p-ISSN: 1306-696x | e-ISSN: 1307-7945
Cilt : 24 Sayı : 1 Yıl : 2026

Hızlı Arama




Scopus CiteScore SCImago Journal & Country Rank

Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Dergisi - Ulus Travma Acil Cerrahi Derg: 24 (1)
Cilt: 24  Sayı: 1 - Ocak 2018
EDITORIAL
1. 
Editörden
Editorial
Recep Güloğlu, Kaya Sarıbeyoğlu, M. Mahir Özmen, Hakan Yanar
Sayfalar IX - X

DENEYSEL ÇALIŞMA
2. 
Melatonin iskemi/reperfüzyon hasarı sırasında oksidanlar ve anastomoz iyileşmesi üzerine olumlu etkiler gösterir
Melatonin exhibits supportive effects on oxidantsand anastomotic healing during intestinalischemia/reperfusion injury
Namık Özkan, Ömer Faik Ersoy, Zeki Özsoy, Ebru Çakır
PMID: 29350377  doi: 10.5505/tjtes.2017.23539  Sayfalar 1 - 8
AMAÇ: Melatoninin iskemi/reperfüzyon hasarında (İRH) intestinal anastomoz iyileşmesi üzerine etkisini araştırmayı amaçladık.
GEREÇ VE YÖNTEM: Otuz Wistar-Albino sıçan üç gruba (Sham, kontrol ve tedavi) ayrıldı. Süperior mezenterik arter (SMA) klemplenip 30 dakika sonrasında açılarak İRH oluşturuldu. Sham grubunda sadece SMA manüplasyonu yapıldı. Tedavi grubuna melatonin (10 mg/kg) ve kontrol grubunda salin verildi. Tedavi ve kontrol gruplarında ek olarak 1 cm ileal segment rezeke edilerek anostomoz yapıldı. Ameliyat sonrası yedinci günde anastomotik patlama basıncı, hidroksiprolin seviyeleri, yara iyileşmesinin histolojik göstergeleri ve oksidatif parametrelerin düzeyleri araştırıldı. İstatistik için tek yönlü varyans analizi ve ki kare testi kullanıldı.
BULGULAR: Melatonin tedavisi patlama basıncında anlamlı yüksekliğe yol açtı (sırasıyla, p=0.027 ve p<0.00). Katalaz ve süperoksit dismütaz enzim seviyeleri sham ve melatonin gruplarında en yüksek, kontrol grubunda ise en düşüktü (sırasıyla, p=0.001 ve p=0.002). Melatonin tedavisi her iki enzim düzeylerinde anlamlı yüksekliğe yol açtı (sırasıyla, p=0.026 ve p=0.003). Glutatyon peroksidaz ve total glutatyon düzeylerinde tedavi grubunda hafifçe artış görülse de bu fark anlamlı değildi (sırasıyla, p=0.205 ve 0.216). Fibroblast infiltrasyonu, kapiller formasyon ve epitelizasyon melatoninle tedavi edilen sıçanlarda anlamlı olarak daha iyiydi. Granülosit ve mononükleer infiltrasyon skorları tüm gruplarda benzerdi.
TARTIŞMA: Deneysel modelde İRH sırasında melatonin uygulamasının intestinal anastomoz iyileşmesi üzerine belirgin olumlu etkileri olduğunu düşünüyoruz.

3. 
Bir simülasyon taktik ortamında turnike uygulamasının değerlendirilmesi
Evaluation of tourniquet application in a simulatedtactical environment
Tomasz Sanak, Robert Brzozowski, Marek Dabrowski, Magdalena Kozak, Agata Dabrowska, Maciej Sip, Katarzyna Naylor, Kamil Torres
PMID: 29350361  doi: 10.5505/tjtes.2017.84899  Sayfalar 9 - 15
AMAÇ: Taktiksel ortamda turnike uygulaması iki şekilde yürütülmüştür: “kendi kendine yardım” denilen yaralının kendisine turnike uygulaması ve “arkadaş yardımı” denilen bir yardımcının turnike uygulaması. Bu çalışmanın amacı bir yakın harp simülasyon ortamında turnike kullanımının kalitesini test etmekti.
GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya 24 “yaralı” ve tüm simülasyon çalışmasında 72 uygulayıcı, altışarlı 12 bölüm şeklinde katıldı. Turnike uygulamalarını valide etmek için Yaralıların Taktiksel Savaş Ortamında Tedavisi Komitesi’nin önerilerinden yararlanılmış turnike uygulamasının hemodinamik etkisini değerlendirmek için Doppler ultrason kullanıldı.
BULGULAR: Sonuçlar 15 uygulayıcıda kan akımı durdurulmuş, üç hastada çok az kan akım ve altı kişide kısıtlamasız kan akımı olduğunu göstermiştir. Kişilerin kendine veya başka biri tarafından uygulanan turnike prosedürlerinin kaliteleri arasında herhangi bir anlamlı farklılık yoktu. Turnike ile koltuk altı arasındaki ortalama mesafe kendi kendine veya başkasının uyguladığı turnikelerde 9.5 cm idi. On altı olguda turnikenin kol dışından bağlandığı, yalnızca sekiz olguda doğru biçimde kol içinden bağlandığı gözlenmiştir. On sekiz olguda taktiksel ortamda turnike doğru yerleştirilmemiş, yalnızca altı olguda doğru yerleştirilmiştir. Ultrasonda negatif akım görülen uygulayıcıların çoğunda DOP de negatifti. Ultrasonda tam kesintisiz akımın görüldüğü uygulayıcıların çoğunda pozitif DOP saptanmıştır.
TARTIŞMA: Turnikelerin uygulanması uzmanlaşmış birimlerde bile zorluk yarattığından bu işlemin uygulanmasına yönelik düzenli eğitim verilmesi gerekir.

4. 
Dalak ototransplatının etkisini değerlendirme? Hangi sık kullanılan testi seçelim?
Which common test should be used to assess spleen autotransplant effect?
Ehsan Soltani, Mohsen Aliakbarian, Kamran Ghaffarzadegan
PMID: 29350362  doi: 10.5505/tjtes.2017.05683  Sayfalar 16 - 19
AMAÇ: Eskiden total splenektomi travmatik dalak yaralanmalarında tek seçimdi. Ancak modern tıpta cerrahidışı tedavi ve dalağı koruyucu teknikler tercih edilmektedir. Cerrahın splenektomi uygulamaya sevk edildiği bazı durumlarda dalağın ototransplantasyonu dalak fonksiyonunu koruyabilir. Dalak ototransplantı etkisini en iyi değerlendirme yönteminin seçimi yıllarca tartışma konusu olmuştur. Bu çalışmada implante edilmiş dalağın fonksiyonunu değerlendirmede çokça kullanılan üç testi karşılaştırdık.
GEREÇ VE YÖNTEM: Laparotomi ve splenektomi adayı 10 hasta çalışma katılımcılarını oluşturmuştu. Splenektomi yaptıktan sonra her hastanın omentum majusu içine beş dalak parçası implante ettik. Üç ay sonra implante edilmiş dalağın fonksiyonu nükleer eritrosit sintigrafisi, periferik kanda serum immünoglobülin M (IgM) düzeyif ve Howell-Jolly (HJ) cisimciklerinin varlığıyla değerlendirildi.
BULGULAR: Hastaların hepsinde periferik kandan yapılan yayma testi patolojik değildi. Yalnızca bir olguda IgM düzeyi normalden düşüktü, başka birinde sintigrafi nakledilen böbreği göstermemişti.
TARTIŞMA: Bu testlerin tümünde benzer sonuçlar alınabilir. Ancak bulunabilirliği, düşük maliyeti ve kolayca uygulanabilirliği nedeniyle periferik kandan yayma preparatının implante edilmiş dalak fonksiyonunu değerlendirmede ilk seçenek olduğu düşünülebilir.

KLINIK ÇALIŞMA
5. 
Gece genel anestezi altında yapılan laparoskopik genel cerrahi olguları güvenli mi?
Is nighttime laparoscopic general surgery under general anesthesia safe?
Ahmet Kemalettin Koltka, Mehmet İlhan, Achmet Ali, Ali Fuat Kaan Gök, Nükhet Sivrikoz, Teoman Hakan Yanar, Mustafa Kayıhan Günay, Cemalettin Ertekin
PMID: 29350363  doi: 10.5505/tjtes.2017.95079  Sayfalar 20 - 24
AMAÇ: Yorgunluk ve uykusuzluk doğru karar verme yetisini ve motor becerileri etkileyerek tıbbi performansı ve hasta bakım kalitesini düşürebilir. Bu çalışmanın amacı, farklı zamanlarda genel anestezi altında yapılan laparoskopik genel cerrahi olguları ile istenmeyen sonuçlar arasında ilişki olup olmadığını araştırmaktır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Üçüncü düzey bir üniversite hastanesinin acil servisinde 01.01.2016–31.12.2016 tarihleri arasında ameliyat edilen tüm laparoskopik kolesistektomi ve apendektomi olguları çalışmaya dahil edildi. Ameliyat zamanları üçe ayrıldı: 08.01–17.00 arası (G1: gündüz), 17.01–23.00 arası (G2: erken mesai sonrası) ve 23.01–08.00 arası (G3: gece). Çalışmaya dahil edilen hastaların dosyaları taranarak ameliyatta ve ameliyat sonrası dönemlerde anestezi veya cerrahiye ait komplikasyon yaşayıp yaşamadıkları incelendi.
BULGULAR: Bağımsız değişkenler olan yandaş hastalıklar, yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, ASA skoru ve ameliyat zamanı ile bağımlı değişken olan ameliyat sırasında komplikasyon sıklığı arasındaki ilişki multipl regresyon analizi yapılarak değerlendirildi. Gece yapılan ameliyatlar (p<0.001 OR: 6.7 CI [2.6–16.9]) ve yüksek yaşın (p=0.004 OR: 1.04 CI [1.01–1.08]) ameliyat sırasında komplikasyon sıklığı için risk faktörü olduğu saptandı. Aynı değerlendirme ameliyat sonrası komplikasyonlar için yapıldığında yukarıdaki bağımsız değişkenler ile ameliyat sonrası komplikasyon sıklığı arasında ilişki olmadığı saptandı.
TARTIŞMA: Gece yapılan ameliyatlarda ve yaşlı hastalarda ameliyat sırasında komplikasyon riski ciddi morbidite veya mortalite artışına neden olmadan artmaktayken ameliyat sonrası komplikasyon sıklığında artışa neden olan bir bağımsız değişken bulunmamıştır.

6. 
Türkiye’deki bir yanık merkezinde yatarak tedavi gören 2713 hastanın geriye dönük analizi
A retrospective analysis of 2713 hospitalized burn patients in a burns center in Turkey
Yavuz Albayrak, Ayetullah Temiz, Ayşe Albayrak, Rıfat Peksöz, Fatih Albayrak, Yusuf Tanrıkulu
PMID: 29350364  doi: 10.5505/tjtes.2017.82342  Sayfalar 25 - 30
AMAÇ: Yanık travması, etkilenen hastalar üzerinde fiziksel, fizyolojik ve ekonomik yansımaları olan ciddi sağlık problemidir. Bu çalışma, Türkiye’nin kuzeydoğusunda bulunan ve yaklaşık dört milyon kişilik bir nüfusa hitap eden, referans bir yanık tedavi merkezinin sekiz yılı aşkın sürede takip ettiği hastaların epidemiyolojik ve demografik özelliklerini sunmayı amaçlamaktadır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Hastaların tıbbi dosyalarından, hastaların demografik özellikleri, yanık kaynağı, yanık mahalli, yanık yüzey alanı (YYA), yapılan cerrahi tedavi, hastanede kalış süresi ve mortalite oranları analiz edildi.
BULGULAR: En sık yanık sebebi sıcak sıvılara bağlı haşlanma yanıkları (2013 olgu, %74.2) idi. Yanık merkezimizin bulunduğu bölgenin iklim koşullarına bağlı olarak donma yanığı 16 (%0.6) olguda gözlemlendi. Yanık yüzey alanına göre hastalar gruplandırıldığında; hastaların %88.7’si %0–15, %8.0’i %15–30 ve %3.3’ü ise %30’dan fazla YYA’ya sahipti. En fazla izlenen mikroorganizma Pseudomonas aeruginosa idi. Yedisi çocuk olmak üzere toplam 24 (%0.9) hasta (8 erkek, 16 kadın) öldü.
TARTIŞMA: Tandırların kaldırılması ve yerine yüksekte kurulu olan fırınların oluşturulması, peynir ve tereyağı üretiminin daha gelişmiş şartlarda yapılması ve toplumun yanık konuları hakkında bilgilendirilmesi ile, bu bölgedeki yanık olguları büyük oranda azaltılabilir.

7. 
Açık göz yaralanmalarının çocuk ve erişkin yaş gruplarındaki karakteristikleri ve görsel prognozu etkileyen risk faktörleri: Türkiye’den 294 olgunun geriye dönük analizi
Characteristics of pediatric and adult cases with open globe injury and factors affecting visual outcomes: A retrospective analysis of 294 cases from Turkey
Işıl Kutlutürk Karagöz, Esin Söğütlü Sarı, Anıl Kubaloğlu, Ahmet Elbay, Ümit Çallı, David P Pinero, Yusuf Özertürk, Titap Yazıcıoğlu
PMID: 29350365  doi: 10.5505/tjtes.2017.03607  Sayfalar 31 - 38
AMAÇ: Açık göz yaralanması (AGY) olgularının karakteristiklerini ve kötü görsel prognoz için risk faktörlerini çocuk ve erişkin yaş gruplarında incelemek.
GEREÇ VE YÖNTEM: En az bir yılık takibi olan 294 AGY olgusu çalışmaya alındı. Göz travması ile ilgili demografik ve klinik özellikler kaydedildi. Olgular yaşlarına göre çocuk (≤16 yıl) ve erişkin (>16 yıl) olmak üzere iki gruba ayrıldı.
BULGULAR: Açık göz yaralanmasına neden olan kazalara çocukların çoğunlukla ev ortamında maruz kaldığı görülürken erişkinlerin iş ortamlarında maruz kaldığı görüldü. Penetran göz yaralanmalarının çocuklarda daha sık olduğu ve sıklıkla sivri uçlu cisimlerle oluştuğu saptandı. Her iki grupta da Zon 1 yaralanmaların daha sık olduğu görüldü. Yüksek evre yaralanmaların sıklığının yaş ile birlikte arttığı saptandı. Yabancı cisim yaralanmaları ve birden fazla ameliyat gerekliliği erişkin grupta daha fazlaydı. Yaş grupları arasında oküler travma skoru (OTS) ve görme keskinliği açısından fark yoktu. OTS, birden fazla ameliyat ihtiyacı ile ilişkili bulundu. Erişkin yaş grubunda, yaş, birden fazla ameliyat olmak ve başlangıç görme keskinliği sonuç görme keskinliği için önemli risk faktörleri olarak bulundu.
TARTIŞMA: Hem AGY nedenleri hem de kötü görsel prognoz için risk faktörleri, erişkin ve çocuk yaş gruplarında farklılıklar göstermektedir. Bu farklılıkların bilinmesi önleyici tedbirlerin alınmasında ve morbiditenin azaltılması konusunda önemli olabilir.

8. 
Darbe girişiminin sağlık bilançosu: 15 Temmuz darbe girişimine bağlı yaralanmalar nedeni ile İstanbul’daki hastanelere başvuran tüm hastaların değerlendirilmesi
Health results of a coup attempt: evaluation of all patients admitted to hospitals in Istanbul due to injuries sustained during the July 15, 2016 coup attempt
İsmail Tayfur, Mustafa Ahmet Afacan, Mehmet Özgür Erdoğan, Şahin Çolak, Özgür Söğüt, Burcu Genç Yavuz, Korkut Bozan
PMID: 29350366  doi: 10.5505/tjtes.2017.57296  Sayfalar 39 - 42
AMAÇ: 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye’de sivil halk ile askerin karşı karşıya geldiği bir darbe girişimi gerçekleşmiştir. Bu darbe girişimi ülkede ciddi yaralanma ve ölümlere neden olmuştur. Bu çalışmada, darbe girişimi esnasında İstanbul ilindeki tüm hastanelere başvuran hastalar, sağlık açısından değerlendirilmiş, olayın doğal afetlerden ve diğer terörist eylemlerden farkları analiz edilmiştir.
GEREÇ VE YÖNTEM: Darbe girişimindeki olaylar nedeniyle mağdur olan 1104 hasta mevcuttur. Bu çalışmada, 15–16 Temmuz 2016 tarihleri arasında İstanbul’daki tüm hastanelere (kamu ve özel) başvuran ve İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü Kriz Merkezi’nde kayıt altına alınan 882 darbe mağduru yaralının demografik ve sağlık bilgileri analiz edilmiştir.
BULGULAR: Değerlendirmeye alınan 882 hastanın %97.27’si erkek, %2.73’ü kadındır. Hastaların yaş ortalamaları 34.12’dir. Hastaların %82.43’ü kamu hastanelerine, %17.57’si ise özel hastanelere başvurmuştur. Toplam ölüm oranı %10.4 olarak bulunurken, kamu hastanelerinde %9.76, özel hastanelerde ise %13.54 olarak bulunmuştur. Hastaların %65.07’si ateşli silah yaralanması, %11.11’i darp, %7.7’si tank veya motorlu taşıt yaralanması, %5.44’ü delici kesici alet yaralanması, %5.32’si yumuşak doku travması, %2.83’ü düşme ve yüksekten düşme, %2.15’i diğer nedenlerle, üç hasta da psikiyatrik bozukluklar nedeni ile hastanelere başvurmuştur.
TARTIŞMA: 15 Temmuz darbe girişimindeki hastanelere başvuran hastaların yaralanma ve ölüm nedenleri, doğal afetler ya da terörist eylemlerden farklıdır. Darbe girişimindeki yaralanmalar savaşlarda karşılaşılabilecek nedenlerle gerçekleşmiştir. Gene mağdurların savaşlardaki gibi erkek cinsiyet ağırlıklı olduğu görülmüştür. Bu çalışmada ilk 48 saat içinde olan fiziksel yaralanmalar ve sonuçları incelenmiş olup, post travmatik stres bozukluğu açısından uzun dönem çalışmalar yapılabilir. Ayrıca, Hastane Afet Planları içerisinde darbe gibi çok az görülen toplumsal olaylarla ilgili çalışmalar da yer almalıdır.

9. 
Dorsal el defektlerinin yumuşak doku onarımı için posterior interosseöz arter flebi ile ters akımlı adipofasyal radyal ön kol flebinin kıyaslanması
Posterior interosseous flap versus reverse adipofascial radial forearm flap for soft tissue reconstruction of dorsal hand defects
Osman Akdağ, Gökçe Yıldıran, Mustafa Sütçü, Mehtap Karameşe
PMID: 29350367  doi: 10.5505/tjtes.2017.41196  Sayfalar 43 - 48
AMAÇ: Bu çalışmadaki amacımız el dorsumundaki defektlerin posteriyor interosseöz arter flebi (PİA) ve ters akımlı adipofasyal radial önkol (RRÖF) ile onarım sonuçlarını kıyaslamaktır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Geriye dönük olarak dizayn edilen bu çalışmaya 2008–2013 yılları arasında, PİA ile (11 hasta) ve RRÖF ile (12 hasta) el dorsumundaki yumuşak doku defektleri onarılan 23 hasta dahil edildi. Onarım yöntemleri fonksiyonel olarak kol, omuz ve el sorunları anketi (DASH) skoru, eklem hareket açıklığı (ROM) ile; estetik olarak skarın görünümü ile değerlendirildi. Ameliyat süreleri, hastanede kalış süreleri ve donör alan problemleri kıyaslandı.
BULGULAR: Posteriyor interosseöz arter flebi ve RRÖF arasında ROM ve DASH skorları ve hastanede kalış süresi açısından istatistiksel açıdan fark saptanmadı. Ameliyat süreleri, skar değerlendirmesi ve donör alan problemleri açısından ise istatistiksel açıdan fark saptandı.
TARTIŞMA: Dorsal el defektlerinde RRÖF sonuçları PİA’dan daha iyidir, ne varki RRÖF elin ana bir arterini sakrifiye etmektedir.

10. 
Travmatik pulmoner psödokistlerde klinik özellikler, tanı ve tedavi yöntemleri
Clinical features, diagnosis, and treatment of traumatic pulmonary pseudocysts
Seray Hazer, Umut Perçem Orhan Söylemez
PMID: 29350368  doi: 10.5505/tjtes.2017.56023  Sayfalar 49 - 55
AMAÇ: Travmatik pulmoner psödokistler künt göğüs travmalarının nadir komplikasyonlarıdır. Çalışmamızın amacı, bu nadir durumun komplikasyonlarından kaçınmak ve doğru tedavi yaklaşımını tespit etmek üzere 15 olgunun radyolojik ve klinik parametrelerle değerlendirilmesidir.
GEREÇ VE YÖNTEM: Temmuz 2014–Aralık 2015 tarihleri arasında kliniğimizde toraks travması nedeniyle takip edilen 185 hastanın bilgileri ve radyolojik görüntüleri geriye dönük olarak değerlendirildi.
BULGULAR: Travmatik pulmoner psödokist tespit edilen 15 hastanın klinik özellikleri ve görüntüleme bulguları değerlendirildi. Ortalama yaş 26.33’dü (1–89 yaş). On üç olguda etiyolojide trafik kazası sorumlu iken iki olguda yüksekten düşme sonrası gelişmişti. Beş olguda tüp torakostomi uygulandı. Olguların %66’sı komplikasyonsuz iyileşti ve hiçbir olguda torakotomi gereksinimi olmadı. Beş olgu, eşlik eden toraks dışı ciddi yaralanmaya bağlı olarak kaybedildi.
TARTIŞMA: Pnömotosel formasyonu akciğer parankiminde meydana gelen ani makaslama gücü etkisiyle parankimde kontüzyon gelişmesi ve kontüzyon alanından ani hava çıkışıyla oluşmaktadır. Bu hastalarda önerilen tedavi yaklaşımı konservatif olmakla birlikte kist rüptürüne bağlı komplikasyonlar gelişebilir. Hastalar yakın takip edilmelidirler ve hayatı tehdit eden komplikasyonlar açısından dikkatli olunmalıdır.

11. 
Maksillofasiyal ve servikal bölgelerde savaşa bağlı yaralanmaların analizi ve operasyonel saha hastanesindeki deneyimler
Analyses of combat-related injuries to the maxillofacial and cervical regions and experiences in an operational field hospital
Mehmet Burak Aşık, Sinan Akay, Sami Eksert
PMID: 29350369  doi: 10.5505/tjtes.2017.75333  Sayfalar 56 - 60
AMAÇ: Savaşın değişen şartları ile maksillofasiyal yaralanmalar daha sık görülmeye başlandı. Özellikle kentsel alanlarda, el yapımı patlayıcı gibi yüksek enerjili patlayıcı cihazlar, uzun namlulu silahların yanında sıklıkla kullanılmaktadır. Travma hastasına zamanında tıbbi ve doğru tepki verebilmek için travma puanlama sistemleri ve çok disiplinli yaklaşım kullanılması önemlidir. Bu çalışmada, uzun namlulu silahlar ya da yüksek enerjili patlayıcı cihazlar tarafından oluşan yaralanmalar arasında Askeri Yaralanma Ölçeği (MCIS) ve Askeri İşlevsellik Arızası Ölçeği (MFIS) karşılaştırıldı ve operasyonel saha hastanesinin deneyimleri paylaşıldı.
GEREÇ VE YÖNTEM: 27 Temmuz 2015 ile 22 Temmuz 2016 tarihleri arasında uzun namlulu silah (LBW) ve yüksek enerjili patlayıcılardan (HEED) kaynaklı maksillofasiyal ve servikal yaralanmaları sebebi ile operasyon hastanesine başvuran 84 hastanın tıbbi verileri gözden geçirildi. Tüm hastalar için MCIS ve MFIS skorları hesaplandı ve nitelikli hastaların kayıtları Glasgow Koma Ölçeği (GKS) skorları ve hasar alanları için değerlendirildi. Hastalar yaralanmaya neden olan cihaza/silaha göre iki gruba ayrıldı: I. grup LBW ve II. gruptaki HEED olarak belirlendi.
BULGULAR: Hastaların tümü erkekti ve yaş ortalaması 28.75 idi (20–58). Ortalama GKS skoru 13.4 iken, 16 hastada (%19) 15’ten düşüktü. LBW ve HEED grupları arasında MCIS skorlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu (p=0.206). Ek olarak LBW ve HEED grupları arasında MFIS skorlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu (p=0.238).
TARTIŞMA: Maksillofasiyal ve servikal bölge yaralanmaları, çoğunlukla kentsel alanlarda bulunan modern çatışmalara daha çok girmeye başlamıştır. Yüksek enerjili patlayıcı cihazların yol açtığı yaralanmalar, maksillofasiyal alanda uzun namlulu silahların neden olduğu yaralanmalar kadar morbid ve ölümcüldür. Hızlı ve kapsamlı müdahale, hayat kurtarıcıdır ve hastanın ileri travma tedavisine yardımcı olur.

12. 
Batın ateşli silah yaralanması olan çocuklarda cerrahi ve cerrahi olmayan yaklaşımımız
Operative and non-operative management of children with abdominal gunshot injuries
Mehmet Serif Arslan, Hikmet Zeytun, Serkan Arslan, Erol Basuguy, Mehmet Hanifi Okur, Bahattin Aydogdu, Cemil Goya, Ibrahim Uygun, Selcuk Otcu
PMID: 29350370  doi: 10.5505/tjtes.2017.15359  Sayfalar 61 - 65
AMAÇ: Solid organ yaralanmalarında, bütün dünyada standart tedavi yöntemi “nonoperative management”dır (NOM). Kurşun, trakt boyunca yaydığı yüksek enerjiden dolayı oluşturmuş olduğu doku hasarının derinliği öngörülememekte ve içi boş ogan (İBO) yaralanma sıklığı yüksek olduğundan ateşli silah yaralanması (ASY) ile ilgili bir konsensüs bulunmamaktadır. Bu çalışmada, karın bölgesinde ASY olan hastaların cerrahi ve NOM kriterlerini ortaya koymayı amaçladık.
GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 2010–Nisan 2016 tarihleri arasında karnında ASY olan hastalar geriye dönük olarak analiz edildi. Hemodinamik instabilitesi olan, seri karın muayenelerinde peritonit bulgusu devam eden, karında serbest havası olan grup 1 (n=17) operasyona alındı. NOM ile tedavi edilen olgular ise grup 2 (n=13) idi.
BULGULAR: Grup 1 ile grup 2’yi karşılaştırdığımızda; grup 1’de hemoglobin (Hb) seviyesi ve sistolik kan basıncı istatistiksel olarak düşük iken (p<0.001), yoğun bakımda kalış süresi ve ortalama yaralanma şiddet skoru (ISS) ise istatistiksel olarak yüksek idi (p<0.001). Ayrıca Grup 1’deki olguların 10’unda kolon perforasyonu, yedisinde ise ince bağırsak perforasyonu saptadık. Grup 2’deki olgularımızın dördünde karaciğer yaralanması, birinde dalak, üçünde ise renal yaralanma var iken, beşinde ise parankimatoz organ yaralanması ve İBO saptamadık.
TARTIŞMA: Karında ASY’lerindeki problem İBO yaralanması tanısındaki zorluklara bağlı olarak tedavinin gecikmesidir. Hemodinamik olarak stabil ve seri karın muayenelerinde peritonit bulgusu olmayan parankimatoz organ yaralanmaları NOM olarak tedavi edilebilinir.

13. 
Zor kolesistektomiler için teknik çözümler: Fundus-first tekniği ve parsiyel kolesistektomi
Fundus-first technique and partial cholecystectomy for difficult laparoscopic cholecystectomies
İsmail Cem Sormaz, Yiğit Soytaş, Ali Fuat Kaan Gök, İlker Özgür, Levent Avtan
PMID: 29350371  doi: 10.5505/tjtes.2017.26795  Sayfalar 66 - 70
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, retrograd diseksiyondan (RD) fundus-first (FF) tekniğine ya da laporoskopik parsiyel kolesistektomiye (LPK) geçişin komplikasyonlar, ameliyat süresi ve hastanede kalış süresi üzerine etkisini değerlendirmektir.
GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 2010–Aralık 2014 tarihleri arasında laparoskopik kolesistektomi (LK) yapılan 210 hastanın tıbbi kayıtları geriye dönük olarak incelendi. Tüm LK’lere RD yöntemiyle başlanıldı. Güvenlik penceresinin diseksiyonunda zorluk yaşanması durumunda operasyon ilk olarak FF tekniğine geçildi. Fundus-first tekniğinin de güvenli bir kolesistektomi için yetersiz kaldığı durumlarda ise LPK tercih edildi.
BULGULAR: Laparoskopik kolesistektomi ile başlanan 210 olgunun 197’si RD ile sonlandırıldı. On üç olguda diseksiyon sırasındaki zorluklar nedeniyle FF tekniği uygulandı. Fundus-first grubunda yedi olguda laparoskopik total kolesistektomi başarıyla gerçekleştirildi, geri kalan altı hastada LPK uygulandı. Ameliyat sonrası RD grubunda üç komplikasyon, LPK grubunda iki komplikasyon saptandı. Tüm olgular değerlendirildiğinde majör intraoperatif komplikasyon ve peroperatif mortalite görülmedi.
TARTIŞMA: Elektif ve komplikasyonsuz olgularda güvenli posteriyor pencere (güvenlik penceresi) prensibi uygulanmalıdır. Ancak anatomik belirsizliklerin ön planda olduğu komplike olgularda RD tekniğinde ısrarcı olmamak ve FF ya da LPK tekniklerinden birini tercih etmek açık cerrahiye dönme oranlarını azaltır ve güvenli bir laporoskopik müdahale yapılmasını sağlar.

OLGU SERISI
14. 
Fasciola hepatica’ya ikincil akut kolanjit ve akut pankreatitin yol açtığı biliyer obstrüksiyonun endoskopik tanı ve tedavisi
Endoscopic diagnosis and treatment of biliary obstruction due to acute cholangitis and acute pancreatitis secondary to Fasciola hepatica infection
Kemal Dolay, Mustafa Hasbahçeci, Engin Hatipoğlu, Fatma Ümit Malya, Adem Akçakaya
PMID: 29350372  doi: 10.5505/tjtes.2017.89490  Sayfalar 71 - 73
Biliyer Fasciola hepatica enfestasyonu, endemik ve non-endemik bölgelerde etiyolojisi bilinmeyen biliyer tıkanıklığın ayırıcı tanısında olası bir sebep olarak düşünülmelidir. Tanısal değerlendirme sonrası safra yollarında obstrüksiyon saptanan ortalama yaşları 55.8 yıl olan beş hastaya etiyolojik değerlendirme ve/veya endoskopik tedavi için endoskopik retrograd kolanjiyopankreatografi uygulandı. Endoskopik sfinkterotomi ve kolanjiyogram, biliyer sistemde safra dolum defektlerini gösterdi. Balon ve sepet kateteri kullanılarak sırasıyla iki ve üç hastada Fasciola hepatica parazitleri çıkartıldı. Morbidite veya mortalite görülmedi. Fiziksel ve laboratuvar bulgular 10 gün içinde kademeli azalarak normalleşti. Fasciola hepatica, endemik ve non-endemik bölgelerde etiyolojisi bilinmeyen safra yolu tıkanıklığı ayırıcı tanısında öncelikle düşünülmelidir. Fasciola hepatica’ya bağlı safra yolu tıkanıklığı olgularında endoskopik retrograd kolanjiyopankreatografi standart tanı ve/veya tedavi yöntemidir. Parazitin kaygan ve jel benzeri yapısından dolayı, balon kateterin yetersiz kaldığı durumlarda, yarı-açık pozisyonda sepet kateterin kullanılması gerekebilir.

OLGU SUNUMU
15. 
Kapalı kafa travması sonrası pediyatrik dural venöz sinüs trombozu: Kötü sonuçları olan ve kolayca atlanan bir tanı
Pediatric dural venous sinus thrombosis following closed head injury: an easily overlooked diagnosis with devastating consequences
Joe M Das, Rashmi Sapkota, Binjura Shrestha
PMID: 29350373  doi: 10.5505/tjtes.2017.22823  Sayfalar 74 - 77
Travmatik beyin yaralanması sonrası dural venöz sinüs trombozu (DVST) sık görülmeyen bir bulgudur. Başlangıçta tanı özellikle üstünde bir kırık yoksa sıklıkla atlanabilir. Üstünde kırık olmayan pediyatrik DVST çok ender olup literatürde bu tarihe kadar yalnızca 20 olgu bildirilmiştir. Burada önemsiz bir düşme ve bir febril epizot öyküsü olan 19 aylık bir erkek çocuğu sunuyoruz. Bize geldiğinde Glasgow Koma Skalası skoru (pGKS) E3V4M6 olduğu gibi beynin bilgisayarlı tomografi (BT) taraması normaldi. Başlangıçta konservatif tedavi edildi. Ancak bir nöbet sonrası çekilen müteakip BT taraması tentoriyumda subaraknoid kanama ve falks hematomunu gösterdi. pGKS’de düşüşle birlikte yinelenen nöbetleri gelişmeye başlayana kadar konservatif tedaviye devam edildi. Yinelenen BT taraması masif beyin ödemiyle birlikte süperiyor sagital sinüsün arka yüzünü etkileyen sinüs trombozunu açığa çıkardı. Koagülasyon profili normaldi ve sinüsün üzerinde kırık yoktu. Acil bifrontal dekompressif kraniyektomi uygulanmasına rağmen hasta kurtarılamadı. Bu olgu sunumu, sinüs tanısını atlamamanın ve atlandığı takdirde yıkıcı sonuçlara yol açabilen bu patolojinin önemini vurgulamaktadır.

16. 
Künt göğüs travması sonrası koroner intramüral hematomun yayılması
Extension of a coronary intramural hematoma after blunt chest trauma
Maeng Real Park, Mun Ki Min, Ji Ho Ryu, Dae Sub Lee, Kang Ho Lee
PMID: 29350374  doi: 10.5505/tjtes.2017.72393  Sayfalar 78 - 81
Künt göğüs travması sonrası koroner arter diseksiyonu ve intramüral hematom seyrek görülen, ancak yaşamı tehdit edici bir komplikasyondur. Koroner intramüral hematomun yayılması ise çok daha seyrek görülür. Otuz bir yaşındaki erkek yakındaki bir hastaneye künt göğüs travması nedeniyle kabulü sırasında kötüleşen sol göğüs ağrısı nedeniyle hastanemize sevk edildi. Hasta başı ekokardiyografisinde sol ventriküler apeks ve ön duvarda akinezi, sol ventrikül anteroseptal duvar ve arka duvarlarının orta-alt bölümlerinde hipokinezi görüldü. Bilgisayarlı tomografi koroner anjiyografi sol ana koroner arter ve proksimal sol ön inen arterde intramüral hematomun varlığını gösterdi. Hematomun neden olduğu tıkanıklığı açmak için sol ana koroner arterden proksimal sol sirkumfleks (LCX) artere perkütan koroner girişim (PKG) ile çıplak metal stent implante edildi. Stentlemeden sonra sol ana koroner arteri baskılayan hematom LCX artere doğru yer değiştirdi. Yine intramüral hematom gelişti ve LCX’e uzandı. Bu tıkanıklığı çözmek için bir ilaç salan stent başarıyla LCX arter içine implante edildi. Hasta komplikasyonsuz taburcu edildi. İzlemin ikinci ayında hasta semptomsuzdu ve hastada kardiyovasküler semptomlar nüksetmemişti. Travma sonrası geç dönemde oluşan göğüs ağrısı koroner arter diseksiyonundan kuşkulandırmalı ve hematomun genişlemesine karşı dikkatli olunmalıdır.

17. 
Cam parçacıkları nedeniyle oluşan travma kaynaklı Cauda Equina sendromunda tam nörolojik iyileşme: Olağandışı olgu
Neurological recovery after traumatic Cauda Equina syndrome due to glass fragments: An unusual case
Mehmet Şenoglu, Ali Karadağ, Çağlar Türk, Füsun Demirçivi Özer
PMID: 29350375  doi: 10.5505/tjtes.2017.40583  Sayfalar 82 - 84
Yabancı cisimlerle omurilik yaralanmaları oldukça nadirdir. Bununla beraber patolojik problemlere neden olan spinal kanalın içindeki cam parçacıkları çok nadir raporlanmıştır. Bu raporda, lomber manyetik rezonans görüntüleme ve bilgisayarlı tomografi kullanılarak sırtta laserasyon, bacakta ağrı ve güç kaybı ile gelen ve L2-L3 seviyesinde cam parçacıkları mevcut hasta sunuldu. L2 total laminektomi ve cam parçacıklarının tamamen çıkartılması sonrası dura tamir edildi. Takiplerde tam nörolojik iyileşme saptanan hasta taburcu edildi. Bu cam fragmanlarıyla olan spinal yaralanmalarda nöral elemanların erken operatif dekompresyonu seçeneklerden biridir. Cam parçacıklarıyla ilişkili Cauda Equine sendromlu hasta, fonksiyonel olarak iyi bir prognoza kavuşmuştur.

18. 
Yanık skarına bağlı gelişen sekonder kriptorşidizm olgusu
An unexpected long-term complication of genital burn in a child: Secondary cryptorchidism
Mustafa Öksüz, Hasan Deliağa, Adem Topkara, Ömer Faruk Koçak
PMID: 29350376  doi: 10.5505/tjtes.2017.93027  Sayfalar 85 - 87
Genital ve perianal yanıklar ciddi ve zorlu uzun dönem komplikasyonları ile ortaya çıkabilmektedir. Literatüründe herhangi bir bildirilmiş yanık sekeli olarak oluşan kriptorşitizm olgusuyla karşılaşmadık. Kriptorşitizminde yanıkların rolünü göstermek için, sekiz yaşında yaygın perineal ve inguinal yanıkları sonucu kriptorşitizm olan çocuk bildirilmiştir. Azalan skrotal volüm skarlı doku üzerine z-plasti, deri grefti ve inmemiş testis onarımı ile gerçekleştirildi.