| DIĞER | |
| 1. | Ön Sayfalar Front Matter Sayfalar I - V |
| DENEYSEL ÇALIŞMA | |
| 2. | Yüksek ozon dozu, deneysel mezenter iskemi modelinde antiinflamatuar etkisi için anahtar faktör müdür? Is the increased ozone dosage key factor for its anti-inflammatory effect in an experimental model of mesenteric ischemia? Basak Erginel, Fatih Yanar, Burak Ilhan, Seçil Yüksel, Parvana Mikailova, Neslihan Berker, Erbuğ Keskin, Feryal Gün SoysalPMID: 37791435 PMCID: PMC10644088 doi: 10.14744/tjtes.2023.86086 Sayfalar 1069 - 1074 AMAÇ: Bağırsakların iskemi/reperfüzyon yaralanması ciddi bir cerrahi durumdur. Bu çalışma, oluşturulan bir iskemi/reperfüzyon yaralanması modelinde nispeten artan ozon dozu ile ozon tedavisinin etkilerini ortaya koymayı amaçlamıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışmada 24 adet albino Wistar rat üç grupta incelendi. Kontrol grubundaki sıçanlara (KG, n=8) sadece laparotomi uygu-landı. Sahte grupta (SG, n=8) ve ozon grubunda (OG, n=8) sıçanların superior mezenterik arteri (SMA) 1 saat süreyle tıkandı. SMA deoklüzyondan sonra karın kapatıldı, SG'de intraperitoneal olarak fizyolojik salin infüze edildi ve OG'de intraperitoneal olarak artan ozon/oksijen karışım dozu (0.7 mg/kg'dan 1 mg/kg'a) infüze edildi. Bağırsak mukozal hasarın histopatolojik incelemesi için 24. saatte ince bağırsak örnekleri alındı ve Chiu skoruna göre değerlendirildi. Ayrıca oksidan düzeyler için Malondialdehit (MDA) ve Miyeloperoksidaz (MPO) düzeyleri, doku antioksidan sistemini değer-lendirmek için ise Glutatyon (GSH) enzim aktivitesi ölçüldü. BULGULAR: Histopatolojik olarak Chiu skoru KG'de en düşüktü. Ozonun bağırsak mukozası üzerindeki iyileştirici etkisini gösteren OG'de SG'ye kıyasla daha düşüktü. OG'deki Chiu skoru, KG'ye kıyasla daha yüksekti, ancak istatistiksel olarak anlamlı değildi. OG'de SG'ye kıyasla önemli ölçüde daha yüksek bir GSH seviyesi gözlendi ve bu da antioksidan aktiviteyi kanıtladı. SONUÇ: Sıçanlarda iskemi/reperfüzyonun bu deneysel modelinde, artan ozon seviyesi ile tedavi, antioksidan mekanizmalar yoluyla inflamatuar süreci azalttı ve bağırsak mukozal hasarı azalttı. Bununla birlikte, ozon tedavisinin etkinliği dozajlarına bağlıdır. |
| KLINIK ÇALIŞMA | |
| 3. | Çocuklarda dijital palpasyon kullanılarak perkütan trakeostomi yerleştirme bölgesinin tanımlanma doğruluğu The accurate identification of the percutaneous tracheostomy insertion site using digital palpation in children Cengizhan Kilicaslan, Ekin Guran, Onur KaracaPMID: 37791446 PMCID: PMC10644085 doi: 10.14744/tjtes.2023.59198 Sayfalar 1075 - 1080 AMAÇ: Perkütan trakeostomi (PT) uzun süreli ventilasyona bağlı yoğun bakım hastalarında sıklıkla gerekli olabilir.Genel riskler düşük olmakla birlikte, özellikle çocuklarda ciddi komplikasyonlar meydana gelebilir. Bu çalışmada, 5-13 yaş arası çocuklarda PT giriş noktasının dijital palpasyonla belirleme doğruluğunun değerlendirilmesi amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Katılımcılardan dijital palpasyon kullanarak PT için iğne giriş noktasını (2./3. veya 3./4. trakeal halkalar arasındaki boşluk) belirlemeleri istendi. Daha sonra, tek bir operatör lineer yüksek frekanslı transduser kullanarak trakeal bölgede ilgili anatomik yapıları belirledi. Doğru tahmin, orta hat içinde ilgili trakeal halkaların üst ve alt sınırları arasındaki işaret olarak tanımlandı. BULGULAR: 104 hastayı kapsayan çalışmada sonografik bulgularla karşılaştırıldığında hastaların toplam %50.9'unda dijital palpasyonla PT giriş yeri doğru olarak saptandı. USG ile PT giriş noktasının belirlenmesi için gereken süre palpasyon tekniğinden daha uzundu (114.7'ye karşı 43.8 saniye, p<0.001). Deriden hava mukoza temas çizgisi arasındaki mesafesi ne kadar düşükse, dijital palpasyon yöntemiyle PT giriş noktası tespitinin başarısı o kadar yüksekti. Her iki yöntem giriş noktaları arasındaki ortalama mesafe 4.53±2.03 mm idi. Hatalı değerlendirmelerin çoğu (%45) 2. trakeal halkanın yukarısındaydı.Vücut kitle indeksindeki bir birimlik artış, başarısızlık riskinin 1.1 kat artmasıyla ilişkiliydi (p=0.030). SONUÇ: 5-13 yaş arası çocuklarda özellikle VKİ arttıkça PT yerleştirme yerinin belirlenmesinde önemli yanlışlıklar bulunmaktadır. Prosedür öncesi USG, PT için yer işaretlerinin belirlenmesine yardımcı olabilir. |
| DENEYSEL ÇALIŞMA | |
| 4. | Kolajen kaplı nano-hidroksiapatit ile zenginleştirilmiş polikaprolakton membranın sıçan mandibular defektlerinde in vivo olarak değerlendirilmesi In vivo behavior of a collagen-coated nano-hydroxyapatite enriched polycaprolactone membrane in rat mandibular defects Sühan Gürbüz, Altan Doğan, Ayşe Karakeçili, Burcu ToközlüPMID: 37791448 PMCID: PMC10644081 doi: 10.14744/tjtes.2023.90673 Sayfalar 1081 - 1090 AMAÇ: Bu araştırmanın amacı yönlendirilmiş kemik rejenerasyonunu (GBR) artırmak için oluşturulmuş kolajen (COL) kaplı nano-hidroksiapatit (nHA) ile zenginleştirilmiş polikaprolakton (PCL) membranın rat mandibular defektinde yeni kemik oluşumu üzerine etkilerini ve biyouyumluluğunu değerlendirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Yirmi sekiz adet 12 haftalık dişi Long Evans sıçana tek taraflı 5 mm çaptaki trefan frez ile mandibular angulus defekti oluşturul-du ve iki gruba ayrıldı. Test grubu membran (M-1, M-2) ile tedavi edilirken, kontrol grubu ise kendiliğinden iyileşmeye (C-1, C-2) bırakıldı. Ameliyat sonrası 2. haftada (M-1, C-1) ve 8. haftada (M-2, C-2) sıçanlar sakrifiye edildi. Sıçanların mandibular kemiği histopatolojik olarak değerlendirildi. Rejenere kemiğin yoğunluğu PET/CT ile değerlendirildi. BULGULAR: Histopatolojik olarak defektin periferinden başlayan yeni kemik oluşumu (NBF) M-1'de zengin hücresel karaktere sahipti. M-2, M-1'den anlamlı olarak daha yüksek yeni kemik oluşumuna sahipti (p=0.003). Ayrıca M-2’de, M-1'ye göre anlamlı derecede daha az inflamasyon bulundu (p<0.05). SONUÇ: Bu çalışma, yönlendirilmiş doku rejenerasyonu prensipleri ile oluşturulan yeni üretilmiş kolajen kaplı nHA ile zenginleştirilmiş polikaprolak-ton membranın alveolar defektlerde doku mühendisliği için umut verici bir tasarım olabileceğini göstermektedir. |
| 5. | Distal tibia metafiz kırıklarının cerrahi tedavisinde üç farklı cerrahi yöntemin biyomekanik olarak karşılaştırılması. Bir hayvan modeli çalışması Biomechanical comparison of three different surgical methods in the surgical treatment of distal tibial metaphyseal fractures. An animal model study Cem Yıldırım, Osman Görkem Muratoğlu, Samed Ordu, Hasan Ceylan, Duran Can Muslu, Doğan AtlıhanPMID: 37791442 PMCID: PMC10644082 doi: 10.14744/tjtes.2023.66304 Sayfalar 1091 - 1097 AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, açık tibia kırıklarında uygulanabilen minimal invaziv plak osteosentezi (MIPO), subkutan plaklama (SP) ve unilateral eksternal fiksatörlerin (UEF) mekanik özelliklerinin araştırılmasıdır. GEREÇ VE YÖNTEM: 60 adet taze koyun tibia örneğinde kemiklerin ortasından osteotomi yapılarak stabil olmayan diyafiz tibia kırığı oluşturuldu. Örnekler 3 gruba ayrıldı. SP grubu için numunelere standart bir MIPO tekniği ile kemikten 15 mm implante edilen kırık fiksasyonu uygulandı. UEF grubuna unilateral uniplanar eksternal fiksatörler uygulandı. İlk olarak, otuz numune (her grup için 10 numune) tibial eksen boyunca dikey olarak 1800 N'ye yüklendi. İkinci olarak, metal yorgunluğunu önlemek için döngüsel yükleme için önceden hazırlanmış diğer 30 kemik kullanıldı. Dinamik testler için 10.000 döngü için 350 N'lik bir kuvvet uygulandı. BULGULAR: Üç fiksasyon aletinin sıkıştırma testinde (1800 N'ye kadar dikey yükleme); yapı sertliği SP ve UEF grupları ile karşılaştırıldığında MIPO grubunda en yüksekti. MIPO grubunun sertliği SP grubuna benzer iken UEF grubuna göre istatistiksel olarak daha yüksekti (sırasıyla p=0.08 ve p=0.002). SP grubu, UEF grubuna göre anlamlı olarak daha sertti (p=0.0021). Ortalama pik yük SP grubunda en yüksek, UEF grubunda en düşüktü. SP grubunda tepe yük MIPO grubuna benzer, UEF grubundan istatistiksel olarak yüksekti (sırasıyla p=0.743 ve p=0.002). SONUÇ: Bu in vitro hayvan modeli çalışmasından elde edilen biyomekanik özelliklere dayanarak, subkütan plaklama tekniği biyomekanik olarak UEF'den daha güçlüydü ve eksenel yükleme açısından MIPO ile benzer biyomekanik özelliklere sahipti. |
| KLINIK ÇALIŞMA | |
| 6. | Akut pankreatitli hastalarda kısa dönem mortaliteyi tahmin etmede HALP skorunun öngörü gücü Predictive power of HALP score in estimating short-term mortality in patients with acute pancreatitis İlkay Güler, İzzet UstaalioğluPMID: 37791438 PMCID: PMC10644086 doi: 10.14744/tjtes.2023.84970 Sayfalar 1098 - 1102 AMAÇ: HALP skorunun akut pankreatitte kısa vadeli mortaliteyi öngörme gücünü incelemek. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma üçüncü basamak bir hastanenin scil servisinde yapıldı. Acil servise başvuran ve akut pankreatit tanısı alan hastaların tıbbi kayıtları retrospektif olarak incelendi. HALP skorunun bu hastalarda kısa dönem mortaliteyi tahmin etme yeteneği analiz edildi. BULGULAR: Çalışma toplam 634 hasta ile gerçekleştirildi. Bu hastaların yaş ortalaması 59.7±16.6 olup, 381'i (%60.1) kadındı. Dahil edilen toplam hastaların 42'si (%6.6) yoğun bakım ünitesine (YBÜ) alınırken, 58'i (%9.1) öldü. HALP skorlarının kısa vadeli mortaliteyi öngörme gücünü incelemek için alıcı çalışma karakteristikleri (ROC) analizi kullanıldı. Eğri altındaki alan (AUC) değeri 0.891 (%95 GA: 0.833-0.949) olarak bulundu. HALP skorunun kısa dönem mortaliteyi belirlemede cut-off değeri >15 olduğunda skorun duyarlılığı % 82.8, özgüllüğü % 86.8, pozitif öngörü değeri (PPV) %38.7 ve negatif öngörü değeri ( NPV) %98.0. SONUÇ: Akut pankreatit, erken tanı ve yeterli tedavi gerektiren bir hastalıktır, değilse yüksek oranda mortalite ve morbiditeye neden olabilir. Bu çalışma sonucunda HALP skorunun akut pankreatit tanılı hastalarda kısa dönem mortaliteyi öngörmede kullanılabileceği kanısına varıldı. |
| 7. | Akut apandisitli hastalarda laparoskopik apendektomiden açık apendektomiye dönüşüm için risk faktörlerinin belirlenmesi Determination of risk factors for conversion from laparoscopic to open appendectomy in patients with acute appendicitis Cem Azılı, Serhat Tokgöz, Bourak Chousein, Selim Tamam, Mehmet Şah Benk, Serdar Culcu, Ahmet Oğuz HasdemirPMID: 37791447 PMCID: PMC10644076 doi: 10.14744/tjtes.2023.94955 Sayfalar 1103 - 1108 AMAÇ: Akut apandisit en yaygın cerrahi acil durum nedenidir. Laparoskopik apendektomi ile tedavi edilmesi gereken akut apandisit vakalarını açık cerrahi ile tedavi edilmesi gereken vakalardan ayırt etmek zor olabilir. Bu çalışmanın amacı, ilk cerrahi değerlendirme sırasında laparoskopik apendektomiden açık apendektomiye dönüşüm için potansiyel risk faktörlerini belirleyerek uygunsuz teknik seçimini ve buna bağlı komplikasyonları önlemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışma, akut apandisit nedeniyle laparoskopik eksplorasyon yapılan hastaların retrospektif bir analizidir. Çalışmaya Ocak 2016 ve Temmuz 2021 tarihleri arasında 18 yaş üstü hastalar dahil edilmiştir. Hastalar cerrahi yaklaşıma göre iki gruba ayrıldı: laparoskopik apendek-tomi (LA) yapılanlar ve önce laparoskopik eksplorasyon yapılıp daha sonra açık apendektomiye (AAG) geçilen olgular. Gruplar arasında demografik özellikler, perioperatif faktörler ve sonuçlar karşılaştırıldı. BULGULAR: Çalışmaya apendektomi için laparoskopik eksplorasyon yapılan 634 erişkin dahil edildi. %80.8'sinde LA yapıldı ve %19.2'sinde (n=122) AAG gerekti. AAG hastalarının yaş ortalaması LA hastalarından anlamlı olarak daha yüksekti (48.5 yıla karşı 37.8 yıl, p<0.001). Konversiyon oranı 65 yaş üstü hastalar için %63.8 iken, 65 yaş altı hastalar için %15.6 idi (p<0.001). AAG hastalarda LA hastalarına kıyasla daha yüksek bilirubin düzeyleri (%36.1'e karşı %13.5, p<0.001), daha yüksek ASA skorları (ASA>2, COA %52.5'e karşı %7.8, p<0.001) ve daha yüksek BT görüntüleme ihtiyacı (%84.4'e karşı %67.6, p<0.001) vardı. Alvarado skoru LA'yı AAG 'dan önemli ölçüde ayırmıştır (skor>6 olan %62,6'ya karşı %39.4, p<0.001). AAG hastalarında oral alıma başlayana kadar geçen süre (31.6'ya karşı 9,9 saat, p<0,001) ve komplike apandisit oranları (%40.9'a karşı %0.6, p<0.001) an-lamlı derecede yüksekti. Ameliyattan sonra, AAG'da LA'ya kıyasla daha yüksek komplikasyon oranları görüldü: cerrahi alan enfeksiyonları (%8.2'ye karşı %2.7, p=0.004), yeniden ameliyat (%13.1'e karşı %0, p<0.001), hastaneye tekrar yatış (%14.7'ye karşı %2.3, p<0.001) ve mortalite (%1.6'ya karşı %0, p<0.004). SONUÇ: İleri yaş ve özellikle 65 yaş üstü, yüksek bilirubin düzeyleri, ASA>2 skoru ve BT taraması kullanılarak ameliyat öncesi tanılama ihtiyacının artması, açık apendektomiye geçiş için önemli belirleyiciler olarak bulundu. Konversiyon grubunda ameliyat süresi, oral alıma kadar geçen süre ve komplike apandisit insidansı anlamlı olarak daha yüksekti. Konversiyon grubunda ameliyat sonrası komplikasyon, cerrahi alan enfeksiyonu, hastaneye tekrar yatış ve ölüm oranları anlamlı derecede yüksekti. Açık cerrahiye dönüşüm ile ilişkili komplikasyon oranlarındaki artıştan kaçınmak için, ileriye dönük risk faktörleri olan bir hastanın ilk değerlendirilmesi faydalı olabilir. |
| 8. | Akut kolesistitte preoperatif ultrasonografinin laparoskopik kolesistektomiden açık cerrahiye geçişi tahmin etmedeki rolü The role of preoperative ultrasound in predicting conversion from laparoscopic cholecystectomy to open surgery in acute cholecystitis Saygın Altıner, Ender Ergüder, Saliha Hazal Altınok, Seyit Murat Aydın, Aziz Mutlu Barlas, Salih TuncalPMID: 37791445 PMCID: PMC10644075 doi: 10.14744/tjtes.2023.45469 Sayfalar 1109 - 1113 AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, akut kolesistitli hastalarda laparoskopik kolesistektomi sırasında açık cerrahiye geçiş için preoperatif ultrason bulgularının rolünü değerlendirmek; ayrıca operasyon ve yatış süreleri üzerine etkilerini değerlendirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya 1 Ocak – 30 Haziran 2023 tarihleri arasında akut kolesistit sebebiyle laparoskopik kolesistektomi tekniğiyle ameliyata başlanan 80 hasta dahil edildi. Preoperatif ultrasonografide kese duvar kalınlığı ve perikolesistik mayi varlığı ile ameliyat süresi, açık cerrahiye geçme ve hastanede yatış süreleri arasındaki ilişkisi değerlendirildi. BULGULAR: Safra kesesi duvar kalınlığı, açık cerrahiye geçilen hastalarda 7.0 (6.0- 8.0) mm iken, diğer grupta 5.0 (4.0- 5.0) mm ölçüldü ve fark istatistiksel olarak anlamlıydı(p<0.001). Ayrıca preoperatif ultrasonografide perikolesistik mayi bulunması açık cerrahiye geçilen ve laparoskopik tamamlanan hasta grupları arasında değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0,012). Safra kesesi duvar kalınlığının ameliyatın açık cerrahiye geçilmesinde ayırt edici gücü ROC analizi ile değerlendirildi. Area Under Curve (AUC) değeri 0.907 olarak saptandı. ROC eğrisine göre safra kesesi duvar kalınlığı ≥5.75 milimetre için duyarlılık ve özgüllük yüzdesi sırasıyla, %85.7; %84.9 bulundu. SONUÇ: Akut kolesistit atağı geçiren hastalarda, perikolesistik mayi bulunması ve safra kesesi duvar kalınlığının 5.75 mm ve daha büyük olmasının laparoskopik kolesistektominin teknik olarak daha zor geçeceğini gösteren faktörler olarak değerlendirilebilir. |
| 9. | İnternal abdominal hernilerdeki tanı karışıklığının çözülmesi Untangling diagnostic confusion in internal abdominal hernias Aziz Ahmet Surel, Nurullah İshak Işık, Merve YazlaPMID: 37791450 PMCID: PMC10644087 doi: 10.14744/tjtes.2023.36037 Sayfalar 1114 - 1121 AMAÇ: İnternal herniler, gastrointestinal sistemin mezenterik veya peritoneal defektlerle ilişkilendirilen bağırsak herniasyonlarıdır. Etyolojik olarak, internal herniler genellikle konjenital veya edinsel olarak iki kategoriye ayrılır. İnternal herniler genellikle nonspesifik semptomlarla başvururlar. Bilgisayarlı tomografinin yaygınlaşması ile tanısal zorluklar azalmış olsa da görüntüleme bulguları ile tanı doğruluğu arasında yaşanan uyumsuzluk klinisyenler için hala sorun olmaya devam etmektedir. Bu çalışma ile, acil servise karın ağrısı şikayetiyle başvuran ve bilgisayarlı tomografi (BT) ile internal herni ön tanısı alan hastaların laparotomi sonucu sonlanımlarının karşılaştırılmasını amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırmamız retrospesktif, gözlemsel ve tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırmamıza acil servise karın ağrısı ile başvuran, BT çekilerek internal herni ön tanısı alan hastalar dahil edilmiştir. Hasta verisi olarak: hastaların yaş, cinsiyet, BT ile belirlenen internal herni tipi, ameliyat olup olmadığı, ameliyat tanısı, hastane yatışının olup olmadığı, yatış olduysa kaç gün yattığı, bağırsak rezeksiyonu, mortalite ve kan parametreleri kaydedilmiştir. İnternal herni tipi için Welch sınıflaması kullanılmıştır. BULGULAR: Abdomen BT sonucunda internal herni ön tanısına sahip olan 112 hastanın yaşlarının median değeri 52 yıl olarak bulundu (46 kadın, 66 erkek). Tüm hastalardan 87 tanesi takip ve operasyon için hastaneye yatırılırken 25 hasta acil servis takibi sonrasında taburcu edildi. Paraduodenal herniler 48 hasta ile en çok düşünülen ön tanı oldu. Bu hastalardan 45 tanesine acil servis ve klinik gözlem sonrasında şikayetlerinin geçmesi üzerine elektif şartlarda değerlendirilmek üzere taburcu edilmiştir. Bu hastaların kesin tanısı bilinmemektedir. 32 hastanın cerrahi sonrası tanısı internal herni olarak doğrulanmıştır. Bunlardan 15 tanesi kadın, 17 tanesi erkektir. Yaşlarının median değeri 52'dir. İnternal herni tanısı alan hastaların median hastane yatış gün sayısı 5 olarak bulunmuştur. Konjenital ve edinsel herniler, rezeksiyon işlemi ve mortalite açısından incelenmiştir. Edinsel hernilerde rezeksiyon oranı ve mortalite daha fazla olmasına rağmen istatistiksel fark bulunamamıştır. 35 hastanın ise tanısının farklı olduğu görülmüştür. 19 hasta brid ileus, 5 hasta volvulus, 6 hasta apandisit, 1 hasta duodenal perforasyon, 3 hasta jinekolojik malignite, 1 hasta renal malignite tanısı almıştır. SONUÇ: İnternal herniler nadir görülen bir durum olsa da mortalite riskinin fazla olması nedeniyle erken teşhis ve tedavi çok önemlidir. Çalışmamız sonucunda yaygınlaşan BT kullanımı ile daha erken tanı ve tedavi şansı yakalayan hastaların daha iyi bir prognoza sahip olduğu bulunmuştur. Çalışmamız literatürdeki en fazla vaka serisine sahip çalışmalardan biridir. Radyolojik görüntüleme ile ön tanısı internal herni olan hastaların değerlendirildiği, cerrahi sonrası tanının kesinleşmesi ve internal herni ile karışabilecek diğer durumların karşılaştırılması ile farklı bir bakış açısı yansıtan, bu sayede literatüre katkı sağlayacağını düşündüğümüz bir çalışmadır. |
| 10. | Diyabetik ayak krizi nedeni ile acil cerrahi yapılan hastaların özellikleri ve yönetimi Characteristics and management of patients undergoing emergency surgery for diabetic foot attack Serap Ulusoy, Mustafa OrucPMID: 37791449 PMCID: PMC10644080 doi: 10.14744/tjtes.2023.06713 Sayfalar 1122 - 1129 AMAÇ: Diyabetik ayak krizi, diyabetik ayağın en kötü klinik tablolarından biri olarak kabul edilir. Diyabetik ayak krizinde amputasyonu önlemek ve hastanın yaşamını kurtarmak için hızla hareket etmek gerekir. Bu çalışmanın amacı, diyabetik ayak krizinin karakteristik özelliklerini ortaya çıkarmak ve sağlık profesyonellerine bu hastaları yönetme ve gerektiğinde sevk etme konusunda rehberlik etmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Diyabetik ayak krizi nedeni ile değerlendirilen 65 hasta retrospektif olarak incelendi. Demografik veriler toplandı. Hastaların Infectious Diseases Society of America/ International Working Group on the Diabetic Foot (IDSAIWDGF) evreleri, Site Ischemia Neuropathy Bacterial Infection and Depth (SINBAD) ve Laboratory Risk Indicator for Necrotizing Fasciitis (LRINEC) skorları hesaplandı. Bu ölçümlere göre hastalar kategorilere ayrıldı ve istatistiksel sonuçlar elde edildi. BULGULAR: Çalışmada, acil cerrahi müdahale gerektiren hastaların, merkezimize gelmeden önce ortalama 2 hastaneye başvurduğu ve ilk şikayet başladığından beri geçen medyan kabul süresinin 9 gün olduğu bulundu. Tüm hastaların IDSA/IWDGF evreleri 3 ve 4'tü. SINBAD skoru 4 ile 6 arasındaydı. Hesaplanan LRINEC skorlarına göre hastaların %60'ı nekrotizan fasiit açısından yüksek risk altındaydı. Periferik arteriyel tıkanıklık gö-rülme oranı %58.2 iken hastaların %69.2'sine amputasyon yapıldı. Hastaların %21.3'ü yoğun bakım ünitesinde takip edildi.Mortalite oranı %4.2 idi. SONUÇ: Diyabetik ayak krizi, yüksek klinik şüphe gerektiren bir acil cerrahi durumdur. Tanı konulup acil cerrahi tedavi yapılmazsa yüksek mortalite ve amputasyon oranına sahiptir. Hastaların yüksek beyaz küre sayısı, lokal ve sistemik enflamasyon bulguları, direkt grafide, alt ekstremitelerde cilt altında amfizem olması ve kan şekeri yüksekliği diyabetik ayak krizi için uyarıcı olmalıdır. Bu hastalara hızla acil cerrahi müdahale yapılmalı, hasta cerrahi için uygun bir merkezde değil ise deneyimli klinisyenlere sahip bir merkeze hızla sevk edilmelidir. |
| 11. | Yanık hastalarının mortalite öngörüsünde makine öğrenimi algoritmalarının kullanılması The effect of well-known burn-related features on machine learning algorithms in burn patients’ mortality prediction Hilmi Yazıcı, Onur Ugurlu, Yesim Aygul, Mehmet Yildirim, Ahmet Deniz UçarPMID: 37791433 PMCID: PMC10644077 doi: 10.14744/tjtes.2023.79968 Sayfalar 1130 - 1137 AMAÇ: Yanıklar dünya çapında en yaygın travmalardan biridir. Ciddi yanık hastalarında, mortalite ve morbidite riski oldukça yüksektir. Bu çalışmada, yanık mortalitesi için risk faktörlerini değerlendirmeyi ve bu faktörler için altı farklı Makine Öğrenimi (MÖ) Algoritmasının tahmin performanslarını karşılaştırılması amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Yanık tedavi merkezinde tedavi edilen yanık hastalarının tıbbi kayıtları retrospektif olarak incelendi. Hastaların yaş ve cinsiyet, Toplam Yanık Yüzey Alanı, İnhalasyon Yaralanması, tam kat yanıkları, yanık tipleri gibi verileri kaydedildi ve MÖ modellerinde girdi özelliği olarak kullanıldı. Hastalar Yaşayanlar ve Yaşamayanlar olarak iki grup altında incelendi. Mortaliteyi tahmin etmek için k-Nearest Neighbor, Decision Tree, Random Forest, Support Vector Machine, Multi-Layer Perceptron, ve AdaBoost olmak üzere altı MÖ algoritması kullanıldı. Her algoritma için birçok farklı öğreti kombinasyonu değerlendirildi. BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen hasta sayısı 363 idi. MÖ algoritmalarına dahil edilen altı parametrenin tümü tek değişkenli analizde anlamlı bir fark gösterdi (p<0.001). Sonuçlar, tüm girdi özelliklerini kullanan AdaBoost algoritmasının %90 Doğruluk ve %92 AUC ile en iyi tahmin performan-sına sahip olduğunu göstermektedir. SONUÇ: Doğru verilerin öğretildiği MÖ algoritmaları, yanık mortalitesinde yüksek tahmin performansı göstermiştir. Yanık hastaları için uygun verilerin öğretildiği MÖ modellerinin, klinik pratikte kullanışlı olabileceğini düşünmekteyiz. Bu nedenle, bu konuda daha ileri araştırmalara ihtiyaç vardır. |
| 12. | Ateşli silah yaralanması konulu yayınların bibliyometrik analizi, 1980-2022 A bibliometric analysis of publications on gunshot wounds, 1980–2022 Derya CanPMID: 37791441 PMCID: PMC10644079 doi: 10.14744/tjtes.2023.44257 Sayfalar 1138 - 1149 AMAÇ: Ateşli silah yaralanmalarına (ASY) bağlı meydana gelen ölümler Türkiye’de ve yurt dışında giderek artarak önemli bir halk sağlığı problemi olmuştur. Bu çalışmada ASY konusundaki makalelerin bibliyometrik analizinin yapılması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma kapsamında Web of Science (WoS) veri tabanında Bibliometrix programı ile incelemeler yapılmıştır. Gunshot wound, gunshot injuries, gunshot injury, firearm wound, firearm injuries, firearm injury kelimeleri anahtar kelime olarak kullanılmıştır. BULGULAR: Yapılan analiz sonucunda 1980-2022 yılları arasında 479 farklı dergide yayınlanan 1236 makaleye ulaşıldı. Makalelerin yıllık büyüme oranı %6.69, makale başına ortalama atıf 9.78 idi. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) (n=562, %45.4), Türkiye (n=102, %8.25) ve Hindistan (n=42, %3.4) yayın performansı en yüksek üç ülke idi. Güney Afrika’dan Elias Degiannis ve Roger Saadia, ABD’den C. William Schwab en etkili ilk üç araş-tırmacıdır. Türkiye kökenli en etkili araştırmacı ise Ersin Erdogan idi. “Journal of Trauma-Injury Infection and Critical Care”, “American Surgeon” ve “Injury-International Journal of the Care of the Injured” dergileri yayın ve atıf sayıları açısından en etkili ilk üç dergidir. Türkiye kökenli “Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Dergisi” en etkili sekizinci dergidir. Atıfları yönüyle en etkili araştırmanın Katherine A Fowler tarafından 2015 yılında Prev Med’de yayınlanan “Firearm injuries in the United States” başlıklı çalışma olduğu bulunmuştur. SONUÇ: Araştırma sonucunda ASY konusunda çalışmalar yapan araştırmacılar için faydalı bilgiler ortaya çıkarılmıştır. ASY konusundaki ilk kapsamlı bibliyometrik çalışma olması, bu araştırmayı özgün kılmaktadır. |
| 13. | Nekrotizan fasiitli hastalarda klinik parametrelerin mortalite üzerine etkilerinin araştırılması Investigation of the effects of clinical parameters on mortality in patients with necrotizing fasciitis Servet Yekta Aydın, Alp Ercan, Damla ErcanPMID: 37791443 PMCID: PMC10644092 doi: 10.14744/tjtes.2023.31024 Sayfalar 1150 - 1157 AMAÇ: Nekrotizan fasiit, fasyalar üzerinden hızla ilerleyen ölümcül olabilen bir yumuşak doku enfeksiyonudur. Tanı koyduracak inspeksiyon bulgu-larının hastalığın geç döneminde oluşması ve hızlı seyri nedeniyle hızlı tanı koymak zor olabilir. Hızlı ve doğru tanı konulması sonrasında erken dönemde yapılacak uygun cerrahi müdahale ile hastalığın ilerleyişi durdurulabilir. Doğru ve zamanında tedaviyle bile mortalite diğer yumuşak doku enfeksiyonlarından çok daha sık görülür. Bu çalışmada nekrotizan fasiitli hastalardaki klinik parametrelerin mortalite üzerine olan etkileri araştırılacaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya 2009-2018 yılları arasında nekrotizan fasiit tanısı almış 37 hasta dahil edilmiştir. Hastalara ait demografik özellikler (yaş, cinsiyet, komorbid durumlar), eğer diyabet tanısı varsa tanı aldığından itibaren geçen süre, tanı aldığı andaki kan şekeri düzeyi, yaradan kültür ile izole edilen mikroorganizma, hemokültür pozitifliği olup olmaması, uygulanan antibiyoterapi, başvuru anındaki LRINEC skoru, geçirilen cerrahi işlem sayısı ve şekilleri, hastanede kalış süresi ve mortalite oranları retrospektif olarak kaydedilmiştir. Bağımlı ve bağımsız değişkenlerin istatistiksel incelemesi t-testi, Mann-Whitney U, ki-kare ve Fisher’ın kesinlik testi ile yapılmıştır. BULGULAR: Yaş, mortalite grubunda ortalama 70 olarak bulunmuş olup mortalite olmayan gruba göre anlamlı olarak yüksektir. Yüksek LRINEC skoru, komorbidite varlığı, Hemokültür pozitifliği de mortalite ile ilişkili olarak anlamlı bulunmuştur. Geçirilen cerrahi işlem sayısının azlığı mortalite grubunda anlamlı olarak daha düşüktür. SONUÇ: Zamanında ve doğru tanı sonucu uygulanan uygun antibiyoterapi ve cerrahi işlem ile tedavi edilebilen bir hastalık olan nekrotizan fasiitli hastalarda yüksek mortalite ile ilişkili durumları ortaya koyan bu çalışma, yüksek riskli grup hastalara yaklaşımı güncellemek için önem arz etmekte ve nekrotizan fasiit tanısını koyma eşiğini düşük tutmaya fayda sağlayacak bir bilgi sunmayı amaçlamaktadır. |
| 14. | E-scooter kullanımı: Eve gitmek için kolay bir yol mu yoksa bir kabus mu? E-skuter kazalarına ortopedik bakış Using e-scooters: An easy way to get home or a nightmare? An orthopedic perspective on e-scooter accidents Yiğit Kültür, Mehmed Nuri Tütüncü, Suat UlutaşPMID: 37791439 PMCID: PMC10644078 doi: 10.14744/tjtes.2023.35848 Sayfalar 1158 - 1166 AMAÇ: Kullanım kolaylığı ve düşük maliyeti nedeniyle topluluğumuzda e-skuter kullanımı hızla artmıştır. Bu durumla ilişkili olarak yüksek enerjili travmalara neden olan kazaların sayısında da artış görülmüştür. Bu çalışmanın amacı, e-skuter kazası sonrası acil servise başvuran hastaların demografik özelliklerini, kırık paternlerini tanımlamak ve kaza olasılığını artıran, sık karşılaşılan, düzeltilebilir faktörleri belirlemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: E-skuter kazası nedeniyle acil servise Ocak 2022 ile Ağustos 2022 tarihleri arasında başvuran ve ekstremite kırığı meydana gelen 43 hasta (20 kadın, 23 erkek) çalışmamıza dahil edildi. Hastalar cerrahi ve konservatif olarak tedavi edilenler olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Kazanın gerçekleştiği zaman dilimi, sürücünün eğitim düzeyi, sürüş esnasındaki alkol kullanımı, e-skuter cihaz arızası, trafik kurallarına uyum gibi parametreler üzerinden değerlendirme yapıldı. BULGULAR: Cerrahi tedavi gerektiren kazaların en sık 23.00-07.00 saatleri arasında meydana geldiği görüldü. Cerrahi tedavi uygulanan hastaların çoğunluğu lise mezunuydu. Konservatif olarak tedavi edilen hastalara göre cerrahi uygulanan hastalarda alkol kullanımı ve eğlence amaçlı scooter kullanım oranları istatistiksel olarak daha yüksekti. E-skuter’de arıza bildiren hasta sayısı opere edilen grupta konservatif olarak tedavi edilen gruba göre anlamlı olarak daha düşüktü. Cerrahi tedavi uygulanan grupta trafik kurallarına uymama, e-skuter’in son hızda kullanılması, araç yolunda kullanılması ve kaza anında ıslak zeminin bulunması nedeniyle kaza oranları daha yüksekti. Cerrahi grubun e-skuter cihazını ilk kez kullanma oranı da daha yüksekti. SONUÇ: Yönetimler her ne kadar e-skuter kullanımına ilişkin birçok düzenleme getirmiş olsa da mevcut durum sorunların çözümünde yetersiz görünmektedir. E-skuter kullanıcıları meydana gelebilecek riskler hakkında daha fazla bilgilendirilmeli ve eğitilmelidir. Yetkililer, e-skuter kiralama şirketleri ve sürücüleri üzerindeki denetimlerini sıklaştırmalıdır. Gece kullanım koşulları gözden geçirilmeli ve cihazın alkollü kullanımı kontrol altına alınmalıdır. Kask kullanımı zorunlu olmalıdır. Bu tür düzenlemeler sıklaştırılırsa, kaza oranları azaltılabilir veya yüksek enerjili yaralanmalar önlenebilir. Sonuçlar deneyimli, yavaş, alkolsüz ve kurallara uyan sürücülerin daha az cerrahi tedavi gerektirdiğini göstermektedir. Bu makalenin farkındalığı arttıracağını ve e-skuter düzenlemelerini iyileştireceğini umuyoruz. |
| 15. | Ne değişti? COVID-19 pandemisinin akut biliyer pankreatit tedavisine etkisi What has changed? The impact of the COVID-19 pandemic on the management of acute biliary pancreatitis Zeliha Türkyılmaz, Tugrul Demirel, İbrahim Ethem Cakcak, Yusuf Emre AytinPMID: 37791437 PMCID: PMC10644090 doi: 10.14744/tjtes.2023.06486 Sayfalar 1167 - 1174 AMAÇ: COVID-19 Pandemisi, tıptaki günlük uygulamaları kökten değiştirdi. COVID-19 Pandemisinin, akut biliyer pankreatitli (ABP) hastalarda yönetim stratejilerimiz üzerindeki etkisini retrospektif olarak değerlendirmeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 15 Mart 2019-15 Mart 2021 tarihleri arasında tedavi edilen ABP'li toplam 91 hasta geriye dönük olarak incelendi. Hastalar COVID öncesi ve COVID dönemi hastaları olarak sınıflandırıldı. Komorbidite belirteçleri, laboratuvar test-lerinden elde edilen veriler, inflamatuar belirteçler ve radyolojik incelemeler değerlendirildi. Hastanede yatış süresi, yoğun bakım ihtiyacı, morbidite, mortalite, tekrarlayan ABP ve kesin tedavi oranları değerlendirildi ve iki döneme ait veriler karşılaştırıldı. BULGULAR: Çalışmaya COVID öncesi dönemde 57 ve COVID döneminde 34 olmak üzere iki hasta grubu dahil edildi. Ulusal yeni COVID-19 tanıları arttığı dönemlerde ABP başvurularının önemli ölçüde azaldığını saptadık. Tip 2 Diyabet (T2DM) COVID dönemindeki hastalarda anlamlı olarak yüksekti (p=0.044) ve COVID hastalarında anlamlı olarak daha yüksek total (p=0.004), direkt bilirubin (p=0.007) ve lipaz değerleri (p<0.001) vardı. Atak sonrası kolesistektomi oranı, COVID öncesi dönemde %26'dan COVID sırasında %15,6'ya düştü. SONUÇ: COVID-19 pandemisi, ABP hastalarının erken evrede hastanelere başvurularını çarpıcı bir şekilde azalttı ve kaçınılmaz şekilde geç başvurulara yol açtı. Ayrıca ABP'nin tekrarlama oranlarında anlamlı bir artış tespit edildi. Bu durum atak sonrası kolesistektomi oranlarındaki azalma ile açıklanabilir. |
| 16. | Kalça kırığı nedeni ile ameliyat edilmiş hastaların bilgisayarlı dinamik postürografi cihazı ile değerlendirilmesi: Proksimal femoral çivileme ile kalça artroplastisinin karşılaştırılması Evaluation of patients’ post-operative results operated for hip fracture with computerized dynamic posturography: Proximal femoral nailing versus hip arthroplasty Ersin Taşkın, Mahmut Kursat Ozsahin, Muhammed Yusuf Afacan, Melda Acar, Eyyup Kara, Ali ŞekerPMID: 37791436 PMCID: PMC10644089 doi: 10.14744/tjtes.2023.24804 Sayfalar 1175 - 1183 AMAÇ: Proksimal femoral çivileme (PFN) ve kalça artroplastisi (HA), yaşlı hastalarda kalça kırıklarını tedavi etmek için en sık kullanılan iki cerrahi prosedürdür. Hastaların postoperatif postüral dengesi ve fonksiyonel sonuçları, PFN ve HA arasındaki teknik ayrımlardan önemli ölçüde etkilenebilir. Bu, cerrahın tercih ettiği tedavi sürecini etkileyecektir. Kalça kırığının ardından PFN ve HA ile tedavi edilen hastaların fonksiyonel sonuçlarını incelemek için bu çalışmada bilgisayarlı dinamik postürografi kullanıldı. Bu çalışmanın amacı, bu iki tedavi yöntemini karşılaştırarak bunların hastaların postoperatif dengesini, postüral stabilitesini ve fonksiyonel rehabilitasyonunu nasıl etkilediğini değerlendirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Kalça kırıkları nedeniyle proksimal femoral cerrahi [15 hasta PFN (%58) ve 11 hasta HA (%42)] uygulanan toplam 26 hasta ameliyattan en az 12 ay sonra olacak şekilde değerlendirildi. Hastaların sonuçları radyografiler, kalça eklem muayeneleri, Harris kalça skoru ve bilgisayarlı dinamik postürografi cihazı (CDP) ile test edildi. BULGULAR: 26 hastanın on iki tanesi (%46) erkek, 14'ü (%54) kadındı. Çalışmaya katılımcıların ortalama yaşı 67.9±14.2 yıldır. Ortalama takip süresi 24 (12-44) aydı. PFN grubunun ortalama Harris skoru 79.3 (46.8-100) puan ve HA grubunun 83.7 (61.9-99.9) puandır. Harris skoru açısından gruplar arasında anlamlı bir fark yoktur (p=0.54). PFN grubu için CDP ile elde edilen denge sonuçlarının karma değerinin ortalaması (kompozit skor) 70.5 (56-79) puan ve HA grubu için 71.9 (56-83) puan idi. Kompozit skor açısından gruplar arasında anlamlı bir fark yoktu (p=0.47). Buna göre, PFN uygulanan hastaların 12'sinde (%80) iyi sonuçlar ve 3'ünde (%20) kötü sonuçlar elde edildi. HA uygulananların sekizinde (%72.7) iyi sonuçlar ve 3'ünde (%27.3) kötü sonuçlar elde edildi. İstatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p = 0.66). SONUÇ: Denge sonuçları için kompozit skor ve rehabilitasyon için Harris kalça skoru sonuçlarının PFN ve HA uygulanan hastaların verileri ile karşılaştırıldığında, CDP muayenesinin bir sonucu olarak bu iki teknik arasında postüral stabilite ve denge açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. |
| 17. | Türkiye'deki kırık hastaları için sağlık hizmetleri planlamasının iyileştirilmesi: Ülke çapında bir araştırmadan içgörüler Improving health-care planning for fracture patients in Türkiye: insights from a nationwide study Şuayip Birinci, Izzet Bingol, Sancar Bakırcıoğlu, Melih Oral, Engin Türkay Yılmaz, Niyazi Erdem Yaşar, Naim Ata, Mustafa Mahir Ülgü, Sinem Bayram, Ebru Dumlupınar, Saygin KamaciPMID: 37791444 PMCID: PMC10644091 doi: 10.14744/tjtes.2023.01364 Sayfalar 1184 - 1190 AMAÇ: Kırıkların dağılımı, yaşa ve cinsiyete göre değişebilmektedir. Türkiye gibi yüksek nüfus yoğunluğuna ve büyük bir yüzölçümüne sahip bir ülkede kırıkların bölgelere göre değişimi ve hastaların hangi sağlık kuruluşu basamağına başvurduğunu bilmek yeni sağlık yatırımlarının planlanmasında önemli olabilmektedir. Çalışmamızda, Türkiye’nin 7 bölgesine göre kırıkların yerinin, yaş, cinsiyet ve kaçıncı sağlık kuruluşu basamağına başvurulduğunun araştırılması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 2021 ve Mayıs 2023 tarihleri arasında kişisel sağlık kayıt sistemi olan E-nabız üzerinden toplam kırık sayıları, kırıkların yerleri, yaş, cinsiyet, coğrafik bölge ve başvurulan sağlık kuruluşunun basamağı incelendi. Yaş grupları pediatrik (0-19 yaş), erişkin (20-64 yaş) ve geriatrik (≥65 yaş) olarak ayrıldı. Coğrafi bölgeler, Marmara Bölgesi (MR), İç Anadolu Bölgesi (İAR), Karadeniz Bölgesi (KR), Doğu Anadolu Bölgesi (DAR), Ege Bölgesi (ER), Akdeniz Bölgesi (AR), Güneydoğu Anadolu Bölgesi (GAR) olarak belirlendi. BULGULAR: Toplam 2.135.701 hastanın 2.214.213 kırığı çalışmaya dahil edildi. En sık üst ekstremite kırıkları görüldü. (1.154.819 kırık, %52.2) Pediatrik grupta 643.547, erişkin grupta 1.191.364, geriatrik grupta da 379.302 kırık görüldü. Toplam kırık sayısı erkeklerde 1.256.884 (%58.9) ile daha fazla iken, geriatrik grupta kadınların oranı daha fazlaydı (%67.2). Marmara bölgesi 714.146 kırık ile en sık kırık görülen bölgeydi. İkinci basamak sağlık kuruluşu başvuranların oranı %67.92’idi (1.500.780 kırık). Tüm populasyon genelinde en sık görülen kırıklar distal radius kırıkları ve parmak kırıkları olarak bulundu. Geriatrik hasta grubunda en sık görülen kırıklar femur kırıkları iken erişkin ve pediatrik yaş gruplarında en sık görülen kırık tipi distal radius kırıkları olarak bulundu. SONUÇ: Türkiye’de kırık dağılımının kırık yerine, bölgelere, yaşa ve cinsiyete göre bilinmesi ile hastaların sağlık hizmetine ulaşımının planlanması daha iyi yapılabilir. Sınırlı sağlık kaynağı olan bölgelerde kırık dağılımları ve yaş grupları gözetilerek daha başırılı bir kaynak dağılımı sağlanabilir. |
| 18. | 6 Şubat 2023 Depremi sonrasındaki ilk 10 gün: Afet bölgesi sınırındaki bir ortopedi kliniğinin deneyimi First 10 days after the 6th of February 2023 earthquake disaster: experience of an orthopedic clinic on the border of the disaster zone Zeynel Mert Asfuroğlu, Selçuk Fuat Gökosmanoğulları, Mehmet Colak, Cengiz Yilmaz, Metin Manouchehr EskandariPMID: 37791440 PMCID: PMC10644084 doi: 10.14744/tjtes.2023.86479 Sayfalar 1191 - 1198 AMAÇ: 06 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen deprem felaketi, Türkiye'nin güneyinde ciddi yıkım ve can kaybına neden oldu. Birbiriyle ilişkili iki bölümden oluşan bu makalenin amacı, afet bölgesinin hemen sınırında yer alan ortopedi kliniğimizin deneyimini aktarmaktır. Çalışmanın ilk bölümü-nün konusu depremzedelerde saptanan ortopedik travmaların özellikleri ve uygulanan tedavi yöntemleridir. İkinci bölümün konusu kliniğin afet iş planı ve uygulamadaki sonuçlarıdır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmanın birinci bölümü için deprem felaketinden sonraki ilk 10 günde kliniğimizce tedavi edilen 204 depremzedenin açıkla-yıcı bilgileri, tanıları ve uygulanan tedavi yöntemleri arşivden derlendi. Çalışmanın ikinci bölümü açısından afetin ilk günü sabahı klinik içi çalışma planı oluşturuldu. Acil servis, yataklı servis ve ameliyathanede çalışacak ekipler ve çalışma saatleri belirlendi. Hastane yönetim birimi ve diğer kliniklerle iletişim kuruldu ve ortopedik travmalı hastalar için hastane olanaklarının tahsis edilmesi sağlandı. BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 42.3 yıldı. Yaş grupları arasında en küçük grup 10 yaş altı çocuklardı (tüm hastaların %6.4'ü). Hastaların 132'sinin 135 ekstremitesinde en az bir kırık bulunuyordu. Yaralanmaların çoğu alt ekstremiteyi tutmuştu. 66 hastada kırıkla birlikte veya kırıksız ezilme yaralanması vardı. 144 hastada 181ortopedik cerrahi prosedür uygulandı. En sık yapılan ameliyatlar kırık içten tespiti ve debridman idi. En sık kullanılan implant plak-vida kombinasyou idi. Klinik içi çalışma planı ve hastane içi yardımlaşma ve olanakların tahsisi sayesinde hastaların yatırılması, ameliyat ve ameliyat sonrası takiplerinde ciddi bir sorun yaşamadık. Dış enstitülerden çok sayıda yardım teklifi almamıza rağmen bürokratik engel-ler nedeniyle bu mümkün olmadı. En önemli sorunlarımız arasında steril elektrikli cerrahi matkap eksikliği ve dinamik hasta bilgileri veritabanının bulunmaması yer aldı. SONUÇ: Ortopedi klinikleri deprem felaketi için klinik içi çalışma planlarını önceden hazırlamalılar ve olanaklarını geliştirmeliler. Acil yardımlaşmada bürokratik engellerle karşılaşmamak için önceden resmi olarak farklı risk bölgelerindeki ortopedi klinikleri eşleştirilmelidir. Klinik çalışanlarının akıllı cep telefonundan ulaşıp revize edebildiği bir hasta veri taban tablosu eşzamanlı yatan çok sayıda hastanın takibini kolaylaştırır. |
| OLGU SUNUMU | |
| 19. | İntestinal obstruksiyona neden oldukça nadir bir durum: Formen winslow herni An extremely unusual condition that leads to intestinal obstruction: Foramen Winslow hernia Muhammed Taha DemirpolatPMID: 37791434 PMCID: PMC10644083 doi: 10.14744/tjtes.2023.20940 Sayfalar 1199 - 1202 Foramen winslow hernisi (FWH) çok nadir görülen ve spesifik muayene bulguları olmadığı için tanı konulması zor olan bir hastalık olduğu bilinmektedir. Hastalar acil servise ileus tablosu ile başvurmaktadır. Tanıda geç kalınması barsak ansının iskemi ve perforasyonuna sebep olabilmektedir. Erken tanı konulmasındaki zorluk bu durumun mortalite ile sonuçlanma ihtimalini artırmaktadır. 41 yaşında erkek hasta acil servise iki gündür devam eden kolik tarzda karın ağrısı ile başvurdu. Hasta tetkik ve tedavi amacıyla genel cerrahi servisine yatırıldı. Takiplerinde klinik tabloda rahatlama olması üzerine taburcu edildi fakat 2 gün sonra karın ağrısına bulantı ve kusmaların eşlik etmesi, gaz-gaita çıkaramama durumunun eklenmesi ile tekrar acil servise başvurdu. Hastaya yapılan laboratuar ve görüntüleme incelemeleri sonrası ameliyat kararı alındı. Uygulanan laparaskopik incelemede, ileoçekal bileşkeden proksimale doğru ilerlendi ve 220. cm de ince barsak ansının Foramen Winslow’a herniye olduğu görüldü. Herniye barsak ansı redükte edildi. FW açıklığına müdahale edilmedi ve operasyon sonlandırıldı. Foramen winslow hernilerinin nadir görülmesi, ileus nedeniyle acil servise başvuran hastalarda ön tanı olarak düşünülme ihtimalini azaltmaktadır. Doğustan konjenital anomalileri olan, geçirilmiş batın cerrahisi olmayan hastalarda Foramen Winslow Herni ihtimali düşünülebilir. Tanıda en iyi görüntüleme yönteminin Kontrastlı batın bilgisayarlı tomografi (CT) olup CT’de omentum minusta barsak anslarının görülmesi önemlidir. |