| DIĞER | |
| 1. | Ön Sayfalar Front Matters Sayfalar I - VII |
| DENEYSEL ÇALIŞMA | |
| 2. | Fenitoin sıçanlarda tüp mide ameliyatından sonra zımba hattının iyileşmesi için güvenli bir madde midir? Is phenytoin a safe agent for staple line recovery after gastric sleeve surgery in rats? Ferhat Çay, Ali Duran, Esra Tokay, Nelin Hacıoğlu, Feray Köçkar, Eren Altun, Burhan Hakan KanatPMID: 38073452 doi: 10.14744/tjtes.2023.29035 Sayfalar 1321 - 1328 AMAÇ: Tüp mide ameliyatının (SG) en zorlu ve ölümcül komplikasyonu stapler hattının kaçmasıdır. Stapler hattında doku iyileşmesini hızlandırmak için birçok ajan kullanılmasına rağmen hala etkinliği ve etkinliği konusunda fikir birliği yoktur. Çalışmanın amacı, fenitoinin sıçanlarda tüp mide ame-liyatının iyileşme sürecine etkisini belirlemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Patohistolojik incelemelerin yanı sıra postoperatif 10. günde fenitoinin stabiler hatta patlama basıncı analizine etkisi belirlendi. Fenitoinin VEGF, TGF-β, FGF2 ve p53 genlerinin ekspresyonu üzerindeki moleküler etkisi qRT-PCR ile araştırıldı. Ayrıca immünohistokimyasal analiz ile protein seviyesindeki gen ifadeleri belirlendi. BULGULAR: Rezeke edilen örneklerde intraabdominal kaçak bulgusuna rastlanmadı. Stabil hat patlama basıncı değerlerinde kontrol ve fenitoin uygulama grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı artışlar olmuştur. Patohistolojik sonuçlar, çalışma grubunun ortalama kollajen skorunun (3.2±0.42) kontrol grubuna (2.3±0.48) göre anlamlı derecede yüksek olduğunu göstermektedir (p=0.003). Ayrıca çalışma grubunun ortalama epitelizasyon skoru (3.4±0.52) kontrol grubuna göre (2.1±0.57) anlamlı olarak yüksekti (p=0.001). VEGF, TGF-β, FGF2 ve p53 genlerinin mRNA'sı fenitoin verilen grupta önemli ölçüde arttı. Fenitoin kullanımında kontrol grubuna göre yüksek FGF2 protein ekspresyon seviyeleri belirlendi. SONUÇ: Moleküler çalışmalar, fenitoinin sıçanlarda SG'yi takiben mide tüpünün iyileşme sürecini artırabileceğini ve insan mide kaçaklarının önlen-mesi için yeni bir ajan olabileceğini düşündürmektedir. |
| 3. | Deneysel omurilik yaralanması olan sıçanlarda Shilajit'in etkisinin histopatolojik ve immünohistokimyasal olarak incelenmesi Histopathological and immunohistochemical investigation of the effect of Shilajit in rats with experimental spinal cord injury Eyüp Çetin, Tunahan Samcak, Ömer Faruk Keleş, İlker Ünlü, Mehmet Edip Akyol, Özkan ArabacıPMID: 38073457 doi: 10.14744/tjtes.2023.60621 Sayfalar 1329 - 1334 AMAÇ: Bu çalışma, deneysel olarak omurilik yaralanması (SCI) oluşturulan sıçanlarda Shilajit'in histopatolojik ve immünohistokimyasal etkilerini araştırmak üzere tasarlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Sıçanlar üç gruba ayrıldı. Kontrol grubu: Spinal kord hasarı oluşturulan fakat herhangi bir ilaç uygulanmayan gruptur. Düşük doz grubu: Spinal kord hasarı oluşturulduktan sonra 150 mg/kg dozunda ameliyat sonrası 1. saatte, 1. günde 2. günde ve 3. günde intraperitoneal Shilajit verilen gruptur. Yüksek doz grubu: Spinal kord hasarı oluşturulduktan sonra 250 mg/kg dozunda ameliyat sonrası 1. saatte, 1. günde 2. günde ve 3. günde intraperitoneal Shilajit verilen gruptur. Ötenazi sonrasında spinal kordan alınan ince kesitler ise histopatolojik ve immünohistokimyasal incelemeye gönderildi. BULGULAR: Yüksek doz grubunun histopatolojik incelemesinin morfolojik bulgular açısından düşük doz grubu ve kontrol grubuna kıyasla daha düşük miktarlarda olduğu gözlendi. Spinal hasarlı sıçanların kontrol grubunda belirgin derecede CD68 immün reaksiyonu gözlenirken, Shilajit uygulanan gruplarda ise pozitif immün reaksiyonun anlamlı düzeyde azaldığı saptandı. SONUÇ: Omurilik yaralanmasında Shilajit kullanılmasının sekonder hasarın etkilerini azaltacağı ve bu hastalarda tedavi olarak verilmesinin sonuçlar üzerinde olumlu etkiler yapacağını düşünmekteyiz. |
| 4. | Kara mayını patlamasının neden olduğu alt ekstremite hasarının özellikleri ve mekanizması: Tavşan modelinde bir araştırma Characteristics and mechanism of lower limb injury induced by landmine blast: A research in a rabbit model Sen Zhang, Gengfen Han, Yan Xiong, Ziming Wang, Zhong Wang, Xinan LaiPMID: 38073454 doi: 10.14744/tjtes.2023.39560 Sayfalar 1335 - 1343 AMAÇ: Kara mayını patlamalarının neden olduğu uzuv yaralanmalarının tedavisi ve korunması zordur. Alt ekstremite yaralanmalarını incelemek için bir hayvan modeli oluşturmak ve kara mayını patlamalarının neden olduğu alt ekstremite yaralanmalarının özelliklerini ve mekanizmalarını araştırmak gereklidir. GEREÇ VE YÖNTEM: Yirmi altı olgun beyaz tavşan rastgele sham grubuna (n=10) ve yaralanma grubuna (n=16) ayrıldı. Kara mayını patlaması, özel modifiye edilmiş bir sabitleme çerçevesi ile dik durumdaki sağ alt ekstremitenin altına elektrikli fünyeler yerleştirilerek simüle edildi. Vücut hareketlerini gözlemlemek için yüksek hızlı fotoğraflama tekniği kullanılmıştır. Vital bulgular, vasküler yaralanma (dijital subtraksiyon anjiyografi ile belirlenerek), patolojik özellikler ve tibialis anterior kası ve şaft triseps surae ATP konsantrasyonu karşılaştırma için kaydedildi. BULGULAR: Genel olarak, tavşanların yaralı bacaklarının orta ve alt segmenti ciddi şekilde hasar gördü. Ekstremite güdükleri, dokusuz bölge, kontüzyon hematomu ve ödem kontüzyonu olmak üzere üç alanda dağılım gösterdi. Sinsi yara izi, miyofasiyal yıkım ve periost sıyrılması kara ma-yını patlama yaralanmasının tipik özellikleriydi. ATP konsantrasyonu ve patolojik analiz, tibialis anterior kasının en ciddi şekilde yaralandığını, bunu gastroknemius ve soleusun takip ettiğini gösterdi. Hem kontüzyon hem de komotio alanındaki etkilenen kasın ATP konsantrasyonu zaman içinde önemli ölçüde azaldı, ancak avülsiyon alanındaki kas zaman içinde hiçbir değişiklik göstermeden düşük aktivite seviyesinde kaldı. Kontüzyon alanında küçük vasküler yaralanma belirgindi. Siyatik sinir lezyonu bölgesi kastan daha yüksekti. Siyatik sinir yaralanması bölgesi ciddi kontüzyon kasından daha yüksekti. Yüksek hızlı fotoğraflama tekniği, yaralı uzvun eklemlerinin aşırı derecede büküldüğünü ve ardından patlama şok dalgası altında hızlı bir gerilme olduğunu gösterdi. SONUÇ: Oluşturulan deneysel model, savaş alanında mayın patlamasıyla yaralanan alt uzuvların tipik etkisini ortaya koymaktadır. Kara mayını pat-laması alt uzuvlarda sinir lezyonu, diz yaralanması ve zamanla ilerleyen mikrosirkülasyon hasarı gibi tipik hasara neden olabilir. Uzuv kütüğü, klinik tedaviler ve prognoz için önemli bir referans sağlayabilecek gros patoloji ve mikropatolojiye dayalı olarak üç bölgeye ayrılmıştır. |
| 5. | Over torsiyonu olan sıçanlarda Passiflora incarnata'nın overin iskemi/reperfüzyon hasarı üzerinde koruyucu etkileri Protective effects of passiflora incarnata on ovarian ischemia/reperfusion damage in rats with ovarian torsion Serkan Arslan, Fırat Aşır, Ebru Gökalp Özkorkmaz, Mustafa Azizoğlu, Erol Basuguy, Mehmet Hanifi Okur, Serap Mutlu Özçelik Otçu, Müsemma Alagöz Karabel, İbrahim Kaplan, Bahattin AydoğduPMID: 38073455 doi: 10.14744/tjtes.2023.52986 Sayfalar 1344 - 1350 AMAÇ: Bu çalışmada, Passiflora incarnata'nın (PI) iskemi reperfüzyon (IR) kaynaklı oksidatif ve enflamatuvar over hasarına karşı koruyucu etkisinin olup olmadığının araştırılması amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışmada, dişi Wistar albino sıçanlarda PI'nin over iskemi-reperfüzyon hasarı üzerindeki etkileri araştırıldı. Sıçanlar rast-gele üç ayrı gruba ayrıldı: Grup 1 (sham), Grup 2 (IR: ) ve Grup 3 (IR+PI). BULGULAR: Ortalama malondialdehit (MDA), miyeloperoksidaz (MPO) ve total oksidant status (TOS) düzeyleri IR grubunda daha yüksekti (sı-rasıyla, p=0.025, p<0.001 ve p=0.016). Total antioksidant status (TAS) düzeyleri IR grubunda daha düşüktü (p=0.005). İmmün boyama, gruplar arasında anlamlı fark vardı. Tümor nekroz faktör-alfa (TNF-α): Grup 1, 2 ve 3 için sırasıyla %13.84, %49.51 ve %22.51 (p<0.01). Bax: Grup 1, 2 ve 3 için sırasıyla %10.53, %46.74 ve %26.46 (p<0.01). Aneksin V: Grup 1, 2 ve 3 için sırasıyla %12.24, %44.86 ve %23.28 (p<0.01). Kanama, enfla-masyon, foliküler dejenerasyon ve konjesyona ilişkin ortalama skorlar gruplar arasında belirgin farklılıklar vardı ve tümü p<0.001 olarak kaydedildi. SONUÇ: Passiflora incarnata, antioksidan, antienflamatuvar ve antiapoptotik biyolojik aktiviteleri sayesinde hücre hayatta kalmasını destekledi, over dokusunu histolojik olarak korudu ve oksidatif stresi azaltarak IR hasarını iyileştirdi. |
| KLINIK ÇALIŞMA | |
| 6. | İleus hastalarında tedavi modalitesi ve mortalite ile hemoglobin, albumin, lenfosit, platelet (HALP) skoru arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi Evaluation of the relationship between Hemoglobin, Albumin, Lymphocyte, Platelet (HALP) score and treatment modality and mortality in patients with ileus Büşra Bildik, Bora Çekmen, Şeref Emre Atiş, Yahya Kemal Günaydın, Melis DorterPMID: 38073459 doi: 10.14744/tjtes.2023.68620 Sayfalar 1351 - 1356 Giriş: İleus, bağırsak geçişinin tıkanması olarak tanımlanan ve bağırsaklarda mekanik obstrüksiyon veya paralitik nedenlere bağlı olarak gelişen klinik durumdur. İnce bağırsak obstrüksiyonları primer olarak cerrahi durumlar olarak anılsada, konservatif tedavi bazı hastalarda seçilen bir tedavi protokolüdür. Bu çalışmanın amacı ileus hastalarında HALP skorunun konservatif-cerrahi tedavi kararını, mortaliteyi ve hastanede kalış süresini belirlemede efektivitesini ve inflamasyonla ilişkili diğer parametrelere üstünlüğünü değerlendirmektir. Method: Çalışmaya ileus tanısı alan hastalar dahil edildi. Yaş, cinsiyet, komorbiditeler, seçilen tedavi yöntemi (konservatif veya cerrahi), hastanede kalış süresi ve hastane içi mortalite kaydedildi. Biyokimya parametrelerinden beyaz kan hücresi, hemoglobin, trombosit, nötrofil, lenfosit, nötrofil, lenfosit, üre, kreatinin, aspartat aminotransferaz, bilirubin, albümin ve c-reaktif protein seviyeleri kaydedildi. HALP skoru hesaplandı ve mortalite, hastanede kalış süresi, konservatif ve cerrahi tedavi kararı arasındaki ilişki analiz edildi. Results: Çalışmaya toplam 286 hasta dahil edildi. 245 (%85,7) hastada konservatif tedavi uygulandı. 262 (%91,6) hastada mortalite izlenmedi, 24’ünde (%8,4) mortalite izlendi. HALP skoru mortalite izlenmeyen hastalarda anlamlı olarak yüksekti (p=0.045). Mortalite izlenmeyen hastaların medyan albümin değeri mortalite izlenen hastalardan daha düşüktü (p < 0.001). Mortalite izlenen hastaların yaş, üre, kreatinin, AST ve CRP değerleri, izlenmeyenlere göre anlamlı olarak daha yüksekti (sırasıyla p değerleri = 0.002, < 0.001, < 0.001, < 0.001, < 0.001 ve = 0.001). Konservatif tedavi uygulanan hastaların HALP skoru, cerrahi tedavi uygulananlara göre anlamlı olarak yüksekti (p=0,003). Lenfosit değeri konservatif tedavi ile izlenen hastalarda anlamlı olarak yüksekti (p=0,027). Ameliyat olan hastalarda yaş, üre, kreatinin ve CRP skorları daha yüksekti (sırasıyla p değerleri = 0.007, < 0.001, 0.003 ve < 0.001). Tedavi yöntemi ve HALP skoru için ROC analizi yapılıp HALP skoru 28 olarak alındığında konservatif tedaviyi saptamada duyarlılık 50.6%, özgüllük 78.0%, pozitif LR 2.3 ve negatif LR 0.63 olarak tespit edildi. (EAA 0,645 [%95 güven aralığı = 0,556–0,735) ]; p = 0.003). Sonuç: HALP skoru ileuslu hastalarda mortalite ve tedavi şeklinin belirlenmesinde faydalı olabilecek önemli bir skorlama sistemidir. HALP skorunun ileus tanılı hastaların yönetiminde, hem mortaliteyi azaltmada hem de uygun tedavi yöntemini belirlemede olumlu katkı sağlayacağı kanaatindeyiz. |
| 7. | Metamfetaminle ilişkili peptik ülser perforasyonu: Büyüyen endişe Methamphetamine-related peptic ulcer perforation: a growing medical concern Bilal Turan, Hakan Eroğlu, Bülent Sultanoğlu, Kenan DemirbakanPMID: 38073456 doi: 10.14744/tjtes.2023.53146 Sayfalar 1357 - 1363 AMAÇ: Madde bağımlılığına bağlı perforasyonlar ile ilgili literatüre birçok çalışma yapılmış olup, inhaler metamfetaminle ilgili perforasyonlar hakkında sınırlı sayıda yayın mevcuttur. Son zamanlarda, kliniğimizde bu ilacın tüketiminde belirgin bir artışa sekonder olduğunu düşündüğümüz, özellikle perfore peptik ülseri olan hastaların sayısında artış olduğunu gördük. Bu çalışmanın temel amacı, “ateş&buz” olarak bilinen inhale metamfetamin kullanımının peptik perforasyonu ve komplikasyonları, özellikle perforasyon ile doğrudan ilişkili bir faktör olup olmadığını belirlemek ve ayrıca bu madde kullanımına bağlı peptik ülser perforasyonu olan hastaların demografik değişkenlerini literatür eşliğinde belirlemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: 2021 yılında kliniğimizde cerrahi tedavi uygulanan 29 mide perforasyonu hastalarının tıbbi kayıtları incelenerek retrospektif bir çalışma yapıldı. Veriler, SPSS.23 (IBM Inc., Chicago, IL, ABD) programına aktarılarak istatistiksel analizlerle değerlendirildi. Sürekli değişkenlerin normallik varsayımları Kolmogorov-Smirnov testi, varyans homojenlikleri ise Levene testi ile incelendi. İki düzeyli karşılaştırmalar, veriler normal dağılıyor ise T testi, verilerin normal dağılmadığı iki düzeyli karşılaştırmalar için Mann-Whitney U-testi kullanıldı. Kategorik değişkenler arasındaki ilişkiler ki-kare test analizi ile incelendi. Bütün analizlerde anlamlılık düzeyi olarak p<0.05 değeri kabul edildi. BULGULAR: Yirmi dokuz hasta, metamfetamin kullananlar (n=13) ve kullanmayanlar (n=16) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Metamfetamin kullanan grupta daha düşük olan yaşa göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardı (31.69 - 48.8- p=0.025). Gruplar arasında PU öyküsü varlığı anlamlı derecede farklılık göstermekteydi (p=0.009). İlginç bir şekilde, madde bağımlarlında AST-ALT değerleri daha düşüktü (p=0.020). Ayrıca, gruplar arasında lokalizasyonda önemli farklılık mevcuttu (p<0.001). Cinsiyet, klinik durum, diğer laboratuvar değerleri, açısından iki grup arasında istatis-tiksel olarak anlamlı fark yoktu. Madde kullanmayan grupta nadir olarak 1 hasta Kovid tedavisi altında iken mide perforasyonu ile ameliyata alındı. SONUÇ: Ateş&buz olarak bilinen metamfetamin tüketimi, özellikle genç hastalarda ve bu narkotik maddenin uzun süreli tüketiminde ülser gelişimi ve ardından perforasyon olayı için önemli bir risk faktörüdür. Halihazırda nadir olarak kabul edilen bu risk faktörünün kliniğimizde az sürede oldukça fazla sayıda görüldüğü tespit edilmiştir. Resmi olmayan verilere göre, ilimizde her 10 gençten 6’sının bu maddeye kolayca ulaşabildiği ve kullandığı tah-min edilmektedir. Kullanım yaşı 10-11 yaşına kadar düşmüştür. Sadece mide perforasyonu olarak değil, madde kullanımına bağlı, aynı evde yaşayan yakını veya bir yabancı tarafından kesici delici alet, ateşli silah veya darp ile yaralanan birçok hastayı da kliniğimizde cerrahi tedavi ile takip etmekteyiz. Toplumsal büyük bir tehdit olarak kabul edilen bu maddenin kullanımı gittikçe yaygınlaşmakta, bu çalışma ise sadece bir hastanenin genel cerrahi kliniğine yansıyan buzdağının görünen kısmının oldukça küçük bir parçasıdır. |
| 8. | Diyafragma fıtıklarının onarımı: 70 olgunun retrospektif analizi Repair of diaphragmatic hernias: Retrospective analysis of 70 cases Osman Köneş, Ozan Akıncı, Sezer Bulut, Burak Atar, Mahmut Said Değerli, Mehmet KarabulutPMID: 38073460 doi: 10.14744/tjtes.2023.98029 Sayfalar 1364 - 1367 AMAÇ: Konjenital ve travmatik diyafragma fıtıkları (DF) ciddi morbidite ve mortalite nedeni olabilen solunumsal ve gastrointestinal komplikasyonlara yol açabilmektedir. Bu çalışmada, komplike veya komplike olmayan diyafragma fıtıklarının cerrahi onarımına dair deneyimimizi paylaşmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: 2009-2023 arasında DF nedeniyle acil veya elektif şartlarda ameliyat edilen hastalar geriye dönük olarak analiz edildi. De-mografik özellikleri, öyküleri, semptomları, fıtık etyolojileri, bilgisayarlı tomografi bulguları, ameliyat teknikleri ve postoperatif sonuçları kaydedildi. BULGULAR: Olguların ortalama yaşı 51.5±18.5 olup 29’u kadın 41’i erkekti. Fıtık etyolojisi sırasıyla, konjenital (%40), travmatik (%32.8), spontan (%14.3) ve iyatrojenik (%12.8) idi. Ortalama fıtık defekti 7.3±2.76 cm (3-15 cm) olup fıtıkların %84’ü sol tarafta idi. Olguların %60’ı laparoskopik, %11.4’ü laparotomi ile opere edildi. Laparoskopiden açığa geçiş oranı %24.3 idi. Hastaların %48’inde dual yama kullanıldı ve %34’ünde primer sütü-rasyon uygulandı. Postoperatif mortalite oranı %7.1 idi. SONUÇ: Diyafragma fıtıkları abdominal organ strangülasyonu, pulmoner ve kardiyak komplikasyonlar nedeniyle önemli bir morbidite ve mortalite nedenidir. Diyafragma fıtığı tanısı konulduğunda laparoskopik veya açık cerrahi tercih edilmesi gereken tedavi yöntemidir. |
| 9. | Geriatrik hastalarda proksimal femur kırıklarında spinal anestezi pozisyonu analjezisinde perikapsüler sinir grubu bloğu ile femoral sinir bloğunun karşılaştırılması: Randomize klinik çalışma Comparison of pericapsular nerve group block and femoral nerve block in spinal anesthesia position analgesia for proximal femoral fractures in geriatric patients: a randomized clinical trial Ela Erten, Umut Kara, Fatih Şimşek, Mehmet Burak Eşkin, Ahmet Burak Bilekli, Nesrin Öcal, Serkan Şenkal, İlker OzdemirkanPMID: 38073453 doi: 10.14744/tjtes.2023.33389 Sayfalar 1368 - 1375 AMAÇ: Bu çalışmada, geriatrik hastalarda kalça kırığı cerrahisinde spinal anestezi için lateral dekübit pozisyonu verildiğinde oluşan ağrı üzerine femoral sinir bloğu ile perikapsüler sinir grubu bloğunun analjezik etkinliğinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Proksimal femur kırığı nedeniyle kalça kırığı cerrahisi geçirmesi planlanan ≥65 yaş, Amerikan Anestezistler Derneği fiziksel değerlendirmesinde sınıf I-IV arasında olan ve vücut kitle indeksi 18-40 kg/m2 olan hastalar çalışmaya dahil edildi. Perikapsüler sinir grubu bloğu veya femoral sinir bloğu spinal anestezi için pozisyondan 20 dakika önce yapıldı. Spinal anestezi sırasında lateral pozisyon, kalça fleksiyonu ve lomber omurga fleksiyonu verilmesi sırasında oluşan ağrılar değerlendirildi. BULGULAR: Altmış hasta çalışmayı tamamladı. Lateral pozisyon verirken oluşan medyan ağrı skorları sırasıyla perikapsüler sinir grubunda 2 (0-4) ve femoral sinir bloğu gruplarında 2.5 idi (p=0.001). Kalça fleksiyonu verirken oluşan medyan ağrı skorları sırasıyla perikapsüler sinir grubunda 1 (0-4) ve FNB gruplarında 2.5 idi (p<0.001). Lomber fleksiyon sırasında oluşan medyan ağrı skoru sırasıyla perikapsüler sinir grubunda 1 (0-4) ve femoral sinir bloğu gruplarında 2.0 idi (p=0.001). İki grupta spinal anestezi pozisyonunun kalitesinde anlamlı bir fark görülmedi (p>0.05). SONUÇ: Geriatrik kalça kırıklarında preoperatif perikapsüler sinir grubu bloğu spinal anestezi pozisyonuna bağlı ağrının azaltılmasında femoral sinir bloğuna göre daha etkilidir. Her iki blok da duruş kalitesi ve spinal girişim sayısı üzerinde benzer bir etkiye sahiptir. |
| 10. | Posterior malleolar kırıklarda anteroposterior ve posteroanterior vida tespit tekniklerinin karşılaştırılması: Retrospektif bir klinik çalışma Comparison of anteroposterior and posteroanterior screw fixation techniques for posterior malleolar fractures: a retrospective and clinical study Suat Batar, Ali ŞişmanPMID: 38073458 doi: 10.14744/tjtes.2023.66204 Sayfalar 1376 - 1381 AMAÇ: Posterior malleol distal tibiofibular kompleksin önemli bir parçasıdır. Ayak bileği ekleminin stabilitesinin korunmasında çok önemli rolü vardır. Bu çalışmada, Haraguchi Tip 1 posterior malleol kırığı olan hastalarda, anteroposterior (AP) ve posteroranterior (PA) kompresyon vidası ile fiksasyonun klinik ve radyolojik sonuçları karşılaştırıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 2018- Mart 2022 tarihleri arasında trimalleoler kırık tanısı ile opere edilen 306 olgunun verileri retrospektif olarak incelendi ve kriterleri karşılayan 60 hasta çalışmaya dahil edildi. AP vida uygulanan 31 hasta ve PA vida uygulanan 29 hasta klinik ve radyolojik olarak karşılaştırıldı. Radyolojik olarak; kırık iyileşme süresi, basamaklanma miktarı, deplasman miktarı ve artroz gelişimi karşılaştırıldı.. Klinik olarak ise; son kontroldeki ayak bileği eklem hareket açıklığı, Amerikan Ortopedik Ayak-Ayak Bileği Derneği Skoru (AOFAS), Görsel Analog Skala (VAS) ve Olerud-Molander Skoru sonuçları karşılaştırıldı. BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması, cinsiyet dağılımı, sigara kullanımı, kırık etyolojisi, yaralanmadan ameliyata kadar beklenen süre, ameliyat süresi, kırık iyileşme süresi ve takip süresi açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmedi. Basamaklanma ve deplasman miktarı PA vida grubunda daha düşüktü (sırasıyla, p<0.001, p=0.004). Artroz gelişimi karşılaştırıldığında Kellgren-Lawrence Sınıflamasına göre PA vida grubunun %62.1’inde artroz bulgusu görülmezken, AP vida grubunda bu oran %22.6 idi. Ayak bileği dorsifleksiyon ve plantar fleksiyon hareket açıklığı, AOFAS skoru, Olerud-Molander Skoru ve VAS sonuçlarının PA vida grubunda istatistiksel olarak daha iyi olduğu tespit edildi (sırasıyla, p=0.002, p=0.001, p=0.002, p=0.001, p=0.002). Komplikasyonlar açısından gruplar arasında anlamlı fark tespit edilmedi. SONUÇ: Haraguchi tip 1 posterior malleol kırığı olan trimalleoler kırıklı hastaların tedavisinde kullanılan iki farklı vida fiksasyon tekniği karşılaştırıldı. Sonuç olarak, perkütan PA vida fiksasyonu kırık hattında daha az deplasman ve basamaklanma sağlaması, ayak bileğinde daha az artroz geliştirmesi ve daha iyi fonksiyonel skorlara sahip olması nedeni ile AP vida fiksasyon yöntemine göre daha avantajlıdır. |
| OLGU SUNUMU | |
| 11. | PEG tüpünün geç dönemde yerinden çıkması sonucu belirgin stoma darlığı gelişmiş 3 olguda buji dilatasyonu ile stomanın kullanılabilir hale getirilmesi Accidental late PEG dislodgment in 3 cases with a narrow stoma: Bougie dilatation rescue İbrahim Hakkı Köker, Özlem Yenidünya, Nurten Akyürek Savaş, Şerife Değirmencioğlu Tosun, Can DavutoğluPMID: 38073451 doi: 10.14744/tjtes.2023.09130 Sayfalar 1382 - 1384 Perkütan endoskopik gastrostomi (PEG), oral gıda alamayan birçok hastada basit ve etkili bir enteral beslenme yöntemidir. Gastro-kütanöz fistül (stoma) olgunlaştıktan sonra PEG tüpünün yerinden çıkması geç dönem olarak adlandırılır. Erken tespit edilmezse, stoma lümeni daralır ve replasman tüpünün geçişine izin vermez. Bu durumda izlenen yöntem orijinal stomanın tamamen kapanmasından sonra yeni bir gastro-kutanöz fistül açılarak yeni bir PEG tüpü yerleştirilmesidir. Burada, PEG tüpünün geç dönemde yerinden çıkması sonrası ciddi şekilde daralmış stomalı 3 olguda stoma kurtarıcı buji dilatasyon yöntemini sunuyoruz. |
| DIĞER | |
| 12. | Hakem Listesi Reviewer Index Sayfa 1385 Makale Özeti | |