| DENEYSEL ÇALIŞMA | |
| 1. | Akut mezenter iskemi tanısında heparin-bağlayıcı proteinin rolü The role of heparin-binding protein in the diagnosis of acute mesenteric ischemia Sedat Kocak, Tarık Acar, Birsen Ertekin, Merve Güven, Zerrin Defne DundarPMID: 31135943 doi: 10.5505/tjtes.2018.49139 Sayfalar 205 - 212 AMAÇ: Akut mezenterik iskemi (AMİ), acil servislere sık başvuru nedenlerinden biri değildir. Ancak tanısal zorluklar ve bununla ilişkili yüksek mortalite düzeyleri sürmektedir. Görüntüleme yöntemleri yanı sıra birçok biyokimyasal belirteç tanısal amaçlı araştırılmış olmasına rağmen yeterince özgül ve duyarlı bir belirteç ortaya konamamıştır. Bu çalışmada, enflamasyonun erken safhasında rol oynadığı belirlenen heparin-bağlayıcı proteinin (HBP)AMİ tanısında yararlı olup olamayacağı araştırıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmada daha önce yapılmış, AMİ’nin bir tavşan modelinden elde edilmiş serum örnekleri kullanıldı. Kontrol, sham ve iskemi grubu olmak üzere üç gruba ayrılan deneklerden 0., 1., 3. ve 6. saatlerde elde edilen kan örneklerinde HBP, C-reaktif protein (CRP) ve interlökin-6 (IL-6) düzeyleri ölçüldü. Herbir belirtecin zamanla değişimi ve biribirleriyle karşılaştırılması istatistiksel olarak değerlendirildi. BULGULAR: Çalışılan belirteçlerin hiçbirinde 1. saatte gruplar arasında anlamlı bir fark belirlenmedi. Üçüncü saatten itibaren iskemi grubunda CRP ve IL-6 düzeyleri, kontrol ve sham gruplarına göre anlamlı yükselme göstermiştir (p<0.001). HBP değerleri ise 6. saatten itibaren iskemi grubunda diğerlerine göre anlamlı yükselme gösterdi (p<0.001). TARTIŞMA: Heparin-bağlayıcı protein düzeyleri, AMİ’nin tavşan modelinde CRP ve IL-6’ya göre daha geç yükselme gösterdi. Ancak yine de bir erken tanı belirteci olma potansiyel taşımaktadır. Yapılacak klinik çalışmalarla tanısal sensitivite ve spesifisitesinin değerlendirilmesi gerekmektedir. |
| 2. | Dapagliflozin’in sıçanlarda deneysel sepsis modeli üzerine etkileri Effects of dapagliflozin in experimental sepsis model in rats Zehra Betül Kingir, Zarife Nigar Özdemir Kural, Muhammet Emin Cam, Ozlem Tugce Cilingir, Turgut Şekerler, Feriha Ercan, Özlem Bingöl Özakpınar, Derya Ozsavci, Mesut Sancar, Betul OkuyanPMID: 31135951 doi: 10.5505/tjtes.2018.82826 Sayfalar 213 - 221 AMAÇ: Bu çalışmada, sıçanlarda dapagiflozinin deneysel sepsis modeli üzerindeki olası koruyucu etkilerinin değerlendirilmesi amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Sprague-Dawley sıçanlara cerrahi operasyonların 5 gün öncesinde serum fizyolojik (1 mL/kg, p.o.) veya dapagliflozin (10 mg/kg, p.o.) verilmeye başlandı. Sepsis, anestezi altında, çekal ligasyon ve perforasyon modeli ile oluşturulurken, sham kontrol gruplarına sadece laparotomi yapıldı. Serumda BUN, kreatinin ve glukoz düzeyleri; dokularda (böbrek, karaciğer ve akciğer) ise MDA, GSH, MPO, TNF-α, IL-1β, kaspaz 8 ve kaspaz 9 düzeyleri belirlendi. Bu dokularda histolojik değerlendirme de yapıldı. BULGULAR: Sepsiste dapagliflozin uygulaması, böbrek dokularında oksidatif stresi (MDA) azalttı, antioksidan düzeyleri (GSH) arttırdı ve enflamasyonu (MPO) azalttı (p<0.05). Sepsiste dapagliflozin uygulaması akciğer dokularında oksidatif stresi (MDA) azalttı, akciğer ve karaciğer dokularında ise enflamasyonu (MPO) azalttı (p<0.05). Ayrıca, böbrek, akciğer ve karaciğer dokularında kaspaz 8 ve 9 düzeylerini arttırdı (p<0.05). Histopatolojik sonuçlara göre, dapagliflozin uygulaması böbrek dokularında orta derece; akciğer ve karaciğer dokularında ise hafif iyileştirdi. TARTIŞMA: Bu çalışmada, dapagliflozinin deneysel sepsis modelinde böbrek hasarını önleyici etkisinin olduğu gösterilmesine rağmen akciğer ve karaciğer dokuları üzerine hafif koruyucu etkisi olduğu bulunmuştur. |
| KLINIK ÇALIŞMA | |
| 3. | Pediatrik acil serviste komplike apandisitin belirlenmesinde nötrofil-lenfosit oranı ve trombosit-lenfosit oranının rolü Role of neutrophil-to-lymphocyte ratio and platelet-to-lymphocyte ratio in identifying complicated appendicitis in the pediatric emergency department Binnaz Celik, Hulya Nalcacioglu, Mustafa Ozcatal, Yasemin Altuner TorunPMID: 31135939 doi: 10.5505/tjtes.2018.06709 Sayfalar 222 - 228 AMAÇ: Çocuklarda komplike ve komplike olmayan apandisitin saptanmasında yardımcı olarak başlangıç hematolojik parametrelerin olası klinik faydalarını değerlendirmek amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: 2015’ten 2016’ya kadar akut apandisit için küratif cerrahi geçiren 334 pediatrik hasta geriye dönük olarak incelendi. Hastalar histopatolojik raporlara dayanarak komplike veya komplike olmayan apandisit olarak sınıflandırıldı. Klinik bulgular ve temel hematolojik parametrelerden lökosit sayısı, nötrofil yüzdesi, trombosit sayısı, nötrofil-lenfosit oranı (NLR), trombosit-lenfosit oranı (PLR), ortalama trombosit hacmi, kırmızı hücre dağılım genişliği, trombosit dağılım genişliği gruplar arasında karşılaştırıldı. BULGULAR: Komplike akut apandisit 36 (%10.8) hastada bulundu. Komplike apandisitte WBC (p<0.001), nötrofil yüzdesi (p<0.001), NLR (p<0.001), PLR (p=.004) komplike olmayan gruba göre daha yüksek iken, RDW, MPV, PDW düzeyleri anlamlı fark bulunmadı. ROC eğrilerinin analizi, WBC için 14.870 hücre/mm3 (eğri altındaki alan [AUC], 0.675; duyarlılık, %86.1; özgüllük, %41.6), NLR için 10.4 (AUC, 0.717; duyarlılık, %61.1, özgüllük, %73.2), PLR için 284 (AUC, 0.647; duyarlılık, %42; özgüllük, %86) komplike akut apandisitin belirlenmesinde en iyi kestirim değerler olarak bulundu. TARTIŞMA: Bu çalışma, daha yüksek NLR ve PLR düzeylerine sahip akut apandisitli hastalarda komplikasyon gelişme olasılığının daha yüksek olabileceğini göstermiştir. Klinisyenlerin acil servisteki yüksek riskli akut apandisit hastalarını tespit etmelerine yardımcı olmak için fizik muayene, görüntüleme çalışmaları ve diğer laboratuvar testleri ile birlikte NLR ve PLR kullanılmasını öneririz. |
| 4. | Akut apandisit tanısında Alvarado skorlaması, C-reaktif protein, prokalsitonin ve neopterin biyolojik belirteçlerin yeri Role of Alvarado score and biological indicators of C-reactive protein, procalicitonin and neopterin in diagnosis of acute appendicitis Fatih Dal, Yusuf Cicek, Salih Pekmezci, Bekir Kocazeybek, Hrisi Bahar Tokman, Dildar Konukoglu, Osman Şimşek, Zeynep Taner, Serhat Sirekbasan, Server Sezgin UludağPMID: 31135946 doi: 10.5505/tjtes.2018.57362 Sayfalar 229 - 237 AMAÇ: Akut apandisit (AA), günümüzde hala kesin tanısını koymak mümkün değildir. Tanıdaki gecikmeler, komplikasyon oranlarını artırmaktadır. Alvarado skorlaması (AS) ve biyolojik belirteçlerin (C-reaktif protein [CRP], prokalsitonin [PCT], neopterin [NP]) tek ve AS ile birlikte kullanılmalarının tanıya olan katkılarının araştırılması amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Kliniği’ne, 04.03.2014–29.07.2015 tarihleri arasında, AA ön tanısıyla, gönüllü 100 hastadan, yatış öncesi serumları alınarak -70 derecede saklandı. Hastalar, AA pozitif (n=60), negatif (n=40) gruplandı. AA pozitif grup; komplike (n=11), nonkomplike (n=49) olarak gruplandırılarak, AS, CRP, PCT ve NP değerleri karşılaştırıldı. BULGULAR: Çalışmaya alınan hastaların; 45’i erkek (%45), 55’i kadın (%55),yaş ortalamaları 32.8±13.7 18–92) yıl idi. Gruplar arasında, yaş, cinsiyet açısından anlamlı fark yoktu. AS dağılımı; AS ≤4 (n=24) üçü, AS 5–7 (no: 35) 22’si, AS 8–10 (no: 41) 38’i ameliyat edildi. Ameliyat edilen 63 hastanın üçünde normal apendiks saptandı. AA pozitif ve negatif grupların, serum CRP, PCT, NP değerlerinin tanıda yetersiz olduğu ancak AS’nin sensivite ve duyarlılığını artırdığı görüldü. Biyolojik belirteçlerin ortalaması karşılaştırıldığında; komplike AA grup ayrımında anlamlıydı (p<0.05). TARTIŞMA: Alvarado skorlaması, iyi bir skorlama olmasına karşın, ek inceleme ve klinik yaklaşımlara ihtiyaç vardır. Serum CRP, PCT ve NP değerleri, tek başlarına, AA tanısında yetersizdir. Ancak AS’nin değerini arttırmakta ve komplike AA olgularını ayırmada yararlıdır. |
| 5. | Anjiyografik embolizasyonun çocuklarda künt karın travmasına bağlı solid organ yaralanmasında kullanımı Use of angiographic embolization in trauma-induced pediatric abdominal solid organ injuries Kubilay Gürünlüoğlu, Canan Ceran, İsmail Okan Yıldırım, Ramazan Kutlu, Kaya Saraç, Turan Yıldız, Ercan Bayrakçı, Aytaç Taşçı, Ahmet Kadir Arslan, Mehmet DemircanPMID: 31135937 doi: 10.5505/tjtes.2018.00056 Sayfalar 238 - 246 AMAÇ: Anjiyografik embolizasyon (AE) çocuklarda künt karın travmasına bağlı solid organ yaralanmalarında sınırlı olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada, künt travmaya bağlı karındaki solid organ hasarına bağlı kanamalı hastalarda kanamayı kontrol etmek için AE’yi etkin ve güvenilir bir yöntem olarak kullanma deneyimimizi sunuyoruz. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamız da künt karın solid organ yaralanması geçirmiş ve son dört yıl içinde kliniğimize başvuran 17 yaş altı hastaları geriye dönük olarak araştırıldı. Veriler istatistiksel olarak analiz edildi. BULGULAR: Embolizasyon yapılan hastaların (AE) (n=11) yoğun bakım ünitesinde (YBÜ) kalış süresi ortalama dört gün olup ortalama hastanede kalış süresi 12 gündü. Ortalama hasta organ yaralanma derecesi 4.18±0.40 idi. Ameliyatsız tedavi uygulanan (embolizasyonsuz) (n=72) yaş ortalaması 9.1±3.8 yıl idi. YBÜ’de ortalama kalış süresi iki gündü (dağılım, 2–10 gün) ve ortalama hastanede kalış süresi 5.5 gündü (dağılım, 4–30 gün). Hastaların ortalama organ yaralanma derecesi 1.73±0.75 idi. AE gerektiren hastalarda solid organ hasarı daha ciddi derecede yüksekti (p<0.001). Bu nedenle yoğun bakım ünitelerinde (p<0.001) ve hastanede kalış süresi uzundu (p<0.001). Hematokritteki düşüş ortalama -7.33±5.3 (p<0.001) idi. AE sonrası hematokrit değişikliği (%) ile AE sonrası 72 saatlik ortalama AE sonrası kan kaybı 2±0.97 (p>0.05) idi. Tüm hastalar şifa ile taburcu edildi. TARTIŞMA: Anjiyografik embolizasyon, künt karın travmasına bağlı solid organ yaralanması olan çocuk hastalarda kanama kontrolü için etkili ve güvenilir bir yöntem olarak kullanılabilir. |
| 6. | Yoğun bakımdaki akut travma hastalarında hangi skoru seçmeliyiz: SAPS III mü, APACHE IV mü? SAPS III or APACHE IV: Which score to choose for acute trauma patients in intensive care unit? Melike Korkmaz Toker, Aykan Gülleroğlu, Ayşe Gül Karabay, İlhan Güney Biçer, Yavuz DemiraranPMID: 31135940 doi: 10.5505/tjtes.2018.22866 Sayfalar 247 - 252 AMAÇ: Çalışmanın amacı, hayatta kalan çoklu travma hastalarında basitleştirilmiş akut fizyoloji skoru (SAPS) III ve akut fizyoloji ve kronik sağlık değerlendirmesi (APACHE) IV’ün mortaliteyi öngörmedeki etkinliğini değerlendirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışma üçüncü basamak bir hastanenin 13 yataklı yoğun bakım ünitesinde (YBÜ) gerçekleştirildi. YBÜ’de tedavi edilen çoklu travma hastalarının geriye dönük bir incelemesi yapıldı. Toplanan veriler yaş, cinsiyet, yoğun bakım kabul ve yoğun bakımdaki sonuçları içeriyordu. APACHE IV, SAPS III ve öngörülen mortalite oranı web tabanlı bir hesap makinasıyla hesaplandı. BULGULAR: Doksan hastanın %20’si (n=18) kadın, %80’i (n=72) erkekti. Genel mortalite oranı %25.6 idi. APACHE IV, APS ve SAPS III puan ortalamaları 69.27±34.51, 66.42±33.72 ve 26.36±27.14 bulundu. APACHE IV ve SAPS III’e göre ortalama öngörülen mortalite oranı 26.36±27.14 ve 17.07±24.88 idi. Eğrinin altındaki alan (EAA) sırasıyla APACHE IV ve SAPS III için 0.87, 0.93 idi. TARTIŞMA: Çoklu travmalı yoğun bakım hasta grubunda, SAPS III’ün performansı APACHE IV skoruna göre daha hassas ve ayırt edicidir. |
| 7. | Gebelikte ve doğum sonrası dönemde akut biliyer pankreatit Acute biliary pancreatitis during pregnancy and in the post-delivery period Semih Hot, Seracettin Eğin, Berk Gökçek, Metin Yeşiltaş, Dursun Özgür KarakaşPMID: 31135938 doi: 10.14744/tjtes.2019.03846 Sayfalar 253 - 258 AMAÇ: Akut pankreatit, özellikle üçüncü trimesterde veya doğum sonrası dönemde, 1000–5000 gebelikte yaklaşık bir oranında görülür. Gebeliğe bağlı akut pankreatitin en yaygın nedeni, olguların %65’inden fazlasını oluşturan kolelitiazistir. Bu çalışma, gebeliğe bağlı akut biliyer pankreatit olgularında tek bir merkezin dört yıllık deneyiminin detaylı bir analizini sunmayı amaçlamıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu tek merkez geriye dönük çalışmada, acil cerrahi kliniğinde 1 Ocak 2014–1 Ocak 2018 tarihleri arasında gebeliğe bağlı akut biliyer pankreatit nedeniyle hastaneye yatırılan 55 ardışık hastanın tıbbi kayıtları incelendi. BULGULAR: Çalışmaya gebeliğe bağlı akut biliyer pankreatitli elli beş hasta dahil edildi. Elli beş kadından 13’ü (%24) hamile, 28’i (%51) doğum sonrası (altı hafta), 14’ü (%25) bir yıl (6 hafta–1) grubuydu. Üç grup arasında istatistik olarak anlamlı fark yoktu. Her hasta için en uygun tedavi hedef alındı. Altı hastada (%10) tekrarlayan akut pankreatit vardı. Anne veya fetal mortalite ve morbidite yoktu. TARTIŞMA: Gebeliğe bağlı akut biliyer pankreatit sadece hamile kadınları içermez ve bu olguların görülme sıklığı beklenenden daha yüksektir. Gebeliğe bağlı akut biliyer pankreatit konservatif tedavi ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilir, çünkü genellikle hafif-orta şiddette bir klinik ile seyreder. Ancak, cerrah ilk trimester dışındaki hastalar için erken kolesistektomiyi akılda tutmalıdır. |
| 8. | Ateşli silah yaralanması olgularında mortalite üzerine yaralanma şiddeti skoru (ISS), yaşamsal skorlar ve hemogram değerleri arasındaki korelasyonun etkisi The correlation between Injury Severity Score, vital signs, and hemogram values on mortality in firearm injuries Ozcan Turan, Mehmet Eryilmaz, Ozgur AlbuzPMID: 31135949 doi: 10.5505/tjtes.2018.68338 Sayfalar 259 - 267 AMAÇ: Birçok ülkede kişilerin maruz kaldığı travmanın şiddeti ve ortaya çıkan hasarı değerlendirmek için bazı skorlama sistemleri geliştirilmiş ve geliştirilmeye devam etmektedir. Burada amaç hastanın hasar oranlarını en iyi biçimde belirleyerek mortalite ve morbiditeye etki eden faktörleri saptayarak bunları en aza indirgemeye çalışmaktır. Travmanın ağırlığının tespiti için ortaya konulan kriterlerin ölçülebilir ve karşılaştırılabilir objektif kriterler olması önemlidir. Bu amaçla anatomik ve fizyolojik birçok puanlama sistemleri oluşturulmuştur. Bu araştırmada acil servise ilk kabul anındaki vital skorların, hemogram değerlerinin ve yaralanma şiddeti skorunun (ISS) mortaliteyi öngörmeye katkısını ortaya koymaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışma geriye dönük kohort çalışması olarak tasarlandı. Aralık 2015–Mart 2016 tarihleri arasında acil servisimize başvuran ateşli silah yaralanması olan hastalar çalışmaya alındı. Değişkenlerin dağılımı açısından sürekli değişkenler için t-testi veya Mann-Withney U-testi kullanılarak ikili değişkenler analiz edildi. Acil servise kayıttan sonra bağımsız mortalite belirleyicilerini belirlemek için lojistik regresyon ve istatistiksel analiz için SPSS17.0 programı kullanıldı. P<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Toplam 418 hasta alındı. Sağ kalan ve ölen hastalar arasında beyaz kan hücresi (WBC), solunum hızı, Glasgow Koma Skalası (GCS), Kısaltılmış Yaralanma Skoru (AIS) ve ISS arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p<0.05). Sistolik kan basıncının 90 mmHg’nin altında ve kalp atım hızının 100 atım/dk üzerinde olmasının mortalite açısından bağımsız değişkenler olduğu belirlendi. TARTIŞMA: Acil servise kabul anındaki ISS’nin objektif değerlendirmesi, hemoglobin gereksinimi, mortalite ve morbiditeyi öngörmek için önemli bir unsurdur. |
| 9. | Mekanik bağırsak tıkanıklığının etiyoloji, yönetimi ve sağkalımı: Türkiye’deki bir eğitim ve araştırma hastanesinin beş yıllık sonuçları Etiology, management, and survival of acute mechanical bowel obstruction: Five-year results of a training and research hospital in Turkey Dursun Özgür Karakaş, Metin Yeşiltaş, Berk Gökçek, Seracettin Eğin, Semih HotPMID: 31135942 doi: 10.14744/tjtes.2019.44834 Sayfalar 268 - 280 AMAÇ: Akut mekanik bağırsak tıkanıklığı (AMBT) acil servisler için halen ciddi bir cerrahi problemdir. AMBT’nin etiyoloji, yönetimi ve sağ kalımı açısından değerlendirmeyi amaçlamaktayız. GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 2014 ile Aralık 2018 tarihleri arasında bağırsak tıkanıklığı için yatırılmış hastalar geriye dönük incelendi. Yaş, cinsiyet, etiyoloji, yönetim ve sağ kalım AMBT açısından geriye dönük değerlendirildi. Adezyonlar, tümörler, herniler ve peritoneal karsinomatoza daha detaylı değerlendirildi. BULGULAR: Çalışmaya 735 hasta dâhil edildi. %60’ı ince bağırsak %40’ı kalın bağırsak tıkanıklığıydı. Yaş ortalaması 59.9±16.02 yıldı. %52.9’u erkek, %47.1’i kadındı. AMBT’nin en sık nedeni adezyonlar, tümörler ve hernilerdi (sırasıyla, %43.3, %26.2 ve %6). İnce bağırsak için en sık neden adezyon (%69.3), kalın bağırsaklar için ise tümörlerdi (%61.6). AMBT’nin en sık yönetimi konservatif yaklaşımdı (%53.2), cerrahi palyasyon %24.9 ve rezeksiyon %21.9 oranında uygulanmıştı. Konservatif yaklaşım en sık adezyonlarda (%76.7), cerrahi palyasyon peritoneal karsinomatozada (%65.7), ve rezeksiyon ise volvulusta (%61.9) uygulanmıştı. Mortalite oranı %8.6 bulundu. Adezyon için kolorektal cerrahi (%51.4), tümör için splenik fleksura distal (%71.3) yerleşimli kolorektal kanserler (%93.8) ve herniler için ise sıklıkla gastrointestinal cerrahi (%57.1) sonrası gelişen insizyonel herni (%47.7) en sık nedenlerdi. TARTIŞMA: Adezyon, tümör ve herniler AMBT’nin sırasıyla en sık nedenleridir. En sık yönetim şekli konservatif yaklaşımdır ve çoğunlukla adezyonlar için uygulanır. Femoral ve inguinal herni sıklığı azalırken insizyonel herni sıklığı artmakta, peritoneal karsinomatoza son yıllarda herni kadar sık gözlenmektedir. |
| 10. | Kemiksel çekiç parmak tedavisi için ekstansiyon blok pinleme: Transfiksasyon pini gerekli mi? Extension-block pinning to treat bony mallet finger: Is a transfixation pin necessary? Sercan Çapkın, Abdul Fettah Buyuk, Serkan Sürücü, Ozgur Mert Bakan, Dogan AtlihanPMID: 31135948 doi: 10.5505/tjtes.2018.59951 Sayfalar 281 - 286 AMAÇ: Kemiksel çekiç parmak yaralanmalarının tedavisinde popüler bir tedavi yöntemi olan ekstansiyon blok pinleme yönteminde kullanılan transfiksasyon pininin gerekliliğini araştırmak. GEREÇ VE YÖNTEM: Doyle sınıflamasına göre tip 4B çekiç parmak yaralanması olan hastalar tariflediğimiz pin-ortez ekstansiyon blok yöntemi ile tedavi edildi. Radyolojik sonuçlar ameliyat sonrası çekilen röntgenlerle, fonksiyonel sonuçlar Crawford kriterlerine göre değerlendirildi. BULGULAR: Yaş ortalaması 26 olan 13 hasta (9 erkek, 4 kadın) çalışmaya dahil edildi. Yaralanma ile cerrahi arasında geçen ortalama süre 3.3 gün, ortalama takip 8.2 ay (dağılım, 4–12 ay) dı. Tüm hastalarda ortalama 5.1 haftada (dağılım, 5–6 hafta) radyolojik kemik kaynaması elde edildi. Son kontrollerde ortalam aktif distal interfalangeal eklem fleksiyonu 76.1° (dağılım, 65°–80°) ve ortalama ekstansiyon kaybı 3.84° (dağılım, 0°–15°) di. Crawford kriterlerine göre, sekiz hastada mükemmel sonuç, dört hastada iyi sonuç, bir hastada kötü sonuç elde edildi. Son kontrollerde hiç bir hastada ağrı yoktu. TARTIŞMA: Kullandığımız pin-ortez ekstansiyon blok tekniğinde tatmin edici klinik ve radyolojik sonuçlar elde ettik. Randomize kontrollü ve ileriye yönelik çalışmalar ile tekniğin etkinliği teyit edilecektir. |
| 11. | Femur boyun kırıklarında osteosentez sonrası gelişen komplikasyonların tedavisinde total kalça protezi uygulamalarının sonuçları Outcomes of salvage total hip arthroplasty after failed osteosynthesis for collum femoris fractures Turgut Akgul, Fevzi Birişik, Gökhan Polat, Cengiz Sen, Önder İsmet KılıçoğluPMID: 31135945 doi: 10.5505/tjtes.2018.55506 Sayfalar 287 - 292 AMAÇ: Bu çalışmada osteosentez sonrası komplikasyon gelişmiş veya başarısız olunmuş kollum femoris kırıklarının, kurtarıcı total kalça artroplastisi (TKA) ile tedavisinin sonuçları araştırıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: 1988 ile 2012 yılları arası kollum femoris kırığı tedavisinde kapalı repozisyon ve osteosentez sonrası başarısızlık gelişen ve kurtarıcı TKA yapılan 20 hasta (6 erkek, 14 kadın; ortalama yaş: 56.7) çalışmaya alındı. Kollum femoris kırıkları sonrası osteosentez şekli, başarısızlık gelişme süresi ve TKA uygulama süreleri kaydedildi. Hastalara sementsiz femoral ve asetabuler komponent kullanıldı. Komplikasyonlar operasyon esnası ve sonrası olarak belirlendi. Son kontrolde Haris kalça skorlaması ile klinik sonuçlar ve çekilen grafiler ile gevşeme varlığı değerlendirildi. BULGULAR: Hastaların takip süreleri ortalama 59.4 (dağılım, 15–178) ay idi. TKA uygulanan 20 hastanın kollum femoris kırıklarının sınıflaması osteosentez sonrasında komplikasyonlar kaynamama 4 (%25), malunion 2 (%10), avasküler nekroz 9 (%45), implant yetersizliği 4 (%20) idi. Komplikasyonlar gelişmesinde kanüle vida ve DHS arasında istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamakta idi (p=0.084). Komplikasyon olarak erken dislokasyon (%5), protez çevresi kırık (%5) ve asetabuler protrüzyon (%5) saptandı. Erken dislokasyon gelişen hastada 10. yılda gevşeme saptanması üzerine revizyon yapıldı. TKA öncesi HHS 54.05 iken son kontrolde 86.45 olarak değerlendirildi ve istatistiksel olarak aralarında anlamlı bir fark saptandı (p<0.0001). TARTIŞMA: Çalışma bulgularımız, kollum femoris kırıklarında başarısız osteosentez sonrası TKA uygun cerrahi teknik ile başarılı ve güvenli bir yöntem olduğunu göstermektedir. |
| 12. | Tibia distal diafiz kırıklarında intramedüller çivi kompresyon miktarının kırık kaynaması üzerine etkisinin sonlu eleman analizli değerlendirilmesi Finite element analysis of the effect of intramedullary nail compression amount on fracture union in distal tibial diaphyseal fractures Sadullah TurhanPMID: 31135952 doi: 10.14744/tjtes.2019.86613 Sayfalar 293 - 297 AMAÇ: Intramedüller çivi (IMN) uygulanan tibia distal diafiz kırığı olgularında farklı kompresyon miktarlarının kırık yüzeyindeki stres değerleri ve kaynama süreleri arasındaki ilişkiyi araştırmak. GEREÇ VE YÖNTEM: 2006–2016 yılları arasında tibia cisim kırığı olan 95 hasta çalışmaya alındı. AO sınıflamasına göre 43-A1, 43-A2, 43-A3, Gustillo-Anderson sınıflamasına göre kapalı kırık olan hastalar çalışmaya alındı. Yetmiş sekiz hasta erkek, 17 hasta kadın olup ortalama yaş 33.99 (SS± 10.65) idi. Hastalar üç gruba ayrıldı. Grup 1’de (33 hasta) kompresyon yapılmadı. Grup 2’de (32 hasta) ve 3 (30 hasta) IMN ile dinamik kompressif tespit yapıldı. Kompresyon miktarı Grup 2’de 1 mm, Grup 3’de 1.5 mm olarak uygulandı. Hastaların ameliyat sonrası ve takiplerinde çekilen röntgen grafileri Rust kriterlerine göre, fonksiyonel sonuçlar ise Johner-Wrush kriterlerine göre değerlendirildi. Ayrıca Grup 2 ve 3’de uygulanan 1 mm ve 1.5 mm kompresyon ile ilgili sonlu eleman çalışması yapıldı. İstatistiksel olarak tek yönlü Anova, Fisher kesin testi, Pearson ki-kare, Mann-Whitney U-test ve Student t-testleri kullanıldı. BULGULAR: Bütün hastalarda kaynama elde edildi. Radyolojik kaynama Grup 1’de ortalama 16.08 (SS±2.02) hafta, Grup 2’de 13.54 (SS±1.52) hafta ve Grup 3’de 12.56 (SS±1.73) haftada sağlandığı görüldü. Kompresyon uygulanmayan grupta kaynama süresi, kompresyon uygulanan diğer gruplara göre anlamlı düzeyde uzundu (p<0.001). Fonksiyonel sonuçlar Grup 1’de 28 (%85) hasta mükemmel, beş (%15) hasta iyi-orta, Grup 2’de 27 (%92) hasta mükemmel, beş (%8) hasta iyi-orta, Grup 3’de 26 (%92) hasta mükemmel, dört (%8) hasta iyi-orta olarak değerlendirildi. Toplam beş hastada diz önü ağrısı mevcuttu. Hiçbir hastada enfeksiyon görülmedi. TARTIŞMA: Kilitli kompressif çiviler tibia cisim kırıklarında oldukça etkin bir tedavi yöntemidir. Çivi üzerinden uygulanan kompresyon kaynama süresini belirgin şekilde kısaltmaktadır. |
| 13. | Göz içi arka segment yabancı cisimlerinin yönetiminde 23-gauge transkonjonktival vitrektomi 23-gauge transconjunctival vitrectomy for posterior segment intraocular foreign bodies Yasemin Ozdamar Erol, Kemal Tekin, Pelin YilmazbasPMID: 31135941 doi: 10.5505/tjtes.2018.44763 Sayfalar 298 - 302 AMAÇ: Göz içi arka segment yabancı cisimlerinin (GİASYC) yönetiminde 23-gauge (G) transkonjonktival vitrektomi (TV) sonuçlarının bildirilmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışmada GİASYC nedeniyle 23-G TV uygulanan 14 hastanın 14 gözü incelendi. Tüm olgularda cerrahiye 23-G sistem kullanılarak başlandı ve GİASYC’ler genişletilmiş sklerotomilerden çıkartıldı. Çalışmadaki tüm olgular erkek olup, ortalama yaş 36.6±11.0 yıldı. BULGULAR: Yabancı cisim 11 olguda vitreus içerisindeyken, üç olguda retina içindeydi. 23-G TV cerrahisi öncesinde, altı hastada komplike katarakt, beş hastada vitreus içi kanama ve bir olguda retina dekolmanı tespit edildi. On ikisi metalik ve ikisi cam tipinde olan yabancı cisimlerin boyutları 3 mm ile 7 mm arasında değişmekteydi. Cerrahi tamponat olarak, beş olguda silikon yağı kullanılırken dört olguda gaz tamponat (C3F8) kullanıldı. Cerrahi sonrası ortalama takip süresi 8.15±2.9 aydı. Son muayenede, çalışmaya dahil edilen 14 gözün 10’unda görme keskinliği (GK) 0.1 veya üzerindeyken, dört gözde 0.1’in altındaydı ki bunlardan ikisinde perimaküler skar, birinde yoğun sub-epiretinal membran ve birinde nüks retina dekolmanı mevcuttu. TARTIŞMA: Göz içi arka segment yabancı cisimlerinin çıkarılmasında 23-G TV etkin ve minimal invaziv bir yöntem olarak görünmektedir. |
| OLGU SUNUMU | |
| 14. | Helikopter acil tıbbi servis ekibi tarafından yapılan hastane öncesi acil torakotomi: Bir olgu sunumu Prehospital emergency thoracotomy performed by helicopter emergency medical service team: A case report Tomasz Darocha, Sylweriusz Kosinski, Wojciech Serednicki, Tomasz Derkowski, Pawel Podsiadlo, Jan Szpor, Tomasz Sanak, Robert GalazkowskiPMID: 31135944 doi: 10.5505/tjtes.2018.50284 Sayfalar 303 - 306 Göğüs yaralanmaları ile başvuran kritik hastalarda acil torakotomi hayat kurtarıcı bir işlem olabilir. Halen, olay yerinde uygulanan torakotomi için endikasyonlar acil ekip varlığında veya gelmeden 10 dakika önce meydana gelen kalp durması nedeniyle göğsün veya karnın üst bölümünün penetran yaralanmasıdır. Künt göğüs travmasında acil torakotomi için endikasyonlar daha düşük netlikte tanımlanmıştır. Bu olguda bir helikopter acil tıbbi servis ekibi olay yerinde acil torakotomi gerçekleştirmiştir. Bildiğimiz kadarıyla, Polonya’da böyle bir müdahale ilk kez tarif edilmektedir. Kırk bir yaşındaki bir erkek, kazaen traktör altında kalarak ezilmiştir. Tüm mevcut önlemler alınmış olmasına rağmen, yaralının kalbi aniden durmuş. Helikopter acil müdahale ekibi hastane öncesi kardiyopulmoner arest tedavisinin ayrılmaz bir bileşeni olarak olay yerinde acilen torakotomi gerçekleştirmiştir. Hasta hayatta kalmış ve daha sonra hastaneden iyi bir fiziksel durumda taburcu edilmiştir. Serebral performans kategorisi 1’e göre nörolojik defisit saptanmamıştır. Hasta önceki aktivitelerine herhangi bir komplikasyon veya defisit olmaksızın geri dönmüştür. Tamamen eğitimli bir ekibin varlığı, olay yerinde potansiyel olarak kritik acil durumda torakotomi yapılmasına olanak sağlar. Künt toraks yaralanması olan iyi seçilmiş bir hasta grubunda, hastane öncesi acil torakotomi önemli ve hayat kurtarıcı bir işlem olabilir. |
| 15. | Strangüle inguinal herniye eşlik eden paratestiküler leiomiyosarkom Strangulated inguinal hernia accompanied by paratesticular leiomyosarcoma Birol Agca, Yalin Iscan, Timucin Aydin, Aytaç Şahin, Kemal MemisogluPMID: 31135950 doi: 10.5505/tjtes.2018.68709 Sayfalar 307 - 310 Spermatik kord kaynaklı sarkomlar yumuşak doku sarkomlarının %2.1 ve genitoüriner sistemde ise %1–2 oranlarında görülen nadir malignitedir. Yetmiş dört yaşında erkek hasta son üç gündür süren kasık ağrısı ve şişlik şikâyeti ile acil polikliniğimize başvurdu. Fizik muayenede sağ inguinal bölgede yaklaşık 5x5 cm boyutlarında sert redükte edilemeyen kitle ve sağ inguinal herni tespit edildi. Bilgisayarlı tomografide sağ inguinal bölgede büyük bir herni kesesi ve içerisinde 77x55 mm ölçülerinde kitle saptanan hastaya radikal orşiektomi ve herni onarımı yapıldı. Kitlenin patolojik değerlendirmesinde paratestiküler leiomyosarkom tanısı konuldu. Ameliyat sonrası yedinci ayda lokal nüks veya uzak metastaz izlenmedi. Sonuç olarak paratestiküler leiomyosarkomlar nadir görülmelerine rağmen özellikle inguinal kitle ile başvuran ileri yaştaki hasta grubunda akılda tutulması gereken bir durumdur. |
| 16. | Nadir görülen ölümcül venöz ve serebral hava embolisi A rare case of fatal venous and cerebral air embolism Semih Petekkaya, Osman Celbiş, Bedirhan Sezer Oner, Ömer Turan, Zeynep YenerPMID: 31135947 doi: 10.5505/tjtes.2018.58201 Sayfalar 311 - 315 Venöz hava embolisi kafa ve göğüs bölgelerine künt travma maruziyeti, torasentez, arteryel kateterizasyon gibi girişimler, vurgun hastalığı, kardiyak ve nöroşirürji cerrahi operasyonları sonrası ender olarak gelişebilmekte, gelişmesi halinde ise kardiyovasküler sistemde blokaj meydana getirerek ölüme yol açabilmektedir. Düşük miktarlardaki venöz hava embolileri sıklıkla asemptomatik olup, venöz hava embolisinin ölümcül olabilmesi için 75 cm3 ile 200–300 cm3 arasında hacme sahip havanın dolaşıma geçmesi gerekmektedir. Zedelenmiş sistemik ven yapısının içine giren hava dolaşım sisteminde önce sağ atriyuma sonra sırası ile sağ ventrikül ve pulmoner artere ulaşmaktadır. Çalışmamızda üzerine televizyon düşmesi sonucu künt göğüs ve kafa travması geçiren, yapılan incelemelerde kafatası kemiklerinde deplase kırıklar ve akut subdural-epidural hematom saptanması üzerine operasyona alınan, ancak operasyon sırasında ani kardiyak arrest gelişmesi üzerine öldüğü bildirilen üç yaşındaki kız çocuğu olgusu sunuldu. Küçük çocuğun yapılan medikolegal otopsisinde saptanan venöz ve serebral hava embolisi ile birlikte diğer otopsi bulguları sunularak, bu tür olgularda medikolegal otopsi uygulamasında dikkat edilmesi gereken noktaların ve gelişen ölümün patofizyolojisinin tartışılması amaçlanmaktadır. |