p-ISSN: 1306-696x | e-ISSN: 1307-7945
Cilt : 24 Sayı : 2 Yıl : 2026

Hızlı Arama




Scopus CiteScore SCImago Journal & Country Rank

Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Dergisi - Ulus Travma Acil Cerrahi Derg: 24 (2)
Cilt: 24  Sayı: 2 - Mart 2018
DENEYSEL ÇALIŞMA
1. 
Sıçanlarda testiküler torsiyon/detorsiyon nedeniyle oluşan hasarın önlenmesinde oksitosin
Oxytocin for preventing injury due to testicular torsion/detorsion in rats
Fatih Fırat, Fikret Erdemir, Engin Kölükçü, Fikret Gevrek, İsmail Benli, Velid Ünsal
PMID: 29569694  doi: 10.5505/tjtes.2017.25730  Sayfalar 89 - 96
AMAÇ: Testislerdeki iskemi reperfüzyon hasarı üzerine oksitosinin etkilerini göstermeyi amaçladık.
GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamızda ağırlıkları 250–320 gr arasında değişen toplam 24 adet Wistar-Albino cinsi sıçan kullanıldı. Sıçanlar, sekiz sıçandan oluşan randomize üç gruba ayrıldı. Grup 1 kontrol grubu olarak değerlendirildi. Grup 2’de önce testis torsiyonu gerçekleştirildi. Sonrasında detorsiyone edilerek reperfüzyon hasarı oluşturuldu. Grup 3’de ise torsiyon ve detorsiyon işlemlerini takiben reperfüzyondan önce oksitosin uygulandı. Testiküler dokular, Johnsen skorlama sistemi kullanılarak histolojik ve spermatogenik parametrelere göre değerlendirildi ve ortalama Johnsen skoru hesaplandı.
BULGULAR: Histolojik test sonuçları torsiyon grubu tedavi ve kontrol gruplarından istatistiksel olarak anlamlı derecede farklıydı. Oksitosin ile tedavi edilen grup hem kontrol hem de torsiyon gruplarından farklıydı (p=0.010 ve p=0.012). Biyokimyasal test sonuçları testis torsiyonu oluşturulan grupta süperoksit dismutaz ve glutatyon peroksidaz düzeyleri kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu (p=0.007 ve p=0.007). Daha sonra oksitosin ile tedavi edilen testiküler torsiyon grubunda malondialdehit ve nitrik oksit düzeyleri yalnızca testis torsiyonu yapılan grupla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı şekilde azaldı (p=0.017 ve p=0.014).
TARTIŞMA: Bu sonuçlara göre, oksitosin klinik uygulamada testiküler torsiyon tedavisinde doku hasarını en aza indirgemek için alternatif bir ajan olarak düşünülebilir.

2. 
Gece görüş gözlükleri kullanarak modifiye laringoskopla endotrakeal entübasyon başarısı
The success of endotracheal intubation with a modified laryngoscope using night vision goggles
Attila Aydın, Sedat Bilge, Cemile Aydın, Meltem Bilge, Erdem Çevik, Mehmet Eryılmaz
PMID: 29569679  doi: 10.5505/tjtes.2017.27546  Sayfalar 97 - 103
AMAÇ: Karanlık ortamda düşman ateşi altında endotrakeal entübasyon (ETE) prosedürü hastane öncesi travma yaşam desteği prosedürlerinden farklıdır. Amacımız; aydınlık odada klasik laringoskop (KL), karanlık odada modifiye laringoskop (ML) modeli ile ETE prosedürlerinin başarı, zorluk derecesi ve ETE prosedür süresini ortaya çıkartmaktır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Tüm girişimler 10 kişiden oluşan muharip sağlık personeli tarafından yapıldı. Gece koşullarında, gece görüş gözlükleri (GGG) ile ETE prosedürünün gerçekleştirmek için ML modeli geliştirdik. Girişimler; KL kullanılarak aydınlatılmış bir alanda ve ML ile GGG kullanılarak karanlıkta gerçekleştirildi. Modifiye laringoskop bıçağı ağız içinde (ML-Aİ+GGG) veya ağız dışında (ML-AD+GGG) açılacak şekilde iki ayrı metod şeklinde kullanıldı.
BULGULAR: Uygulayıcılar tarafından aydınlık ve karanlık odada yapılan ETE girişimlerinin (Gündüz-KL, ML-AD+GGG, ML-Aİ+GGG) ortalama tamamlanma süreleri sırasıyla 14.46 sn., 26.9 sn., ve 32.38 sn. olarak saptandı. ML-AD+GGG ve ML-Aİ+GGG, Gündüz-KL’ye göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha uzundu (p<0.05). Modifiye laringoskop-Aİ+GGG, ML-AD+GGG’ye göre göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha uzun bulundu (p<0.05). Bütün ETE girişimleri %100 başarılıydı. Gündüz-KL, ML-AD+GGG ve ML-Aİ+GGG ile karşılaştırıldığında daha kolaydı (p<0.05).
TARTIŞMA: Endotrakeal entübasyon savaş alanında GGG kullanarak karanlıkta uygulanabilir bir prosedürdür. Gece görüş gözlükleri ile karanlıkta yapılan tıbbi müdahaleler, taktik acil tıbbında verilen temel eğitimlerin bir parçası olmalıdır.

3. 
Yüksek derecede selektif olgularda künt abdominal travmanın başarılı cerrahidışı tedavisi: Güvenli ve etkili bir seçim
Successful non-operative management of blunt abdominal trauma in highly selective cases: A safe and effective choice
Georgios Theodoros Liagkos, Charalampos Spyropoulos, Gerasimos Tsourouflis, Aris Papadopoulos, Paulos Ioannides, Constantine Vagianos
PMID: 29569680  doi: 10.5505/tjtes.2017.83404  Sayfalar 104 - 109
AMAÇ: Abdominal yaralanmaların cerrahi dışı tedavisi (CDT) son 10 yıllarda geniş kabul görmüştür. Bu çalışmada, bölgesel Yunanistan hastanesinde künt abdominal travmada (KAT) CDT etkinliği değerlendirildi.
GEREÇ VE YÖNTEM: Künt abdominal travma için 2008–2015 arası hastaneye yatırılmış hastaların tümüne önceden kararlaştırılarak uygulanmış tedavi protokollerinin sonuçları incelendi. Protokol peritonit belirtileri olmayan hemodinamik açıdan stabil hastalarda CDT’yi önerdi. Demografik özellikler, yaralanmanın tipi, yaralanmış organ(lar), tedavi tipi (cerrahi’ye karşın cerrahi dışı) Yaralanma Şiddeti Skoru (YŞS), morbidite, mortalite oranları ve sağlık bakım maliyetleri değerlendirildi.
BULGULAR: Künt abdominal travma nedeniyle bölümümüze yatırılmış146 hasta çalışmaya alındı. Bunlar arasında 49’u ameliyat edilmiş, 97’sine CDT uygulanmıştı. Yaralanma Şiddeti Skoru cerrahi grubunda istatistiksel açıdan daha yüksek olmasına rağmen iki grup arasında karaciğer, dalak ve böbreklerdeki yaralanmanın şiddet derecesi açısından farklılık yoktu. Cerrahi dışı tedavi uygulanan hiçbir olgu için muhtemelen CDT’nin katı dahil edilme kriterleri nedeniyle cerrahi tedaviye geçiş gerekmemişti.
TARTIŞMA: Hemodinamik açıdan stabil, fizik muayenesi normal yüksek derecede selektif olgular yaralanmanın derecesine bakılmaksızın cerrahi dışı yöntemlerle tedavi edilebilir. Yaralanma Şiddeti Skoru cerrahi tedavi riskine ilişkin bağımsız bir risk faktörüdür.

KLINIK ÇALIŞMA
4. 
Çocuk hastalarda suPAR’ın (Serum soluble urokinase plasminogen activator receptor) akut panadisit tanısında yararı var mıdır?
Can serum soluble urokinase plasminogen activator receptor be an effective marker in the diagnosis of appendicitis and differentiation of complicated cases?
Melih Akın, Başak Erginel, Nihat Sever, Kerem Özel, Banu Bayraktar, Abdullah Yıldız, Çetin Ali Karadağ, Meltem Tokel, Ali İhsan Dokucu
PMID: 29569681  doi: 10.5505/tjtes.2017.05752  Sayfalar 110 - 115
AMAÇ: suPAR (Soluble urokinase plasminogen activator receptor) enflamasyon düzeyinin tesbitinde kullanılan yeni bir biyobelirteçtir. Çalışmamızın amacı suPAR düzeylerinin çocuklarda akut apandidsit tanısındaki ve akut ve kronik apandisit ayırımındaki yerini tartışmaktır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamıza 40 komplike apandisit, 40 komplike olmaya apandisit ve 25 kontrol grubu oluştumak üzere 105 çocuk alındı. Tüm hastalardan ameliyat öncesinde suPAR, C-reaktif protein, lökosit, nötrofil ve nötrofil yüzdesi bakılmak üzere kan örnekleri alındı.
BULGULAR: Apandisitli gruplarda kontrol grubuna göre suPAR, C-reaktif protein, lökosit, nötrofil ve nötrofil yüzdesi anlamlı olarak yüksek bulundu. Komplike apandisitlerde suPAR değeri anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p=0.016).
TARTIŞMA: Çalışmamız kan suPAR seviyelerinin akut ve komplike apandisit ayırımında faydalı olduğunu göstermiştir.

5. 
Gaz oluşumuyla karakterize sinerjistik nekrotizan selülit özellikleri ve tedavisi: Dokuz yılı kapsayan geriye dönük çalışma
Features and treatment of gas-forming synergistic necrotizing cellulitis: a nine-year retrospective study
Xiangwei Ling, Yuanyuan Ye, Hailei Guo, Zhengjun Liu, Weidong Xia, Cai Lin
PMID: 29569682  doi: 10.5505/tjtes.2017.93453  Sayfalar 116 - 120
AMAÇ: Birçok doktor gaz oluşumuyla karakterize sinerjistik nekrotizan selülit hakkında az bilgi sahiptir, çalışmamızda bu durumu geriye dönük araştırdık.
GEREÇ VE YÖNTEM: Kasım 2006 ile Eylül 2015 arasında gaz oluşumuyla karakterize sinerjistik nekrotizan selülit tanısı konmuş toplam 30 hasta çalışmaya alındı. On dokuz hastaya açık drenaj uygulandı, 11 hastaya agresif debridman yapıldı. Geriye dönük olarak demografiler, APACHE II skorları, patojenlerin kültür sonuçları, ameliyat sırasında kanama miktarı, beyaz küreler ve derlenme geriye dönük olarak incelendi.
BULGULAR: Ölüm oranları açık drenaj ve agresif debridman gruplarında sırasıyla %26 ve %73 idi (p=0.023). Tedavi öncesinde iki grup arasında APACHE II skorları açısından herhangi bir istatistiksel farklılık yoktu (16.6±4.5’e karşın 18.1±7.5, p=0.511). Tedavi sonrasında agresif tedavi grubunda APACHE II skoru anlamlı derecede daha yüksek idi (14.2±5.8’e karşın 20.1±9.1, p=0.038). Tedavi öncesi ve sonrası arasında beyaz küre sayısında istatistiksel farklılık yoktu (13.49±5.05×109 hücre/L’e karşın 17.46±6.94×109 hücre/L, p=0.082; 10.37±3.54×109 hücre /L ve 15.47±7.51×109 hücre /L, p=0.055). Ameliyat sırasında kanama agresif debridman grubunda anlamlı derecede daha fazla idi (315±112 ml’ye karşın 105±45 ml, p=0.000).
TARTIŞMA: Sinerjistik nekrotizan selülit tedavisi için hasta kabulden sonra olabildiğince en kısa sürede açık drenaj yapılacak en önemli girişimdir.

6. 
Minör kafa travmasında bilgisayarlı tomografi kullanımı: Türkiye’deki acil tıp hekimleri, beyin cerrahları ve radyologların tutum ve uygulamaları
Computed tomography use in minor head injury: attitudes and practices of emergency physicians, neurosurgeons, and radiologists in Turkey
Ebru Özan, Gökçe Kaan Ataç
PMID: 29569683  doi: 10.5505/tjtes.2017.56884  Sayfalar 121 - 128
AMAÇ: Türkiye’deki acil tıp hekimleri, beyin cerrahları ve radyologların, minör kafa travmasında (MKT) bilgisayarlı tomografi (BT) kullanımı ile ilgili tutum ve davranışlarını belirlemektir.
GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma acil tıp hekimleri, beyin cerrahları ve radyologlara anket formu uygulanarak gerçekleştirildi.
BULGULAR: Ankete 201 acil tıp hekimi, 179 beyin cerrahı ve 227 radyolog dahil olmak üzere toplam 607 katılımcı yanıt verdi. Minör kafa travmasında beyin BT kuralları ile ilgili genel farkındalık oranı %31 olarak bulundu. Katılımcıların %27.3’ü kuralları uyguladığını bildirdi. Kuralların farkındalığı ve kullanımı acil tıp hekimi grubunda en belirgin iken en düşük oranlar radyologlar grubunda gözlendi (p<0.01). Acil tıp hekimlerinin MKT’de beyin BT kurallarını kullanmalarını engelleyen başlıca etkenler; mediko legal kaygı (%73.6), hastaların ve/veya hasta yakınlarının beklentileri (%72.6) ve zaman kısıtlamaları (%44.3) idi. Beyin cerrahlarının belirttikleri başta gelen faktörler; mediko legal kaygı (%60.9) ve hasta ve/veya hasta yakınlarının beklentileri (%46.4) idi. Radyologlar tarafından belirtilen başlıca etken “karar verme sürecinde danışılmamaktadır” (%65.6) idi.
TARTIŞMA: Çalışmamızın sonuçları, Türkiye’de birçok hekimin MKT’de beyin BT kuralları ile ilgili olumlu tutumları olmadığını göstermektedir. Mediko legal kaygı, hastanın ve/veya hasta yakınlarının beklentileri, zaman kısıtlamaları, BT’nin yaygınlığı ve tıbbi görüntülemede radyasyondan korunma veya hasta radyasyon dozu konularında eğitim yetersizliği bu uygulama şekli için ortak nedenler olarak tanımlanmaktadır.

7. 
Özçekim ilişkili yaralanma ve ölümlerin analizi
Media-based clinical research on selfie-related injuries and deaths
Mehmet Dokur, Emine Petekkaya, Mehmet Karadağ
PMID: 29569684  doi: 10.5505/tjtes.2017.83103  Sayfalar 129 - 135
AMAÇ: Yoğun olarak özçekim ve bunları sosyal medyada paylaşmak ya da bununla ilişkili davranışlar, özellikle gençler arasında giderek artmaktadır. Bu durum özçekim nedenli travmalara yol açabilir. Bu klinik çalışmayı, özçekim ilişkili yaralanma ve ölümlere dikkat çekmek için gerçekleştirdik.
GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamızda medya kaynaklarında rapor edilen 111 özçekim olayı veya kazası ile ilişkili 159 olgu değerlendirildi. Özçekimle ilişkili yaralanma ve ölümlerin nedenleri ile birlikte kurbanların vital bulguları, demografileri, ritmisiteleri, tercihler, olay veya kaza tipleri, risk faktörleri ve etkilenen vücut bölgeleri değerlendirildi.
BULGULAR: Özçekim kurbanlarının birçoğunun öğrenci olduğu belirlendi. Özçekim ilişkili yaralanma ve ölümler en sık Hindistan, ABD ve Rusya’dan bildirilmişti. Kurbanların en sık poz tercihi uçurum kenarı idi. En sık rapor edilen kaza tipi yüksekten zemine düşme idi. Özçekim ilişkili yaralanma ve ölümlerde en sık etkilenen çoklu vücut bölgesi idi. En sık saptanan ölüm nedeni multitravma ve suda boğulma idi.
TARTIŞMA: Özçekim ilişkili yaralanma ve ölümler son yıllarda giderek artmaktadır. Özellikle ergenler ve genç yetişkinler tehlikeli özçekim açısından yüksek risk taşırlar. Bu nedenle özçekim ilişkili yaralanma ve ölümleri azaltmak için bilinçlendirme yapılmalıdır.

8. 
Acil servislerde travmatik dental yaralanmaların tedavisi konusunda bilginin önemi
Importance of knowledge of the management of traumatic dental injuries in emergency departments
Acar Aren, Arzu Pınar Erdem, Gamze Aren, Zeynep Deniz Şahin, Ceren Güney Tolgay, Merve Çayırcı, Elif Sepet, Recep Güloğlu, Hakan Yanar, Kaya Sarıbeyoğlu
PMID: 29569685  doi: 10.5505/tjtes.2017.57384  Sayfalar 136 - 144
AMAÇ: Hastane acil servisleri hem travmatik hem de travmatik kökenli olmayan acil dental durumlarla karşı karşıya gelirler. Öte yandan literatür, tıp uzmanları arasında travmatik dental yaralanmalarının (TDY) yönetimi konusunda bilgi eksiklikleri bulunduğunu ileri sürmektedir. Bu çalışmanın amacı, İstanbul acil cerrahi doktorlarının TDY’nin tedavisine yönelik bilgi ve tutumlarını araştırmaktır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Anketler acil servis yöneticilerine ve doktorlara dağıtıldı. Anket, özellikleri ve dental travma yönetimi konusundaki bilgilerini değerlendiren soruları içermekteydi.
BULGULAR: Toplamda 126 anketin (13’ü acil sevis yöneticisi, 113 doktor) geri dönüşü olmuş ve değerlendirme kapsamına alınmıştır. Acil çalışanlarının kron kırıkları ve avülsiyon konusundaki uygun tedavi bilgi düzeyleri genelde iyi düzeyde olmasına karşın (p=0.221), lüksasyon yaralanmalarda konusundaki bilgileri yetersizdi (p=0.0001). Doktorlar kalıcı dişler konusunda süt dişlerine oranla daha iyi bir bilgi düzeyine sahiplerdi (p=0.027).
TARTIŞMA: Bu çalışmadan elde edilen bulgulara dayanarak, hastanelerde özellikle doktorlar arasında TDY yönetimini iyileştirmek için eğitim, izleme, kaynakların daha iyi kullanılabilirliği ve disiplinler arası uyum eksikliğinin değerlendirilmesi gereklidir.

9. 
Çocuklarda korkuluk demiri ile üst ekstremite penetran yaralanmaları
Spiked railing penetration that causes injuries in the upper extremities of children
Egemen Ayhan, Kadir Çevik, Melih Bağır, Mehmet Çolak, Metin Manouchehr Eskandari
PMID: 29569686  doi: 10.5505/tjtes.2017.85349  Sayfalar 145 - 148
AMAÇ: Çocuklar duvarlara, merdivenlere ve korkuluklara tırmanmaya meraklıdır. Bu durum düşme sonucu travmaları da artırmaktadır. Çalışmamızda korkuluk demiri ile üst ekstremite penetran yaralanması olan çocuk hastalarımızdaki tecrübelerimizi paylaşmayı ve çocuklardaki bu tip yaralanma riskine dikkat çekmeyi amaçladık.
GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamızda ortalama yaşı 8.8 olan beş erkek çocuk dâhil edildi. Saplanmış olan korkuluk demirleri ameliyathanede çıkartıldı.
BULGULAR: Eksplorasyon sonucu yaralandığı tespit edilen yapılar (fleksör digitorum profundus tendonu, A4 pulleyi, distal interfalangeal eklem volar plak, radial dijital sinir, ulnar dijital sinir ve radial dijital arter) hemen onarıldı.
TARTIŞMA: Korkuluk demiri yaralanmaları, ameliyathanede eksplorasyon gerektirmekte ve önemli yapıların yaralanmasına neden olabilmektedir. Özellikle erkek çocukları risk altındadır ve ebeveynler bu açıdan dikkatli olmalıdır. Korkuluk demirlerinin kullanımında standart bir hukuki düzenleme olması gerektiğini düşünmekteyiz. Bu çalışmayı, olası yaralanmalar açısından toplumun, olası hukuki sonuçları açısından da kullanan kurumların ve kişilerin dikkatine sunuyoruz.

10. 
Mavi Kod’da Mortalite; Apache II ve PRISM skorları, prognoz için belirteç olabilir mi?
Mortality in Code Blue; can APACHE II and PRISM scores be used as markers for prognostication?
Nurten Bakan, Gülşah Karaören, Şenay Göksu Tomruk, Sinem Keskin Kayalar
PMID: 29569687  doi: 10.5505/tjtes.2017.59940  Sayfalar 149 - 155
AMAÇ: Mavi Kod, hastanelerde kalp ve solunum arrestine yanıt vermek üzere geliştirilmiş acil çağrı sistemidir. Ancak, literatürde Mavi Kod işlemlerinde mortaliteyi öngörmek için bir skor sistemi geliştirilmemiştir. Bu çalışmada Mavi Kod ile değerlendirilen hastalarda mortalite tahmininde hesaplanan APACHE II ve PRISM skorlarının etkinliğinin araştırılması ve Mavi Kod çağrılarının geriye dönük analizi amaçlandı.
GEREÇ VE YÖNTEM: Hastanemizde 2009 ile 2013 yılları arasında Mavi Kod ekibi tarafından değerlendirilen 1195 hasta geriye dönük olarak incelendi. Hastalara ait demografik veriler, tanı ve ilişkili bölümler, Mavi Kod nedenleri, kardiyopulmoner resüsitasyon süresi, APACHE II ve PRISM skorları ile hesaplanan mortalite ve gerçekleşen mortalite değerleri hastane veritabanı ile Mavi Kod Bildirim Formlarından geriye dönük olarak kayıt edildi.
BULGULAR: Mavi Kod çağrılarında gerçek mortalite ile APACHE II ve PRISM skorları tarafından hesaplanan beklenen mortalite arasında tüm yaş gruplarında anlamlı fark vardı (p<0.05). Gerçek mortalite oranı beklenen mortaliteden anlamlı derecede daha düşüktü.
TARTIŞMA: Mevcut parametrelerle APACHE ve PRISM skorları, Mavi Kod işlemlerinde mortalitenin öngörülmesine yardımcı olmayacaktır. Bu yüzden, farklı parametrelerin kullanıldığı yeni skor sistemlerine gereksinim vardır.

11. 
Deplase eklem içi kalkaneus kırıklarının anatomik lateral çerçeve plak kullanılarak cerrahi tedavisi
Surgical treatment of displaced intraarticular calcaneus fractures using anatomical lateral frame plate
Irfan Esenkaya, Fatih Türkmensoy, Bahattin Kemah, Oğuz Şükrü Poyanlı
PMID: 29569688  doi: 10.5505/tjtes.2017.62355  Sayfalar 156 - 161
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı deplase eklem içi kalkaneus kırıklarının tedavisinde uyguladığımız anatomik lateral çerçeve plak sonuçlarını değerlendirmektir.
GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya 13 hastanın (3 kadın, 10 erkek, ortalama yaş: 37.5) 14 deplase eklem içi kırığı olan hasta alındı. Tüm hastalara genişletilmiş lateral yaklaşım uygulandı ve eklem hattı redükte edildikten sonra otogreft kullanılarak desteklendi. Daha sonra da anatomik lateral çerçeve plak ile tespit edildi. Ameliyattan sonra tüm hastalara atel uygulandı. Ameliyattan sonra hastalara 6–8. haftalarda kontrollü, 12. haftadan sonra ise tam yük verdirildi.
BULGULAR: Hastaların ortalama takip süresi 28 aydı. Kırıkların sınıflaması Sanders sistemine göre yapıldı. Hastaların klinik skorlamaları AOFAS, Creighton-Nebreska ve Maryland skorlama sistemleri kullanılarak yapıldı. Hastaların bu skor sistemlerine göre ortalaması sırası ile 83.7, 75.7, 88.5 olarak bulundu.
TARTIŞMA: Çalışmamızda deplase eklem içi kalkaneus kırığı olan hastalarda kullandığımız anatomik lateral çerçeve plak tasarımımızın sonuçlarını tanımladık. Kullandığımız plağın kalkaneusun lateral yüzüne anatomik olarak oturmasıyla hem klinik hem de radyolojik olarak yeterli ve tatmin edici sonuçlar elde ettik.

12. 
AO Tip C humerus distal kırıklarında olekranon osteotomisi ile açık redüksiyon ve internal tespit: Fonksiyonel ve klinik sonuçlar
Open reduction and internal fixation in AO type C distal humeral fractures using olecranon osteotomy: Functional and clinical results
Mert Zeynel Asfuroğlu, Ulukan İnan, Hakan Ömeroğlu
PMID: 29569689  doi: 10.5505/tjtes.2017.32916  Sayfalar 162 - 167
AMAÇ: Çalışmada AO tip 13C humerus distal kırıklarında olekranon osteotomisi ile birlikte açık redüksiyon ve internal tespit yapılan hastaların fonksiyonel ve klinik sonuçlarını ortaya koymaktır.
GEREÇ VE YÖNTEM: AO Tip 13C distal humerus kırığı tanısı mevcut olan ve cerrahisi yapılan 39 hasta (ortalama yaş, 44.7; Erkek, %56.4) geriye dönük olarak değerlendirildi. Hastaların demografik verileri, tıbbi öyküleri, radyolojik ve fonksiyonel sonuçları kayıt altına alındı. Hastaların fonksiyonel sonuçları Mayo Dirsek Performans Puanlama Sistemi’ne (MEPI) göre değerlendirildi.
BULGULAR: Ortalama dirsek fleksiyon derecesi 102.2 (60–120 derece) ve ortalama ekstansiyon kaybı derecesi 11.4 (0–25 derece) olarak hesaplandı. Mayo Dirsek Performans Puanlama skorlama sistemine göre yedi hastada mükemmel, 12 hastada iyi, 13 hastada orta ve 7 hastada kötü sonuç elde edildi. Tüm hastalarda ameliyat sonrası altıncı ayda radyolojik olarak kaynama görüldü. Tip 13C3 kırıklarda tip 13C1 ve 13C2’ye göre daha fazla ekstansiyon kaybı, daha düşük fleksiyon derecesi ve daha düşük ortalama MEPI skoru tespit edildi. Fonksiyonel sonuçlara bakıldığında olekranon fiksasyon yönteminin (tansiyon bant ve kanüle vida) anlamlı farklılık yaratmadığı tespit edildi.
TARTIŞMA: AO tip 13C1 ve tip 13C2 kırıkların klinik ve fonksiyonel sonuçlarının AO tip 13C3 kırıklara göre daha iyi olduğu ve iki farklı olekranon fiksasyon yönteminde fonksiyonel sonuçların değişmediği görüldü.

13. 
Rotasyonel instabil ekstrakapsüler proksimal femur kırıkları
Fixation of rotationally unstable extracapsular proximal femoral fractures
Elsayed Ibraheem Elsayed Massoud
PMID: 29569690  doi: 10.5505/tjtes.2017.47041  Sayfalar 168 - 174
AMAÇ: AO tipleri A1.2 ve A1.3 kırıklarının rotasyonel instabil olduğu düşünülmesine rağmen, dinamik kalça vidası ile tespitten sonra stabil olmadıkları ortaya çıkmıştır. Bu nedenle bu kırıkların rotasyonel instabil kırıklar gibi tedavi edilmesi gerektiğini varsaymaktayız.
GEREÇ VE YÖNTEM: AO tip A1, A2 and B2.1 kırıkları olan 83 kırıklık bir seri DKV/DRV ile tedavi edildikten sonra 24 ay izlendi. Ameliyattan hemen sonra, redüksiyonun ve fiksasyonun yeterliliği, altıncı aylarda veya kırıklar iyileştiğinde ise kırık bölgesindeki çökme değerlendirildi. Varsayımımızın uygulanabilirliğini araştırmak için kırıklar iki gruba ayrıldı: Kaçınılmaz olarak instabil kırık grubu (KİKG) AO tip A1.1, A2.1,2,3 ve B2.1 kırıkları, potansiyel olarak instabil kırık grubu (PİKG) AO tip A1.2 ve A1.3 kırıkları içermekteydi. Sonuçlar istatistiksel açıdan analiz edildi.
BULGULAR: Yetmiş yedi kırıkta yeterli redüksiyon ve 71’inde yeterli fiksasyon sağlandı. Kırıkların tümü ortalama 13.5 haftada iyileşti ve kırık bölgesinde ortalama 5.8 mm’lik çökme (kolaps) oluştu. Altmış altı hastada her iki alt ekstremite eşitlendi, 80 hastada kalça hareket erimi diğer sağlam kalçanın hareket erimine kavuştu. Bir AO tip A1.2’li hasta yeniden ameliyata alındı. Sonuçların karşılaştırılmasına göre KİKG ile PİKG arasında önemsiz farklılıklar vardı.
TARTIŞMA: DKV/DRS ile femurun proksimal ucunun anatomik özellikleri orijinal haline getirilmiş ve takip dönemi sırasında bu durum korunmuştur. KİKG ile PİKG sonuçları arasında önemsiz farklılıklar, rotasyonel instabil kırıklara AO tip A1.2 ve A1.3 kırıkların da ilavesi akla yakındır.

OLGU SUNUMU
14. 
Yirmi aylık erkek çocukta künt travmadan sonra travmatik eviserasyon
Traumatic evisceration after blunt trauma in a 20-month-old boy
Marta Diana Komarowska, Ewa Matuszczak, Wojciech Debek, Adam Hermanowicz
PMID: 29569691  doi: 10.5505/tjtes.2017.37807  Sayfalar 175 - 177
Künt travmaya bağlı eviserasyon son derece nadirdir. Yirmi aylık erkek çocukta künt travma sonrası mide, ince ve kalın bağırsakta eviserasyonu tanımladık. Acil laparotomi ve cerrahi onarım yapılmıştı. Mezenterde küçük bir delikten başka bir yaralanma yoktu. Bağırsaklar karın boşluğuna drene edildi ve cilt kapatıldı. Hasta iyileşti.

15. 
İntestinal nonrotasyon ve sol alt kadranda perfore apandisit
Intestinal nonrotation and left-sided perforated appendicitis
Ertan Zengin, Arzu Turan, Ahmet Salih Çapaloglu, Ercan Nalbant, Gürkan Altuntaş
PMID: 29569692  doi: 10.5505/tjtes.2017.58726  Sayfalar 178 - 180
Akut apandisit, acil cerrahi gerektiren en yaygın akut karın ağrısı nedenlerinden biridir. Apendiksin varyasyonel anatomik lokalizasyonlarından dolayı olguların yaklaşık üçte birinde farklı bir kadranda ağrı olabilir. Akut apandisit, sitüs inversus totalis (SIT), Midgut malrotasyon (MM) gibi birkaç doğuştan anomali dışında sol alt kadran ağrısında nadiren akla gelir. Midgut malrotasyon nadir bir doğuştan anomali olup superior mezenterik damarların etrafında rotasyon veya bağırsakların fiksasyonu hatasından kaynaklanır ve bağırsağın inkomplet rotasyonu veya nonrotasyonu anlamına gelir. Burada sol alt kadran ağrısı ile başvuran ve akut perfore apandisit tanısı alan intestinal nonrotasyonlu bir olgu sunuldu. Klinisyenler intestinal nonrotasyonun sol alt kadran ağrısı ile prezente olan akut apandisit ile komplike olabileceğini bilmeli, sol alt kadran lokalizasyonlu apandisitlerde intestinal nonrotasyon akla gelmelidir.

16. 
Vasküler kapatma cihazına bağlı gelişen akut arter tıkanıklığı: İki olgu sunumu
Acute arterial occlusion due to vascular closure device: A report of two cases
Süleyman Utku Çelik, Ömer Arda Çetinkaya, Can Konca, Mehmet Ali Koç, Elvan Onur Kırımker, Akın Fırat Kocaay, İskender Alaçayır
PMID: 29569693  doi: 10.5505/tjtes.2017.10705  Sayfalar 181 - 183
Vasküler kapatma cihazı, endovasküler girişimsel işlemler sonrasında hemostazı sağlamak amacıyla sıklıkla kullanılmaktadır. Bu cihazlar, ponksiyon yerinde hızlı bir hemostaz sağlamasının yanı sıra, hastanın erken mobilizasyonuna ve kliniğin iş yükünün azalmasına da olanak sağlamaktadır. Ancak nadir de olsa işleme bağlı komplikasyonlar bildirilmiştir. Bu yazıda, vasküler kapatma cihazı kullanımı sonrasında ani başlayan ve cerrahi girişim gerektiren iki akut arter tıkanıklığı olgusu paylaşıldı.