the coracoclavicular joint on 102 spacula and 130 clavicle presented at the laboratories of the anatomy department of the medical faculty, Atatürk University was investigated. The presence of the articular facet was determined on 9 clavicle and 7 scapula. The articular facets were recorded as either unilateral left or unilateral right. The assesment of the results were made statistically. Findings were presented and literature was reviewed.

9.
ÜROLOJİK YARALANMALAR
UROLOGIC INJURIES
Recep Güloğlu, Cemalettin Ertekin, Ali Kocataş, Oktar Asoğlu, Halil Alış, Cumhur Arıcı, Ömer Türel
Sayfalar 43 - 46
1991-1995 yılları arasında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi İlk ve Acil Yardım Anabilim Dalı'na başvuran ve opere edilen 84 ürolojik yaralanma olgusu retrospektif olarak incelenmiştir. Olguların ilk başvuru muayenesinde 57 (% 68) hastada hematüri saptanmıştır. En sık yaralanan organ böbrek (%48), en az yaralanan organ ise ürelerdir (%1). Olguların tanısında İVP, USG, BT, asendan sistografi tanı aracı olarak kullanılmıştır. 29(%35) hastaya nefrektomi, 8 (%10) hastaya nefrorafi, 3 (%4) hastaya parsiyel nefrektomi, 17 (%20) hastaya sistotomi + sistorafi + sistostomi, 1'er (%1) hastaya da üretero-üreterostomi ve corpus cavernozum onarımı uygulanmıştır. Multitravmalı hastada hematüri iyi değerlendirilmelidir.
Approach to Urologic Traumas: Analysis of 84 urological trauma patients who presented to and were operated at Istanbul University, Istanbul Medical Faculty Emergency Department between 1991-1995. Hematuria was the first presenting symptom in 57 (%68) of the patients. Diagnosis was made preoperatively in 42 (50%) of the patients using intravenous pyelography, Ultrasonography, Computerized Tomography. Nephrectomy was performed for 29 (35%) patients, nephroraphy for 8 (10%) patients, partial nephrectomy for 3 (4%) patients, cystotomy + cystomphy + cystostomy (20%) for 17 patients, uretero-ureterostomy for 1 (1%) patient, and corpus cavernosus repair vas performed for 1 patient (1%). Hematuria should be well evaluated in patients with multitraumas.

10.
DELİCİ BİR CİSİM İLE OLUŞAN ORBİTOKRANİAL PENETRASYON OLGUSU
AN ORBITOCRANIAL PENETRATION CASE WITH A PERFORATING BODY
Zerrin Erkol, Sait Bilal, Metin Bayram
Sayfalar 47 - 50
Penetrating foreign body injuries of the skull, may progress uncomplicated or may cause considerable morbidity and mortality. If foreign body penetrates orbital region, visional loss on different degrees or enucleation may occur. We reported an orbitocranial penetration case, caused by a perforating foreign body, means "mil". The body was extracted under CT control. Postoperative ll. day the patient discharged to home without any complication.

11.
DİPSLASE İNTRAKAPSULER UNSTABİL FEMUR BOYUN KIRIKLARININ HEMİARTROPLASTİ İLE TEDAVİSİ
TREATMENT OF DISPLACED INTRACAPSULAR UNSTABLE FEMORAL FRACTURES BY HEMIARTROPLASTY
Ömer Faruk Bilgen, Kemal Durak, Oğuz Karaeminoğulları, Kayhan Turan, Gayyur Kurap
Sayfalar 51 - 57
1986-1993 yılları arasında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda displase intrakapsüler femur kırığı nedeniyle hemiartroplasti uygulanan 37 hasta gözden geçirildi. Hastaların yaş ortalaması 65.5 (41-86) olup, 25'i (%67.6) kadın, 12'si (%32.4) erkekti. Hastaların ameliyat öncesi ve sonrası radyografileri incelendi ve ameliyatların teknik yeterliliğini değerlendirmek için protez basının büyüklüğü, femur boyun uzunluğu, protezin pozisyonu, protez steminin kalkara yerleşimi değerlendirildi ve çok iyi-iyi sonuç %81 olmak saptandı. Harris sınıflamasına göre çok iyi ve klinik sonuç %81 olarak belirlendi. Bir (%2.7) hastada dislokasyon meydana geldi. İki (%5.4) hastada yüzeyel, 1 (%2.7) hastada derin yara enfeksiyonu oluştu. Üç (%8.1) hastaya gevşeme, 2 (%5.4) hastaya da protruzyo nedeniyle TKP uygulandı. Yaşlı, orta derecede aktif hastaların displase unstabil intrakapsüler femur boyun kırıklarının tedavisinde hemiartroplasti yapılması güncelliğini korurken, bu hastaların 1-2 yıldan fazla yaşam beklentisi olanlarında bipolar protez kullanılması uygun olacaktır.
Thirty seven patients who underwent hemiartroplasty due to displaced intracapsular femoral neck fracture were studied in Orthopaedics and Traumatology department, Medical Faculty, Uludağ University in 1993. The mean age of the patients 65.5 (41-86), 25 (67.66%) female and 12 (%32.4%) male. Roentgenograms of all patients were assessed preoperative and postoperative and in order to evaluate technical efficiency of operations, head sizes, neck length, position of prothesis, calcar seating were assessed. The excellent and good results were 81%. According to Harris clasification the excellent and good clinical results in our patients were 81%. Dislocation occurred in I (2.7%) patient. Superficial infection occurred in 2 (5.4%) patients and there was deep infection in I (2.7%) patient. THA was applied to 3 (8.1%) due to loosening and to 2 (5.4%) due to protrusion. We haw the opinion that it would be proper to perform hemiartroplasty in the treatment of displaced unstable intracapsular fractures of the femoral neck in elderly and moderately active patients and that the use of bipolar prosthesis will be convenient in the patients who are likely to have a 1 or 2 year life expectancy.

12.
TRAVMATİK PLEKSUS BRAKİALİS YARALANMALARINDA CERRAHİ TEDAVİ VE SONUÇLARI
SURGICAL THERAPY AND ITS RESULTS IN TRAUMATIC LESIONS OF PLEXUS BRACHIALIS
Sadullah Karun, Muzaffer Akıncı, Onat Arınç, Haldun Sunar
Sayfalar 58 - 61
Lesion of the Plexus Brakialis has increased due to traffic accidents. In our hospital we operated three cases which had Plexus Brachialis injuries. Neurotization has been performed in one of two found positive tinel test and sensitivity at the upper arm. At second case which has been applied nerve greft, no change has been found during 10 months follow up by clinical and electromiographical evaluation. At third case which has been injured by gun, as a result of 10 months follow-up we determined sensitivity at the upper arm and flexion at the elbow about 2/5 of the normal arm in comparison. In this text surgical indication, surgical technique and results have been discussed under the appraise of literatures.

13.
KOROZİV MADDE YANIKLARI
CORROSIVE INJURIES OF THE STOMACH
Muzaffer Akıncı, Mehmet Gülen, Onat Arınç, Haldun Sunar, Salim Zoralioğlu, Uğur Ertuğrul
Sayfalar 62 - 66
Drinking corrosive substances accidentally or for suicide causes acute or chronic damage in upper G.I.S. because liquid cleansing materials have been increasingly used frequency of burns depend on corrosive substances has been increased. Damage most commonly occurs in oropharynx, esophagus and stomach, respectively. Corrosive burns in stomach are manifested by bleeding, necrosis and perforation at early period and obstruction symptoms a late period. There is no agreement on surgical approach of corrosive burns in stomach which has high mortality and morbidity risks. In this article we introduce two cases of corrosive burns in stomach and review literature.

14.
AKUT SÜPÜRATİF KOLANJİT TEDAVİSİNDE KOLEDOKODUODENOSTOMİNİN YERİ
CHOLEDOCHODUODENOSTOMY IN THE TREATMENT OF SUPPURATIVE CHOLANGITIS
İlgin Özden, Orhan Bilge, Yaman Tekant, Koray Acarlı, Aydın Alper, Ali Emre, Orhan Arıoğul
Sayfalar 67 - 69
1977-1995 yılları arasında 27 hastaya akut süpüratif kolanjit tanısıyla acil cerrahi girişim uygulanmıştır. Hastaların 15'i erkek, 12'si kadındı. Medyan yaş 53 idi (30-83). Tabloya sebep olan birincil patoloji; 15 hastada toledokolüyaz, 9 hastada safra yollarına açılmış kist hidatik, bir hastada biliyer striktür, bir hastada Caroli hastalığı zemininde gelişmiş kolanjiokarsinom, bir hastada iatrojenik safra yolları yaralanmasıydı. Tanı; Charcot kriterlerine ek olarak, şoka eğilim, şuur bozukluğu ve medikal tedaviye yanıtsızlık ile kondu. Safra yollarının kompresyonu için 16 hastada koledokoduodenostomi, 6 hastada T-drenaj, iki hastada T-drenaj + sfinkteroplasti, bir hastada koledokojejunostomi, bir hastada hepatikojejunostomi, bir hastada eksternal drenaj uygulandı. Ameliyat sonrasında kaybedilen dört hastanın ikisi kliniğe septik şok tablosunda başvurmuş, diğer iki hastada ise sırasıyla safra yollarındaki pürülan materyalin taşlaşmış olması ve yaygın kolanjiokarsinom sebebiyle etkin drenaj yapılamamıştır (mortalite: %15). Dört hastada yara enfeksiyonu, iki hastada subhepatik abse, bir hastada böbrek yetmezliği, bir hastada T-dreni kaçağı, bir hastada karaciğer absesi saptandı. Akut süpüratif kolanjit, nadir görülen ancak mortalitesi yüksek olan bir tablodur. Erken tanı ile hızlı ve etkin safra yolları drenajı vakaların büyük çoğunluğunda hayat kurtarıcıdır.
Between 1977 and 1995, 27 patients with acute suppurative cholangitis were treated by emergency surgery. Fifteen patients were male and 12 were female. Median age was 53(30-83). The primary pathology was choledocholithiasis in 15 patients, intrabiliary rupture of a hydatid cyts in 9, biliary stricture in one, cholangiocarcinoma associated with Caroil's disease in one, iatrogenic injury in one. The diagnosis was based on Charcot's criteria as well as the presence of hypotension, mental confusion and unresponsiveness to medical therapy. Decompression of the biliary system was achieved by choledochoduodenostomy in 16 patients, T-drainage in 6, T-drainage + sphincteroplasty in two, choledochojejunostomy in one, hepaticojejunostomy in one and external iminage in one. Four patients died in the early postoperative period (mortality: 15%) two were in septic shock at admission; effective drainage could not be achieved in the other two patients due diffuse cholangiocarcinoma in one ad the presence of extremely organized purulent material in the biliary tree in the other. Wound infection developed in four patients, subhepatic abcess in two, renal failure in one, T-drain leakage in one, liver abcess in one. Acute suppurative cholangitis is a rare entity with high mortality. Early diagnosis, rapid and effective biliary lecompression are life-saving in the majority of the cases.

15.
POPLİTEAL ARTER VE VEN YARALANMALARI
POPLITEAL ARTERY AND VEIN IN JURIES
Necmi Kurt, Yusuf Erçin Sönmez, Mehmet Yıldırım, Hamdi Koçer, Zeki Memiş, Ömer Ayçan, Mustafa Gülmen
Sayfalar 70 - 74
1990-1995 yılları arasında Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Cerrahi Kliniğinde tedavi edilen 11 popliteal damar yaralanması retrospektif olarak incelendi. Yedi olguda arter ve ven yaralanması birlikte idi. Dört olguda izole arter yaralanması mevcuttu. Sekiz arter ve 1 ven yaralanması olgusunda otojen saf en ve ven interpozisyonu, 2 olguda rezeksiyon + uç uca anastomoz, bir olguda primer onarım uygulandı. Arter ve ven yaralanması birlikte olan 2 olguda erken sürede arter onarımı ve ven ligasyonu yapıldı. Kompartman sendromu gelişen bu olgularda ve iki gecikmiş olguda fasiyotomi uygulandı. Morbidite %36.6, mortalite %9.1, amputasyon oranı %20 bulundu. Popliteal bölgenin vasküler yaralanmalarında arter ve ven birlikte yaralanmışça mümkün olduğunca ven ligasyonundan kaçınılmalı, eğer ligasyon uygulanmışsa fasiotomi ilave edilmelidir.
Eleven popliteal vascular injuries repaired at surgery Kartal Training and Research Hospital, department in between 1990-1995 were investigated retrospectively. In seven patients vein and artery injuries were together, meanwhile, arterial injury was the single problem in 4 patients. Surgical interventions performed in these patients were; autogen sapheneous vein interpositon in 8 arterial and 1 venous injuries, limited resection (debridment) end to end anastomosis in 2 patients and primary repair in 1 patients. Early arterial repair and vena ligation was performed in two patients who suffered both arterial and venous injury. Compartment syndrome (entrapment) was seen in two other patients due to delay in treatment and fasciotomy was performed in all four patients. In our series morbiditiy was 36.6%, mortality 91% and amputation rate was 20%. In vascular injuries of popliteal region; if both artery and vein are injuried, surgeon must avoid vein ligations as much as possible and if it is ligated than faciotomy must be added to the surgical procedure.

16.
TRAVMATİK HİFEMADA TEDAVİ VE PROGNOZ
TREATMENT AND PROGNOSIS IN THE TRAUMATIC HYPHEMA
Ali Yılmaz, Cahit Özgün, Aydın Yıldırım, Ercan Öngör, Faruk Eroğlu
Sayfalar 75 - 80
Çalışmamızda, travma ile oluşan hifemada tedavi yaklaşımı ve sonuç görmeye etkili faktörler araştırıldı. 1992-1995 yılları arasında, ayaktan ve yatırılarak tedavisi yapılan 100 travmatik hifema olgusu çalışmaya alındı. 16 olguya tıbbi tedavinin yanısıra cerrahi tedavi de uygulandı. Cerrahi girişim olarak parasentez, ön kamara lavajı ve pıhtı çıkarımı yapılırken, ek olarak aynı seansta 1 olguya ön vitrektomi, 1 olguya ise lens aspirasyonu yapıldı. Cerrahi girişim endikasyonları kontrol altına alınamayan göz içi basınç artışı, disk hematik gelişimi ve gerilemeyen hifema idi. Sonuç görmesi 0.1'in altında olan olgu sayısı 8 olup, tümü başlangıçta grade 4 hifemaya sahipti. Az görme sebepleri; katarakt, retina dekolmanı, optik atrofi, makula deliği, disk hematik ve'ftizis bulbi idi. Sonuç olarak; travmatik hifemaya bağlı komplikasyonlar tıbbi ve carrahi tedavi ile önlenebilirken, görme prognozunu hifemaya eşlik edebilen ön ve arka segment patolojileri belirlemektedir.
In our study, we evaluated treatment of traumatic hyphema and prognostic factors in visual outcomes. Between the years of 1992-1995, 100 traumatic hyphema patients which have been treated in outpatient or inpatient, have been included in this study. In 16 of 100 patients, in addition to medical therapy, surgical management was aso applied. Surgical management was paracentesis with anterior chamber washout and clot extraction. At the same session, anterior vitrectomy in one patients and lens aspiration in one patients were applied. Indications for surgical management were uncontrolled elevated intraocular pressure, corneal bloodstaining and prolonged clot. Final vision was worse than 1/10 in eight patients. All of those eight patients initially had total hyphema. Causes of reduced final vision were cataract, retinal detachment, optic atrophy, macular hole, corneal blood staining and phtisis bulbi. In conclusion, while complications of traumatic hyphema can be prevented with medical and surgical treatment, anterior and posterior segment problems determine visual prognosis.

17.
ASKARİSE BAĞLI İNCE BARSAK TIKANMALARI
INTESTINAL OBSTRUCTION CAUSED BY ASCARIASIS
Yılmaz Akgün, Şükrü Boylu, Nedim Aban, Bilsel Baç
Sayfalar 81 - 84
1975-1995 yılları arasındaki 20 sene içine de, Askaris ileusu nedeniyle toplam 17 hasta cerrahi olarak tedavi edildi. Bu hastaların 12'si çocuk, 5'i erişkindi. En sık görülen semptom ve fizik muayene bulguları; karın ağrısı, distansiyon, bulantı, kusma ve konstipasyondu. On olguda enterotomi, 2 olguda barsak rezeksiyonu yapıldı. 5 olguda askaris yumağı kolona geçirilebildi. En sık görülen morbidite ve mortalite sebebi sepsis idi. Morbidite ve mortalite oranlarımız sırasıyla %29 ve %17'dir. Askariasisin endemik olduğu bölgelerde özellikle okul öncesi ve okul çağında karşılaşılan intestinal obstrüksiyonların parazite bağlı olabileceği akla gelmelidir.
Over the past 20 years, between 1975-1995, a total of 17 patients with intestinal obstruction caused by Ascaris lumbricoides were operated in Dicle University Medical Faculty. Five of them were adult and 12 were children. The most frequently symptoms and physical findings were abdominal pain, distention, nausea, vomiting and constipation. We performed enterotomi in 10 patients and resection in 2 patients. We attempt to manually aperss and advance the parasitic bundle toward to colon in 5 patients. The most cause of morbidity and mortality was sepsis. Morbidity and mortality rates were delected 29% and 17% respectively. This study suggest that simple bowel obstruction is a rare but fatal complication of ascaris infestation, which is seen particularly pre-school and young school-age in unhgienic conditions.

18.
AVÜLSE DİŞLERİN TEDAVİSİ: OLGU BİLDİRİSİ
TREATMENT OF AVULSED TEETH: CASE REPORT
Faruk Haznedaroğlu, Serhat Yalçın, Kemal Subay
Sayfalar 85 - 88
Coming out from the alveol (Avulsion) is the worst result of the trauma which affects to tooth. In these cases important factors which affect the success of treatment are the extraoral time of the tooth and the medium in which the tooth is stored. In this study avulsed maxillary right central incisor which was treated in our clinic is presented.

19.
BAŞ VE BOYUN ATEŞLİ SİLAH YARALANMALARI
HEAD AND NECK GUNSHOT WOUND
Atila Güngör, Fatih Peker
Sayfalar 89 - 93
Diyarbakır Asker Hastanesi KBB ve Plastik Cerrahi servislerinde 1993-1994 yılları arasında tedavi edilen 39 yüksek hızlı, 28 yavaş hızlı baş ve boyun ateşli silah yaralanmak hastaların tedavi sonuçları değerlendirildi. Eksplorasyonun özellikle II. Bölge yaralanmalarının tanı ve tedavisinde en değerli yöntem olduğu, ayrıca 1. ve III. Bölge yaralanmalarında eksplorasyon yetersizse diğer tanı yöntemlerine ihtiyaç duyulabileceği tesbit edildi.
Treatment results of 39 high velocity and 28 low velocity gunshot wound cases were looked over during 1993-1994 at E.N.T. and Plastic Surgery Departments of Diyarbakır Military Hospital. It was proved that, exploration is the most valuable method for diagnosis and treatment especially at second zone wounds, also at first and third zone wounds, if exploration is insufficient then other diagnostic methods can be necessary.

20.
PEDİATRİK KAFA TRAVMALARI
PEDIATRIC HEAD TRAUMAS
Ali İhsan Ökten, Mehmet Yalman, Erkan Kaplanoğlu, Bülent Gül, Ali Rıza Gezici, İsmail Sertel, Çetin Evliyaoğlu, Yamaç Taşkın
Sayfalar 94 - 99
Kliniğimize 1990-1994 yılları arasında 1023 kafa travmalı olgu yatırılarak tedavi edilmiştir. Bu çalışmaya 426 pediatrik hasta alınmıştır. Hastalar (0-1), (1-3), (3-7), (7-16) olmak üzere dört yaş grubuna ayrılmıştır. Klinik tabloları Glasgow Koma Skalasına (GKS) göre değerlendirilmiştir. Buna göre hastalar; Hafif Travma (GKS: 13-15), Orta Şiddette Travma (GKS: 9-12), Şiddetli Travma (GKS: 3-8) olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Hastaların %83.3'ü hafif travmaya uğramışlardır. Direkt kraniografi ve Bilgisayarlı Beyin Tomografisine (BBT) göre en sık karşılaşılan patoloji kafatası kırığıdır. 325 olgu konservatif olarak tedavi edilirken 101 olguya cerrahi girişim uygulanmıştır. Hastalar tedavi sonrasında Glasgow Sonuç Skalasına (GSS) göre değerlendirilmişlerdir. Tüm olguların, 355 (%83.3)'inde tam iyileşme sağlanırken, 29 (%6.7)'u kaybedilmiştir. Travma komplikasyonu olarak en fazla pnömosefalus, beyin omurilik sıvısı (BOS) fistülü, epilepsi ve enfeksiyona rastlanmıştır.
1023 patients with head trauma had been treated between the years 1990 and 1994 in our clinic. 426 pediatric patients were included in this study. These patients were divided into four groups; (0-1), (1-3), (3-7) and (7-16) according to their ages. The clinical assessment of head injury was defined as Glasgow Coma Scale (GCS) and 426 consecutive patients were divided into three groups; Mild Head Injury (GCS: 13-15), Moderate Head Injury (GCS: 9-12), Severe Head Injury (GKS: 3-8) when they were admitted. Of 83 percent of patients had mild head injury. The skull X-rays and computerized tomography were revealed the skull fracture as the most encountered lesion in the patients. Surgical intervention was performed to 101 patients while the rest was treated conservatively. The pediatric patients with head trauma were evaluated with Glasgow Outcome Scale (GOS) after the treatment has been completed. Good recovery was obtained in 355 patients while 29 died. Pneumocephalus, cerebro spinal fluid (CFK) leakage, epilepsy and the infection were the most encountered complications after head trauma.

21.
CRP'NİN AKUT KARIN TANISINDAKİ YERİ
DIAGNOSTIC VALUE OF CRP IN ACUTE ABDOMEN
Müfide Nuran Akçay, M İlhan Yıldırgan, M Yavuz Çapan, Fehmi Çelebi, Ali Kılıç, S Selçuk, Durkaya Ören
Sayfalar 100 - 103
Kliniğimizde 1.6.1994-1.6.1995 tarihleri arasında, nontravmatik akut karın ön tanısı ile yatırılıp tedavi edilen toplam 107 hastada preoperatif ve postoperatif 24, 48, 72'ci saatlerde plazma CRP (C-Reaktif Protein) düzeyleri incelendi. Opere edilen 89 hastada akut karına yol açan cerrahi bir patoloji vardı. Bunlar çalışma grubunu oluşturdu. Akut karın ön tanısı ile yatırılıp yapılan gözlem sonucu rahatlayan ve akut karın ön tanısıyla operasyona alınıp cerrahi bir patoloji tesbit edilemeyen 18 hasta ise kontrol grubunu oluşturdu. CRP değerleri 6 mg/L'den yüksek ise anlamlı olarak kabul edildi. Çalışma grubunda 89 hastanın 80'inde (%89.8); kontrol grubunda ise 18 hastanın 4'ünde (%22.2) CRP değerleri 6 mg/L'den yüksek olarak bulundu. Çalışma grubunda preoperatif CRP değerleri 6 mg/L'den yüksek olarak bulundu. Çalışma grubunda preoperatif CRP değerleri kontrol grubuna göre çok anlamlı derecede yüksekti. Akut karın hastalıkları içinde de en yüksek preoperatif CRP değerleri akut apandisitti hastalarda tesbit edildi. Çalışma grubunda 48'ci saatteki postoperatif CRP değerlerinin preoperatif ve diğer postoperatif değerlerden daha yüksek olduğu, kontrol grubunda ise preoperatif ve postoperatif CRP değerleri arasında önemli fark olmadığı görüldü. Yaptığımız çalışma sonucunda cerrahi akut karın hastalarında preoperatif dönemde CRP'nin yükseldiğini ve postoperatif erken dönemde bu yüksekliğin devam ettiğini tesbit ettik.
Serum C-reactive protein was measured preoperatively and postoperatively 24, 48 and 72nd hours in 107 patients hospitalized with the diagnosis of nontraumatic acute abdomen in our clinic between 1.6.1994 and 1.6.1995. Eighty-nine of the patients formed the study group. Eighteen patients who did not have a surgical pathology in the operation or who recovered after the observation period formed the control group. CRP values higher than 6mg/L were regarded as significant. In the study group, 80 patients (89.8%) and in the control group, 4 patients (22.2: ) had CRP values higher than 6mg/L. Preoperative CRP value of the study group was significantly higher than that of the control group. The highest preoperative CRP value was found in the patients with acute appendicitis in the study group. In the study group, CRP value measured at the 48th hour postoperatively was higher than those measured preoperatively and 24th and 72nd hours postoperatively. In the control group, there was not a difference between CRP values measured preoperatively and postoperatively. We concluded that CRP values are high in the preoperative and early postoperative period in the patients with acute abdomen.

22.
ABDOMİNAL TRAVMALARDA PREOPERATİF ALT VE AST DEĞERLERİNİN KARACİĞERDEKİ YARALANMANIN CİDDİYETİNİ GÖSTERMEDEKİ ÖNEMİ
THE IMPORTANCE OF PREOPERATIVE ALT AND AST VALUES IN THE EVALUATION OF THE SEVERITY OF LIVER INJURY IN ABDOMINAL TRAUMA
Mehmet Öğüş, Güner Öğünç, Okan Erdoğan, Hayri Bozan, Kemal Emek, Mustafa Akaydın, Nezihi Oygür
Sayfalar 104 - 106
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı'nda tedavi edilen 41 karaciğer travmalı olgu Moore klasifikasyonuna göre karaciğer yaralanmasının derecesi, mortalite, preoperatif çalışılan ALT (Alanine aminotransferaz) ve AST (Aspartate aminotransferaz) değerleri açısından retrospektif olarak incelendi. Olguların 35'i erkek (Yaşları ort: 34.48±15.62), 6'sı kadın (yaşları ort: 26.16±12.01) idi. Bu olgulardan 32'si künt (%78.05), 9'u penetran (%21.95) travmalıydı. Bu çalışma sonunda, grade III-V karaciğer yaralanmaları ile grade I-II yaralanmalar arasında AST ve ALT değerleri açısından istatistiksel anlamlı farklılık saptandı (p<0.005). Bu nedenle preoperatif dönemde ALT ve AST değerlerindeki normalden 4 kat artış saptandığında karaciğerdeki yaralanmanın ciddi nitelikte olabileceğinin düşünülmesi gerektiği kanısına varıldı.
Fortyone patients with liver trauma, who were admitted to the General Surgery Department of Akdeniz University Medical Faculty, were evaluated for the severity of liver injury according to the Moore classification, mechanism of trauma, Injury severity score (ISS), mortality and alanine aminotransferase (ALT) values and aspartate aminotransferase (AST) values retrospectively. Among the 41 patients, 32 (78.05%) had a blunt and 9 (21.95%) had a penetrating trauma. The difference between the ALT and AST values of patients with grade I-II injury and grade III-V injury was statistically significant (p<0.005). Our results show that, a four fold rise than normal in the preoperative AST and ALT values should suggest a severe liver injury in these patients.

23.
TRAVMATİK BRONŞ RÜPTÜRÜ
TRAUMATIC BRONCHIAL RUPTURE
Levent Elbeyli, Hayri Erkol, Hikmet Yıldız, Maruf Şanlı
Sayfalar 107 - 109
Trachea-bronchial ruptures sterning from blunt thorax traumas are patologies that scarcely occur. The media end publications began to work more on this subject recently as a result of increasing traffic accidents and blunt traumas caused by falling down from high places (1,2,3). Also, in out cauntry increasing volume of traffic accidents results in serious thorax traumas and trachea-bronchial injuries. Major respiratory ruptures that follow blunt thorax traumas are deadly injuries. In such cases, it's very, important to diagnose the bronchial injury, determine the type (whether it's complete/incomplete rupture, opening to the pleura), it's clinical eridence and give surgical assistance at early stage in order to save pulmonary functions with this punpose, two cases were presented under our treatment in our clinic in the last two mounths.

24.
TİBİA PLATO KIRIKLARININ CERRAHİ TEDAVİSİ
SURGICAL TREATMENT OF TIBIAL PLATEAU FRACTURES
Mehmet Aşık, Recep Güloğlu, Yalçın Yavuzer, Mustafa Şengün, Ömer Taşer
Sayfalar 110 - 113
Tibia plato kırıklarının tedavisinde amaç stabil güçlü ve hareketli bir diz eklemi elde etmektir. Elde edilecek stabil bir fiksasyon, postop artroz riskiyle direkt ilişkili olduğundan, tedavi planlaması ayrıca önem arz etmektedir. Çalışmamızda, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji ABD'da Mart 1980-Haziran 1992 tarihleri arasında cerrahi tedavi uygulanan 72 hastadan, çağrımıza uyarak son kontrollerine gelen 30 vaka materyalimizi oluşturmuştur. Vakalarımızın 18'i erkek (%60), 12'si kadın (%40) olup ortalama yaş (en küçük 30 en büyük 77) 51.6, takip süreleri ortalama (en az. 6 ay-en çok 12 yıl) 5.9 yıl idi. Vakalarımızın preop sınıflamasında Hohl klasifikasyonu kullanılmıştır. İnternal tesbit olarak 11 vakada plak-vida, 10 vakada kortikal ve spongiöz vida, 4 vakada bolt vidası kullanılmış, 5 vakada internal tesbit uygulanmamıştır. 11 vakada platodaki çökme plato distalinden açılan bir pencereden iliak-spongiöz greftler kullanılarak yükseltilmiş, 1 vakada aşırı parçalanma gösteren iç kondile kristadan blok greft alınarak yeni bir plato oluşturulmuştur. Sonuçlar Delamarter ve Hohl'ün önerdikleri kriterlere göre değerlendirilmiş, buna göre, 5 vaka (%16) çok iyi, 12 vakada (%36.6) iyi, 11 vaka (%36.6) orta ve 2 vaka (%10) kötü olarak değerlendirilmiştir.
The purpose of the surgical treatment of tibial plateau fractures is to get a stable, powerfull and mobile joint. The importance of surgical planning is that a stable post operative fixation is directly proportional to postoperative arthrosis. The material of this study consists of thirty out of 72 patients who responded to our call for control examination, treated surgically at the Department of Orthopaedics and Traumatology, Istanbul Medical Faculty between March 1980 and June 1992. 18 patients were male (%60) and 12 female (%40), mean age was 51.6 (min. 30-max. 77) and the mean follow-up 5.9 years (inin. 6 mounths-max. 12 years). The cases have been classified according to Hohl's system. As an internal fixation device, we used plate and screws in 11 patients, cortical and spongios screws in 10 patients, Bolt screw in 4 patients and no device in 5 patients. The plateau depression has been reconstructed with elevation through a window in the bone distal to the plate with a corticospongios iliac crest graft and a crashed medial tibial condile has been reconstructed with an iliac crest graft in one patient. The results are evaluated according to Hohl's and Delamarter's clasification systems; 5 patients have scored excellent (16%), 12 patients good (36.6%), 11 patients fair (36.6%) and 2 patients poor (10%).

25.
BATINA NAFİZ KESİCİ-DELİCİ ALET YARALANMALARI
PENETRATING STAB WOUNDS OF THE ABDOMEN
M İlhan Yıldırgan, K Yalçın Polat, M Nuran Akçay, Bedii Salman, Cafer Polat, S Selçuk Atamanalp, Durkaya Ören
Sayfalar 114 - 117
1980-1994 yılları arasında Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil servisine başvuran ve Genel Cerrahi Anabilim Dalı'na yatırılarak tedavi gören batına nafiz kesici-delici alet yaralanması olan 119 hastanın kayıtları retrospektif olarak incelendi. Hastaların 107'si erkek (%89.9), 12'si kadın (%10.1) idi. En genç hasta 5, en yaşlı hasta 70 yaşında olup yaş ortalaması 27.6±11.9 idi. Yaralanma sıklığına göre organlar incelendiğinde 33 vaka ile(%27.8) ince barsaklar, 22 vaka (%18.4) ile kolon, 20 vaka ile (%16.8) karaciğer,14 vaka ile (%11.8) mide, 14 vaka ile (%11.8) omentum, 12 vaka ile (%10.8) dalak, 10 vaka (%8.4) diyafragma, 2 vaka ile (%1.7) rektum, 2 vaka ile (%1.7) gastrokolik ligament, 2 vaka ile (%1.7) gastroepiploik damarlar, 1 vaka ile (%0.8) falsiform ligament,1 vaka ile (%0.8) v.cava, 1 vaka ile (0.8)(%0.8) v.porta, 1 vaka ile (%0.8) ile üreter, 1 vaka ile (%0.8) v.iliaka yaralanması izlemektedir. 5 vakaya (%4.2) operasyon gerekmemiş ve 6 vakaya (%5.0) negatif explorasyon yapılmıştır. Ortalama hospitalizasyon süresi 10.4(4.5 gün olup, mortalite oranı %8.4 (10 vaka)'tür. sonuç olarak kesici-delici alet yaralanmalarında morbidite ve mortalite riski artırılmadan negatif laparotomi oranlarının azaltılması için genel konsensüse ihtiyaç vardır.
From 1980 through 1994,119 patients' records with penetrating stab wounds of the abdomen causing visceral or vascular injuries were reviewed retrospectively. In this series there were 107 man (89.9%) and 12 women (10.1%). The patient's ages ranged from 5 to 70 years (average, 27.6±11.9 years). The most commonly injuried organs were small bowel (27.8%), colon (10.8%), live (16.8), stomach (11.8), amentum (11.8), spleen (10.8%) and diaphragm (8.4%). In addition, there were injuries to the rectum, gastrocolic ligament, falciform ligament, ureter and vasculer structures. The negative laporotomy rate was 5%. The average hospitalization period was 10.4±4.5 day. Overall mortality rate was 8.4% (10 patients). In conclusion to decrease the rate of negative laparotomy rate in patients with penetrating abdominal traumas a concensus necessary.