p-ISSN: 1306-696x  |  e-ISSN: 1307-7945
Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Dergisi - Ulus Travma Acil Cerrahi Derg: 5 (4)
Cilt: 5  Sayı: 4 - Ekim 1999
1. 
DAR BANTLI İNFRARUJ IŞINININ PRİMER YARA İYİLEŞMESİNE ETKİSİ
THE EFFECTIVENESS OF NARROW BAND INFRARED BEAM ON PRIMARY WOUND HEALING
Nesrin Yağcı, Abdullah Eren, Onur Uysal, Erol Göktürk, Hanifegül Taşkıran, Hülya Rayihan
Sayfalar 229 - 234
Çalışmamız, sıçanlarda infraruj ışınının primer yara iyileşmesine etkisini araştırmak amacıyla planlanmıştır. Deney ve kontrol grubundaki sıçanlarda oluşturulan insizyonel yaranın iyileşmesi, histolojik analiz skalası ve yaranın kopma kuvveti yöntemi ile incelenmiştir. Post-operatif ilk 3 gün, ilk 7 gün ve post-operatif 3. günden sonra başlamak suretiyle 7 gün boyunca, günde bir seans ve 10 dakika süreyle uygulanan infraruj ışını sonrasında deney ve kontrol grupları arasında biomekanik inceleme sonucunda yaranın kopma kuvveti açısından istatistiksel fark bulunmazken (p > 0.05), deney ve kontrol gruplarının kendi aralarındaki kıyaslamada yara iyileşmesi yönünden ileri düzeyde anlamlı fark bulunmuştur(p<0.001). Ayrıca histopatolojik inceleme sonucunda, deney grubunda kontrol grubuna göre doku tamirinin hızlandığı görülmüştür.

2. 
ALT SERVİKAL SPİNAL TRAVMALI OLGULARDA TEDAVİ VE MORTALİTEYİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER
FACTORS AFFECTING TREATMENT AND MORTALITY IN CASES WITH LOWER CERVICAL SPINAL TRAUMA
Ümit Özkan, Ö Rahmanlı, S Kemaloğlu, A E Ak
Sayfalar 235 - 237
Bu çalışmada Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Nöroşirurji Kliniğinde 1990- 1996 yılları arasında ki 6 yıllık bir süre içerisinde yatırılarak tedavi edilen (C4 altı) alt servikal spinal yaralanması olan 43 olgu incelendi. Yaşları 10-66 arasında değişen 43 olgunun 32'si (% 74,4) erkek, 11'i (%25,6) bayandı. Bu 43 hastanın 24'ü (%55,8) düşme, 11'i (%25,5) trafik kazası, 8'i (%18,6) ateşli silah yaralanması sonucu başvuranlardı. Olguların 17si (%39,5) ölümle sonuçlanmıştır. Çalışmamızda yüksek mortalite ve morbiditeye neden olan servikal spinal yaralanmalarda mortaliteyi etkileyen faktörler incelendi. Lezyonlar önce direkt grafilerle, sonra bilgisayarlı tomografi ile görüntülendi. Sonuç olarak bu tip yaralanmalarda tedaviye ve mortaliteye etki eden faktörlerin; hastaların yaşları, nörodefisitlerinin varlığı, ilave travmatik patolojilerinin olması, alt birim sağlık istasyonlarında bu konuda eğitim eksikliği, uygun olmayan koşullarda transfer, tanı ve uygun müdahalelerinin gecikmesi gibi faktörlerin tedaviyi ve mortaliteyi etkilediği saptandı.

3. 
DELİCİ KRANYOSEREBRAL ATEŞLİ SİLAH YARALANMALARI
PENETRATING CRANIOCEREBRAL GUNSHOT WOUNDS
İbrahim M Ziyal, Bülent F Kılınçoğlu, Yüksel Şahin, Yunus Aydın
Sayfalar 238 - 241
Kranyoserebral ateşli silah yaralanmaları sıklıkla savaş dönemlerinde görülmekle birlikte, sivil hayatın da nadir kafa travması sebeplerinden biridir. Bu çalışmada, son dört yıl içinde ateşli silah yaralanması sonucu kafa travması geçiren 29 sivil yaralanma olgusu tanı, tedavi ve takip sonuçları ile birlikte literatür gözden geçirilerek özetlendi. Kurşun yaralanması 21 olguda, saçma ile yaralanma ise 8 olguda tesbit edildi. Olguların kliniğe kabulleri esnasındaki Glasgow Koma Skalaları (GKS) 12 olguda 3-7 arası, 11 olguda 8-11 arası ve 6 olguda 12-15 arası idi. Travmatik subaraknoid kanama (SAK) 27 olguda (%93), pnömosefalus 26 olguda (% 83), ayrıca 6 olguda intraserebral hematom, 4 olguda geniş kranyal defekt ve 2 olguda intraventriküler kanama tabloya eşlik etmekte idi. Ondokuz olguda mermi çekirdeğinin ya da saçmanın kafayı terk etmiş olduğu, on olguda ise kranyum içinde kalmış olduğu tesbit edildi. Cerrahi girişim 10 olguya uygulandı. Sadece bir olguda mermi çekirdeği çıkartıldı, ancak bu olguda cerrahi endikasyon kurşunun çıkarılması değil intraserebral hematomun boşaltılması idi. İki olguda geç dönemde abse tesbit edildi. Bu serinin mortalite oranı % 34 olarak tesbit edildi. Hayatta kalan 19 olgunun ortalama takip süresi 26 ay idi ve sadece 2 olgu hiçbir nörolojik defisit veya sekel olmaksızın yaşamını devam ettirmektedir. Ayrıca iki olguda zaman içinde kranyum içindeki kurşunun yer değiştirmiş olduğu tesbit edildi.

4. 
AKUT MEZENTER İSKEMİDE EMBOLEKTOMİ TECRÜBEMİZ
OUR EXPERIENCE OF EMBOLECTOMY AT ACUTE MESENTERIC ISCHEMIA
Ayla Büyükkeçe, Mehmet Kemal Öğüş, Şükrü Aktan
Sayfalar 242 - 245
Ocak 1992 ile Eylül 1998 tarihleri arasında mezenterik vasküler oklüziv hastalık tanısı ile ameliyat edilen 74 olgunun dokuzunda barsak nekrozunun tam olarak yerleşmemesi nedeniyle superior mezenter arter (SMA) eksplorasyonu uygulanarak sorunun emboli olduğu olgularda embolektomi yapıldı. Dokuz olgunun 2'sinde barsaktaki iskemi tamamen düzeldi ve rezeksiyon gerekmedi (%22.2). İki olguda ise iskemik bölgenin bir bölümünde reperfüzyon sağlandı ve masif barsak rezeksiyonu gerekmedi (%22.2). Kalan 5 olgu ise embolektomiden yarar görmedi (%55.6). Altı olguda sepsis gelişti (%66.6), üç olgu ise kaybedildi (%33.4). Fizik muayene ve laboratuvar bulguları desteklemese bile, akut mezenter oklüziv hastalık olabilme riski yüksek, şiddetli karın ağrısı olan olgularda anjiografi olanağı yoksa laparotomiden kaçınılmaması, barsakta nekroz yerleşmemiş ise SMA'in ekplore edilmesi ve sorun emboli ise embolektomi yapılması gerektiği kanısındayız. Reperfüzyondan sonra serbest oksijen radikallerine bağlı reperfüzyon hasarı ve bakteriyel translokasyona bağlı sepsis olasılığının da göz ardı edilmemesi gerektiği görüşündeyiz.

5. 
HUMERUS ÜST UÇ KIRIKLARINDA UYGULADIĞIMIZ TEDAVİ YÖNTEMLERİ VE SONUÇLARIMIZ
FRACTURE - DISLOCATION OF THE PROXIMAL HUMERAL END THE METHOD AND THE RESULTS OF TREATMENT
Ahmet Tan, Ercan Çetinus, Haldun Ertürk, İlhan Gever
Sayfalar 246 - 251
S.B. Haseki Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji polikliniğine Ocak 1988 Ağustos 1996 tarihleri arasında 866 humerus üst uç kırığı ve kırıklı-çıkık olgusu müracaat etti. Bu olgulardan 53(%6)'ü yatarak tedavi edildi. Yatarak tedavi edilen olguların 32(%60)'si erkek, 21 (% 40)'i kadın olup, yaş ortalaması 39 (min. 7 - maks. 79)'du. Bu olguların 21 (% 40'i konservatif olarak, 32 (% 60) 'si cerrahi olarak tedavi edildi.Ortalama 16.8 ay (min.6 - maks.40 ay) izlenen 27 olguda kırık iyileşmesi radyolojik olarak, hasta omuzun fonksiyonları ise Constant Skorlama sistemine göre değerlendirildi. Kırık fragmanlarında deplasman derecesi ve fragman sayısının artmasının, uygulanan cerrahi tekniğin,sonuçlar üzerinde etkili olabileceği, iyi bir fonksiyonel sonuç için rehabilitasyonun, uygulanan ortopedik tedavi y önlemleri kadar gerekli olduğu sonucuna varıldı.

6. 
ATEŞLİ SİLAH YARALANMASINA BAĞLI PSÖDOARTROZ SORUNU VE SİRKÜLER EKSTERNAL FİKSATÖR İLE TEDAVİ SONUÇLARIMIZ
PROBLEM OF PSEUDOARTHROSIS DUE TO GUNSHOT INJURIES AND OUR TREATMENT RESULTS WITH CIRCULAR EXTERNAL FIXATOR
Mahmut Kömürcü, Sabri Ateşalp, Mustafa Başbozkurt, Bahtiyar Demiralp, Ethem Gür
Sayfalar 252 - 256
Ateşli silah yaralanmalarına bağlı defektli ve defektsiz psödoartroz tedavisi oldukça güç ve tartışmalı bir konudur. Bu çalışmada GATA Ortopedi ve Travmatoloji A.D'de Ocak-1986 Aralık-1997yılları arasında sirküler eksternal fiksatör (CEF) ile tedavi edilen toplam 151 psödoartrozlu olgunun tedavi sonuçları sunulmuştur. Olgularımızın ortalama yaşı 24 olup, 95(%62.9)'si defektli psödoartroz ve 56 (%37.1)'u defeksiz psödoartrozdur. Ortalama takip süresi 64.2 (24-132) aydır. Klinik ve radyolojik olarak elde ettiğimiz başarılı sonuçlar özellikle yüksek enerjili ateşli silah yaralanmasına bağlı psödoartroz sorununun, CEF cihazı ve tekniği ile başarılı bir şekilde çözümlenebileceğini göstermiştir.

7. 
KÜNT RENAL YARALANMALARDA YAKLAŞIM
GENITOURINARY SYSTEM TRAUMAS
Şaban Mimaroğlu, Gökhan Toktaş, Erdinç Ünlüer, Cemalettin Murat, Suat Özkan, Cenk Gürbüz
Sayfalar 257 - 261
Kliniğimizde Ocak 1992 ile Şubat 1998 tarihleri arasında künt batın travmasına bağlı renal yaralanma tanısı konulan 14'ü (%29.16) kadın, 34'ü (%70.84) erkek toplam 48 hastanın kayıtları retrospektif olarak incelendi Yaralanma şekli bakımından yüksekten düşme 22 hasta (%45.8) ile ilk sırada yer almaktaydı. Hastaların yaş ortalaması 27.8 yıldı (minimum 6 - maksimum 71). Hastaların 41'inde %85.4 minör, 7 'sinde %14.6 majör renal yaralanma olduğu görüldü. 41'inde minör, 3'ünde majör renal yaralanma olan toplam 44 hastaya, (%91.7) konservatif tedavi uygulanmış olup, bunların 43'ü (%97.7) başarılı bir şekilde tedavi edilirken, majör yaralanması olan bir (%2.3) hasta geç eksplorasyon sonrası konservatif kalınarak tedavi edildi. Acil eksplorasyon uygulanan 4 (%8.3) hastada majör renal yaralanma vardı ve bunların 3' üne nefrektomi yapılırken kalan bir hastaya konservatif kalınmasına karar verildi. Takiplerine devam eden hastaların hiçbirinde geç dönem komplikasyonları (retroperitoneal apse, ürinom, sepsis) gelişmedi. Genel beden travmalarında renal yaralanma oranı %3-10 arasında meydana gelmektedir. Son yıllarda renal yaralanmaların tanı ve tedavisinde önemli gelişmeler olmuştur. Giderek daha fazla konservatif yaklaşıma doğru artmış bir eğilim görülmektedir. Bu gelişmeler doğrultusunda kendi deneyimlerimizi yeniden gözden geçirdik ve bu konuda batın travmalarıyla ilgili uzmanlık dallarının deneyimlerini gözden geçirmelerinin gerekli olduğunu gördük.

8. 
DİYAFRAGMA YARALANMALARI
DIAPHRAGMATIC INJURIES
Günay Gürleyik, Emin Gürleyik, Mithat Güran, Ömer Günal, Mevlüt Pehlivan, Selçuk Ünalmışer
Sayfalar 262 - 265
Bu yazımızda, preoperatif tanısı zor olan ve genellikle yandaş yaralanmalarla birlikte görülen diyafragma yaralanmalı olgulardaki deneyimlerimizin aktarılması amaçlanmıştır. Yetmiş beş olgunun hastane kayıtları, ameliyat öncesi ve ameliyat bulgularıyla, tedavi sonuçları değerlendirilmek amacıyla retrospektif olarak incelenmiştir. Olguların % 87si erkek ve ortalama yaş 32'dir. Diyafragma yaralanmalarının % 63'ü penetran travmalara bağlıdır. Preoperatif tanı oranı % 28, tanı ve tedavi gecikmesi oranı % 9 bulunmuştur. Laserasyon 50 (% 67) olguda diyafragmanın sol yansında yerleşiktir. Künt yaralanmaların % 82'si, penetranların % 57si Diyafragmanın sol yarısındadır (p=0.031). Olguların % 84'ünde yandaş yaralanmalar saptanmıştır. Olguların %79'unda 2 ve 3. Derece diyafragma hasarı vardır. Biri hariç tüm laserasyonlar primer dikiş ile başarılı olarak onarılmıştır. Erken dönemde mortalite % 9'dur ve hepsi yandaş sistem ve organ yaralanmalarına bağlıdır. Mortalite künt travmalarda % 14, penetranlarda % 6'dır (p=0.23). Travmatik diyafragma yaralanmalarının preoperatif tanısı güç olmaktadır. Ancak diyafragma hasarlarının cerrahi onarım sonuçları başarılıdır. Ölüm genellikle yandaş yaralanmalara bağlı gelişmektedir. Künt ve penetran göğüs ve karın travmalarında diyafragma yaralanmasının düşünülmesi ve dikkatli cerrahi eksplorasyon tedavinin başarısı için esastır.

9. 
ATEŞLİ SİLAHLARLA OLUŞTURULMUŞ TORAKS YARALANMALARI
THORACIC GUNSHOT INJURIES
Mustafa Çıkırıkçıoğlu, Ufuk Çağırıcı, Yüksel Atay, Tahir Yağdı, Ali Telli, Önol Bilkay
Sayfalar 266 - 269
Bu çalışma 1991-1998 yılları arasında toraks travması nedeniyle Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Damar ve Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalları'na acil olarak yatırılan 286 hasta arasından ateşli silahlar ile oluşturulmuş 29 yaralanma olgusunu kapsamaktadır. İncelenen olguların erkek/kadın oranı 3.1 olup yaş aralığı ve ortalaması sırasıyla 19-64 ve 36.4 olarak bulundu. Yaralanmaların 11'i av tüfeği (%37) ile oluşturulmuştu. Yandaş yaralanmalar arasında majör vasküler yaralanmalar (%66) ilk sırada yer almakta iken, olguların dokuzuna (%31) torakotomi, birine (%3) median sternotomi ile müdahale edildi. Bu müdahalelerden altısı (%60) acil koşullarda gerçekleştirildi. Ortalama yatış süresi 13.6 gündü. Morbidite %57 oranında izlenirken, mortalite iki olgu ile %7 oranında saptandı. Diğer yaralanma türleri ile kıyaslandığında, bu yaralanmaların morbidite ve yatış süresine etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu (sırasıyla p < 0.001 ve p < 0.05).

10. 
ACİL SERVİSTE SANTRAL VENÖZ KATETER UYGULAMALARI
CENTRAL VENOUS CATHETERIZATION IN EMERGENCY DEPARTMENT
Cuma Yıldırım, İbrahim İkizceli, Levent Avşaroğulları, Erdoğan M
Sayfalar 270 - 273
Acil servislere başvuran hastaların çoğuna süratli bir şekilde ve emniyetli bir damar yolu açmak gerekmektedir. Travma, şok, yanık gibi vakalarda etkili resüsitasyon ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Bu hastaların bir çoğunda periferik vasküler kollaps olduğundan periferik damar yolu açmak zor olduğu gibi, istenilen derecede etkili replasman sağlanamamaktadır. Ayrıca, bu hastaların bir kısmında mayi replasmanının etkili olup olmadığını anlamak için santral venöz basınç takibi de gerekli olmaktadır. Dolayısı ile çoğu kez santral venöz kateterizasyon kaçınılmaz bir ihtiyaç olmaktadır. Bu çalışmada 1998 yılı içindeki 12 aylık zaman periyodunda acil serviste santral venöz kateter takılan 186 hastanın dosyaları retrospektif olarak incelendi. Santral venöz kateterizasyon için en sık subklavian ven kullanıldı (%50). Hastaların büyük çoğunluğunda kateterizasyon endikasyonu mayi replasmanı ve santral venöz basınç ölçümü idi (%92). Cerrahi acil olgularda en sık acile başvuru nedeni trafik kazası (% 26), dahili olgularda ise Serebrovasküler hastalıklar (%9) idi. Subklavian kateterizasyonda %10; İnternal juguler kateterizasyonda %4; femoral kateterizasyonda ise %26 komplikasyon gelişmiştir. En sık görülen komplikasyonlar femoral yolda enfeksiyon ve subklavian yolda arter kateterizasyonudur.Sonuç olarak; Santral kateter uygulaması özellikle acil servisler için vazgeçilmez bir uygulamadır. Tecrübesiz ellerde bazı komplikasyonları vardır. Ancak bu komplikasyonlar santral kateter takılmasına engel değildir. Sadece mayi transfüzyonu için santral kateter uygulamasına gerek yoktur.

11. 
RETROGRAD AMNEZİ TEK BAŞINA BİLGİSAYARLI BEYİN TOMOGRAFİSİ ÇEKTİRME ENDİKASYONU MUDUR ?
IS RETROGRADE AMNESIA, BY ITSELF, AN INDICATION FOR CRANIAL COMPUTERIZED TOMOGRAPHY?
Erol Armağan, Şule Akköse, Mehtap Bulut, Halil Özgüç, Rıfat Tokyay
Sayfalar 274 - 276
Minör kafa travmasına (Glaskow Koma Skoru: 15) bağlı retrograd amnezi olguları acil hekimlerinin çok sık rastladığı bir durumdur. Bu nedenle herhangi bir nörolojik bulgu taşımayıp sadece retrograd amnezisi olan olgularda Bilgisayarlı Beyin Tomografjsinin (BBT) ne kadar gerekli olduğunu araştırmak amacı ile bu çalışma yapılmıştır. Retrograd amnezi dışında herhangi bir nörolojik defisiti bulunmayan ardışık 100 olguya BBT çekilmiştir. Bu olguların 5'inde patoloji saptanmış, 95 BBT normal bulunmuştur. Bu bulgular literatürle uyumludur (%4-6). Bu nedenle retrograd amnezinin yandaş semptom ve bulgular olmadan da tek başına BBT endikasyonu olarak devam etmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

12. 
MİNİMAL TRAVMAYA BAĞLI KİST HİDATİK PERFORASYONU
HYDATID CYST PERFORATION DUE TO MINOR TRAUMA
Fehmi Çelebi, A Ahmet Balık, S Selçuk Atamanalp, Sabahattin Dalga
Sayfalar 277 - 280
Karaciğer kist hidatiği eski bir hastalık olup Hipocrates zamanından beri bilinmektedir. Dünyanın bazı bölgelerinde ve ülkemizde yaygın olan hastalığın önemli komplikasyonları vardır. Zamanında ve uygun tedavi edilmeyen hastalık komplikasyonlarının ortaya çıkmasıyla öldürücü olabilir. Endemik bölgelerde genellikle uzun süre semptomsuz seyredebilir. Makalemizde çeşitli nedenlerle karaciğer kist hidatiği perforasyonuna bağlı meydana gelen üç akut karın tablosu literatür ışığında irdelendi.

13. 
KÜNT TORAKS TRAVMASINA BAĞLI SEKONDER TANSİYON PNÖMOPERİKARDİYUM
TENSION PNEUMOPERICARDIUM AFTER BLUNT CHEST TRAUMA
Şerife Tubaliman, Tamer Altıok, Ayşin Alper, İ Cüneyt Kurul, A İrfan Taştepe
Sayfalar 281 - 283
Künt toraks travması sonrasında gelişen tansiyon pnömoperikardiyum nadir gözlenen bir patolojidir. Burada künt toraks travması sonrasında gelişen göğüs patolojilerine ek olarak klinik, hemodinamik ve radyolojik olarak tanısı karakteristik bulgularla konan bir pnömoperikardiyum vakası sunulmaktadır. Önce Sağ daha sonra sol pnömotoraks oluşması nedeniyle ardışık olarak yerleştirilen iki taraflı toraks tüpleriyle, muhtemelen pleuroperikardiyal laserasyona bağlı olarak gelişen pnömoperikardiyum ve tamponad bulguları perikarda müdahaleye gerek kalmadan gerilemiştir.

14. 
GASTRIC LEIOMYOBLASTOMA
GASTRIC LEIOMYOBLASTOMA
Selman Sökmen, Sedat Karademir, Tarkan Ünek, Sermin Özkal, Ali Küpelioğlu
Sayfalar 284 - 287
Epiteloid gastrik stromal tümörler, gastrik tümörlerin ayrı bir patolojik alt grubunu oluşturur. Malign ve metastatik potansiyelleri, prognozları tartışmalıdır. Bu tümörlerin klinik davranışlarını tayin edebilmek çoğu zaman güçtür, ancak hastaların büyük bir kesimi semptomatiktir ve en sık görülen semptom gastrointestinal hemorajidir. Diğer bazı neoplazmalarla, özellikle gastrik adenokarsinom, birliktelik bildirilmiştir. Bu olgu sunumunda, akut masif gastrointestinal ve intraperitoneal kanama ile başvuran, senkron olarak multiple primer malign tümörlerle birliktelik gösteren bir gastrik stromal tümörün kendisine özgü klinik özellikleri, histolojik bulguları ve prognozu tartışılmıştır.

15. 
AKSİSİN TRAVMATİK SPONDİLOLİSTEZİSİNDE POSTERİOR PLAK-VİDA FİKSASYONU
POSTERIOR SCREW-PLATE FIXATION IN TRAUMATIC SPONDYLOLISTHESIS OF AXIS
A F Özer, A Çerçi, M Sasani, M Kalelioğlu, A Ç Sarıoğlu
Sayfalar 288 - 291
Asılan adam kırığı üst servikal bölgenin nadir olmayan kırıklardandır. Son derece instabil kırıklar olup konservatif tedaviye iyi yanıt verirler. Konservatif tedaviyi reddeden, cevap vermeyen vakalarda cerrahi müdahale endikasyonu vardır. Burada sunulan olguda asılan adam kırığı cerrahi tedavisi literatürde gözden geçirilerek tartışılmış ve posterior C2-3 plak vida fiksasyonunun zor ama yapılması gereken müdahale olduğu vurgulanmıştır.

LookUs & Online Makale