p-ISSN: 1306-696x  |  e-ISSN: 1307-7945
Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Dergisi - Ulus Travma Acil Cerrahi Derg: 23 (5)
Cilt: 23  Sayı: 5 - Eylül 2017
DERLEME
1. 
Kanamalara hastane öncesi müdahale sırasında kullanılan topikal hemostatikler: Öncesi ve şimdi
Topical hemostatics for bleeding control in pre-hospital setting: Then and now
H. Erhan Güven
PMID: 29052836  doi: 10.5505/tjtes.2017.47279  Sayfalar 357 - 361
Kanama sadece yol açtığı volüm defisitine bağlı olarak ölüme neden olan bir sorun değildir. Neden olduğu düzeltilemeyen hipotermi, metabolik asidoz ve koagülasyon bozukluklarıyla da hastaneye yetiştirebilmiş olsa bile yaralının kaybına neden olabilir. Travmaya bağlı olarak boyun, koltuk altı ve kasık bölgeleri gibi turnikeye uygun olmayan lokalizasyonlarda ve ekstremitelerde görülen dışa kanamaların saha şartlarında etkin bir şekilde kontrol altına alınması amacıyla geliştirilen birçok topikal hemostatik ajan mevcuttur. Bu yazıda, farklı etki mekanizmaları ve etkinlikleri olan bu ajanların saha kullanımına uygun olanları ve konu üzerindeki son öneriler irdelenmiştir.

DENEYSEL ÇALIŞMA
2. 
Tavşanlarda kombine travmanın neden olduğu akciğer yaralanmasında farklı tedavi protokollerinin değerlendirilmesi
Evaluation of different treatment protocols for combined injury-induced lung injury in rabbits
Xiao Bing Li
PMID: 29052820  doi: 10.5505/tjtes.2016.21736  Sayfalar 362 - 367
AMAÇ: Kombine travmanın neden olduğu akciğer yaralanmasında farklı tedavi rejimlerinin etkinliğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Tavşanlar ölümcül olmayan iki taraflı kapalı göğüs kontüzyonu ardından tüm vücut alanının %30’unu tutan haşlanma yanığına maruz bırakıldı. Tavşanlar minimum ortalama arter kan basıncı 70 mmHg’nin üç yöntemle başka bir deyişle 1: 1, 1: 2 veya 1: 3 oranında normal salin/poligelin enjeksiyonları ile idame ettirilen resüsitasyon gruplarından birine randomize edildi (sırasıyla, 1: 1G, 1: 2 G ve 1: 3 G). Travmadan sonra akciğer yaralanması ıslak/kuru (I/K) akciğer ağırlığı oranı, ELISA ve gerçek zamanlı PCR analiziyle değerlendirildi.
BULGULAR: 1: 1 veya 1: 2 sıvı resüsitasyon grubuna göre 1: 3 sıvı resüsitasyon grubunda tavşanlarda azalmış akciğer I/K oranı, alveoler kanama, MPO aktivitesi ve serumda düşük IL-8 ve TNF-α düzeyleri saptandı. Ayrıca 1: 3 sıvı resüsitasyonu uygulanan tavşanlarda kombine yaralanmadan 24 saat sonra ultrastrüktürel değişiklikler de azaldı.
TARTIŞMA: Bu çalışma kombine yaralanmaya maruz kalan akciğerde sıvı resüsitasyonunun etkisini göstermiştir. Akciğer yaralanmasının erken evresinde kombine akciğer kontüzyonu ve yanık yaralanmasından sonra 1: 3 sıvı resüsitasyonuyla tedavi daha efektiftir.

3. 
Deneysel künt toraks travma modelinde levosimendanın sistemik antienflamatuvar etkilerinin araştırılması
Evaluation of the systemic antiinflammatory effects of levosimendan in an experimental blunt thoracic trauma model
Gökay Ateş, Ferda Yaman, Bülent Bakar, Ucler Kısa, Pınar Atasoy, Ünase Büyükkoçak
PMID: 29052821  doi: 10.5505/tjtes.2016.26786  Sayfalar 368 - 376
AMAÇ: Künt toraks travması sıkılıkla pulmoner kontüzyona yol açar, lokal ve sistemik enflamatuvar durumlardan kaynaklanan yüksek morbidite ve mortalite riski taşıyan akut solunum sıkıntısı sendromunun gelişmesine neden olur. Bu çalışmanın amacı sıçanlarda künt göğüs travma modelinde levosimendanın lokal ve sistemik antienflamatuvar etkilerini araştırmaktır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Otuz iki Wistar Albino sıçan dört gruba ayrıldı: Kontrol, Sham, düşük doz levosimendan (LDL) (5 µg/kg 10 dakika yükleme doz, 0.05 µg/kg/dk intravenöz infüzyon) ve yüksek doz levosimendan (YDL) (10 µg/kg 10 dakika yükleme doz, 0.1 µg/kg/dk intravenöz infüzyon) grubu olarak belirlendi. Künt göğüs travmasından altı saat sonra histopatolojik ve immünohistokimyasal değerlendirme için kontüze pulmoner dokular çıkarılmıştır ve serumda TNF-α, IL-1β, IL-6, NO düzeyleri biyokimyasal olarak değerlendirildi.
BULGULAR: Düşük doz levosimendan ve YDL grubunda ortalama arter basınçları deney boyunca düşük seyretti ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Levosimendanın travma sonrası oluşan alveolar konjesyonu ve hemorajiyi azaltmadığı saptandı. Ancak levosimendanın düşük ve yüksek dozlarda hasarlı akciğer dokusuna nötrofil infiltrasyonunu azalttığı tespit edildi. PC oluşturulan sıçanlarda akciğer dokusunda NF-κB’nin aktivasyonunun arttığı ancak levosimendanın bu aktivasyonu azaltamadığı gözlendi. Öte yandan levosimendanın düşük ve yüksek dozlarda verildiğinde serum IL-1β seviyesini azalttığı; yüksek dozlarda uygulandığında da IL-6 ve NO oranlarını azalttığı tespit edildi. Ancak serum TNF-α seviyelerini azaltamadığı saptandı.
TARTIŞMA: Sonuç olarak levosimendan isimli deneysel ajanın sıçanlarda oluşturulan pulmoner kontüzyon modelinde hasarlı akciğer dokusuna nötrofil hücre infiltrasyonunu ve bunlardan salınacak bazı sitokinlerin (IL-1β, IL-6, NO) sistemik salınımını azaltabileceği ve böylece pulmoner hasarı kısmen azaltabileceği ve/ veya düzeltebileceği; travma sonrası ortaya çıkan sistemik enflamatuvar yanıtı da azaltabileceği düşünülmüştür.

4. 
Taurolidin ve icodextrin’in karıniçi yapışıklıkların önlenmesinde ayrı ve sinerjik etkileri
Separate and synergistic effects of taurolidine and icodextrin in intra-abdominal adhesion prevention
Necmi Kurt, Hasan Ediz Sıkar, Levent Kaptanoğlu, Hasan Fehmi Küçük
PMID: 29052822  doi: 10.5505/tjtes.2016.01957  Sayfalar 377 - 382
AMAÇ: Çalışmamızda fibrin oluşumunu engelleyen ajan olan taurolidin ve fibrin kümelenmesini engelleyen icodextrin’in ayrı ayrı ve birlikte uygulanmasının karıniçi yapışıklığın önlenmesine olan etkisini değerlendirmeyi amaçladık.
GEREÇ VE YÖNTEM: Kırk adet 30–35 gram ağırlığında, 11–12 haftalık erkek BALB/c fare, 4 gruba ayırıldı. Grup 1: Kontrol grubu, Grup 2: Taurolidin grubu, Grup 3: İsodekstrin grubu ve Grup 4: Taurolidin ve isodekstrin grubu olarak adlandırıldı. Deney hayvanları 14. gün servikal dislokasyonla sakrifiye edildiler. Yapışıklıklar iki kör araştırmacı tarafından Nair’in makroskobik yapışıklık skorlama sistemiyle sınıflandırıldı. Mikroskobik değerlendirme için Zühlke’nin sınıflandırması kullanıldı.
BULGULAR: Grup 2’de skor 4 olan fare olmadı. Grup 3’te skor 3 ve 4 olan fare yoktu. Skor 2, 3 ve 4 Grup 4’teki farelerde saptanmadı. Grup 1’den 4’e doğru yapışıklık skor ortalamalarının azaldığı görüldü. Kontrol grubuyla tüm çalışma grupları arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık saptandı. Makroskobik değerlendirmede çalışma grupları arasında farklılık saptanmazken histopatolojik incelemede Grup 4 ve diğer çalışma grupları arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık saptandı.
TARTIŞMA: Taurolidin ve isodekstrin ayrı ayrı veya beraber kullanıldığında karıniçi yapışıklık oluşumunu azaltmaktadır. Makroskobik görünüm taurolidin ve isodekstrin grubuyla diğerlerinin istatistiksel açıdan farklılığını desteklememektedir ancak mikroskobik değerlendirme beraber kullanıldıklarında farklılık yaratması nedeniyle gelecek çalışmalara yol göstermektedir. Doz ayarlaması için ilave deneysel çalışmalar gereklidir.

KLINIK ÇALIŞMA
5. 
Konvansiyonel skorlama sistemleri ile nekrotizan fasiitisli hastalarda mortaliteyi öngörebilir miyiz?
Can we predict mortality in patients with necrotizing fasciitis using conventional scoring systems?
Necdet Fatih Yaşar, Mustafa Ufuk Uylaş, Bartu Badak, Uğur Bilge, Setenay Öner, Enver İhtiyar, Tarık Çağa, Ercüment Paşaoğlu
PMID: 29052823  doi: 10.5505/tjtes.2016.19940  Sayfalar 383 - 388
AMAÇ: Bu araştırmada dört skorlama sisteminin (APACHE II, SOFA, SAPS II, MEDS) nekrotizan fasiitisli hastaların prognozlarını doğru tahmin etme yetenekleri karşılaştırıldı.
GEREÇ VE YÖNTEM: Nekrotizan fasiitis tanısı konulan yetmişdört hasta geriye dönük olarak değerlendirildi. Bu skorlama sistemlerinin mortalite tahmin yetenekleri, mortalite gruplarında (sağkalanlar ve ölenler) tahmin edilen mortalite oranları karşılaştırılarak ve ayrıca sağkalanlar ile ölen hastalar arasında mortalite oranları sırasıyla %10, %30 ve %50’nin üzerinde tahmin edilenlerde gerçek mortalite oranları ikili gruplar halinde karşılaştırılarak değerlendirildi.
BULGULAR: Sağkalanlar ile ölen hastalar arasında tüm skorlama sistemlerinde tahmin edilen mortalite oranları farklıydı. APACHE II ve SAPS II’nin tahmini mortalite oranları gerçek mortalite oranlarına diğer skorlama sistemlerinkinden daha yakındı. Tahmini mortalite oranları mortalite riski için limit değer olarak analiz edildiğinde ise, APACHE II’nin mortalite tahmin yeteneği SAPS II’ninkinden daha üstündü.
TARTIŞMA: Değerlendirilmeye alınan bu skorlama sistemlerinin hepsinde tahmin edilen mortalite oranları, ölenlerde sağkalanlara kıyasla daha yüksekti ancak hepsi de gerçek oranların altında mortalite tahmininde bulundu. Ancak, göreceli olarak APACHE II ve SAPS II nekrotizan fasiitisli hastalarda mortalite tahmininde diğerlerine kıyasla daha üstündü. Mevcut skorlama sistemleri arasında APACHE II’nin kullanılması daha uygun görünmektedir.

6. 
Fournier gangrenli hastalarda mortalite tahmininde FGSİ ve UFGSİ skorlama sistemlerinin prediktif değeri: Çok merkezli çalışma
Usefulness of FGSI and UFGSI scoring systems for predicting mortality in patients with Fournier’s gangrene: A multicenter study
Orhan Üreyen, Atahan Acar, Uğur Gökçelli, Murat Kemal Atahan, Enver İlhan
PMID: 29052824  doi: 10.5505/tjtes.2017.71509  Sayfalar 389 - 394
AMAÇ: Fournier gangreni (FG) hastalığının mortalite tayininde Fournier gangreni skorlama indeksi (FGSİ) ve Uludağ FGSİ’lerinin (UFGSİ) prediktivitesini araştırmak amaçlandı.
GEREÇ VE YÖNTEM: İki eğitim ve araştırma hastanesi genel cerrahi kliniğinde Ocak 2012 ile Aralık 2015 tarihleri arasında FG nedeniyle takip ve tedavi edilen olgular mortalite ile ilişkili faktörler yönünden değerlendirildi. Mortalite ilişkili faktörler ve hastalık prognozunun tayini için FGSİ ve UFGSİ skorlama sistemlerinin duyarlılıklarına bakıldı. Olgular yaşayan (Grup I) ve mortalite görülen (GrupII) olarak gruplandırıldı.
BULGULAR: Toplam 29 olgu çalışmaya dahil edildi. Yaş ortalaması 51.52±13.36 idi. Mortalite oranımız %20.6 (6 olgu) idi. Olguların 17’sinde (%58.6) yara kültüründe üreme saptandı. Üreme olan olguların 11’i (%47.8) Grup I, 6’sı (%100) Grup II’de idi. Bakteri üreme varlığı mortalite açısından istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0.028). On dört (%48.3) olguda ek hastalık varlığı mevcuttu. Ek hastalık sayısı mortalite ile ilişkili bulundu (p=0.049). Fournier gangreni skorlama indeksi ve UFGSİ puanları Grup II olgularda istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu (sırasıyla p=0.002 ve 0.001). Uludağ Fournier gangreni skorlama indeksi skorlama parametrelerinden Grup II olgularda yaralanan alan, vücut ısısı, nabız sayısı ve HCO3 puanları Grup I olguların puanlarından istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu (p<0.05). Fournier gangreni skorlama indeksi ve UFGSİ’nin mortalite tahminindeki sensitivitesi %100 iken, spesitifite oranları sırasıyla %78.2 ve 73.9 idi.
TARTIŞMA: Fournier gangreni mortalitesinin öngörüsünde FGSİ ve UFGSİ oldukça etkindir. Çalışmamızda hastalığın yayılımı prognozda önemli bir parametre olarak görüldü. Hangi skorlama sistemi kullanılırsa kullanılsın UFGSİ’deki hastalığın yayılım parametresi mutlaka her olguda kullanılmalıdır.

7. 
Bir acil cerrahi kliniğinin endoskopik retrograd kolanjiyopankreatografi komplikasyonları ile ilgili deneyimi
Managing endoscopic retrograde cholangiopancreatography-related complications in patients referred to the surgical emergency unit
Osman Şimsek, Arife Şimsek, Sefa Ergun, Mehmet Velidedeoğlu, Kaya Sarıbeyoğlu, Salih Pekmezci
PMID: 29052825  doi: 10.5505/tjtes.2017.05435  Sayfalar 395 - 399
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı farklı endoskopi merkezleri tarafından kliniğimize yönlendirilen endoskopik retrograd kolanjiyopankreatografi (ERCP) komplikasyonları ile ilgili deneyimimizi aktarmaktır.
GEREÇ VE YÖNTEM: ERCP komplikasyonu nedeniyle Ekim 2005–Ocak 2014 tarihleri arasında acil cerrahi kliniğimize yönlendirilen 54 hastanın kayıtları geriye dönük incelendi.
BULGULAR: Çalışmada 25 kadın, 29 erkek hasta yer aldı. Pankreatit en sık görülen komplikasyon (%38.8) idi. Perforasyon (%27.7), enfeksiyon
(%20.3) ve kanama (%12.9) diğer sık görülen komplikasyonlardı. En yüksek oran perforasyonlu hastalarda (%40) olmak üzere olguların %22.2’si ölüm ile sonuçlandı. Ölen olguların ortalama yaşı 75.9 idi (dağılım, 47–94). Ölümlerin %41.6’sı ERCP sonrası ilk hafta, %33.3’ü ikinci hafta içerisinde gerçekleşti. Ölen hastaların %50’sinde malign bir hastalık mevcuttu (birisinde metastatik meme kanseri, birisinde safra kesesi tümörü, birisinde duedonum tümörü, üçünde periampuller tümör). Ölen hastaların %50’sinde kardiyopulmoner ve/veya serebrovasküler hastalıklar da mevcuttu.
TARTIŞMA: Risk faktörlerini bilerek uygun yönetimin sağlanması komplikasyon oranını en aza indirse de tamamen ortadan kaldıramaz. Orta ve ciddi dereceli komplikasyonlar özellikle yüksek riskli hastalarda mortaliteyi artırabilir.

8. 
Fournier gangreni: 25 hastanın geriye dönük analizi
Fournier’s gangrene: A retrospective analysis of 25 patients
Metin Yücel, Adnan Özpek, Fatih Başak, Ali Kılıç, Ethem Ünal, Sema Yüksekdağ, Aylin Acar, Gürhan Baş
PMID: 29052826  doi: 10.5505/tjtes.2017.01678  Sayfalar 400 - 404
AMAÇ: Fournier gangreni akut gelişen, hızlı ve sinsi ilerleyen, tanı ve tedavide geç kalındığında yüksek oranda morbidite ve mortalite ile sonuçlanan acil cerrahi bir hastalıktır. Bu çalışma ile kliniğimizde Fournier gangreni tanısı ile takip ve tedavi edilen hastaların sonuçlarını irdelemeyi amaçladık.
GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışma, 2010–2015 yılları arasında Fournier gangreni tanısıyla ameliyat edilen hastaların geriye dönük taranması ile yapıldı. Hastaların tanısı fizik muayene ile konuldu. Genital, perineal ve perianal bölgede hassasiyet, endurasyon, siyanoz, gangren ve cilt altı krepitasyon saptanan olgular Fournier gangreni olarak kabul edildi. Resussitasyonu takiben agresif cerrahi debritman ve seçilmiş olgularda debritmana ilave olarak ‘Vacuum Assisted Closure’ (VAC) uygulandı. Gerekli durumlarda mükerrer debritmanlar yapıldı. Hastaların takip ve tedavi sonuçları analiz edildi.
BULGULAR: Çalışmaya 25 hasta dahil edildi. Bunlardan 14’ü (%56) kadın, 11’i (%44) erkek olup yaş ortalaması 54.3 (dağılım, 27–82) idi. Kadınların yaş ortalaması istatistiksel olarak daha yüksekti (p=0.001). Hastanede ortalama yatış süresi 21.4 gün, ortalama debritman sayısı 2.4 kez idi. Hastaların 13’ünde (%52) perianal bölgede apse ve 20’sinde (%80) diabetes mellitus tespit edildi. Hastaların tümünde geniş debritman, 16’sında (%64) ise debritmana ilave olarak VAC uygulaması yapıldı. VAC uygulanan hastalarda hastanede ortalama yatış süresi ve ortalama debridman sayısı istatistiksel olarak daha yüksek bulundu (sırasıyla, p=0.004, p=0.048). Bir hastaya ostomi açıldı ve bir hasta mortal seyretti.
TARTIŞMA: Fournier gangreninde erken tanı, etkili resüsitasyon, agresif debritman ve uygun olgularda debritmana ilave olarak VAC uygulanması ostomi ihtiyacını, morbidite ve mortaliteyi azaltabilir.

9. 
Kararlı olmayan kapalı humerus cismi kırığı ile ilişkili radiyal sinir felcinin primer eksplorasyonu
Primary exploration for radial nerve palsy associated with unstable closed humeral shaft fracture
Soo- Hong Han, In Tae Hong, Ho Jae Lee, Sang June Lee, Uk Kim, Dong Won Kim
PMID: 29052827  doi: 10.5505/tjtes.2017.26517  Sayfalar 405 - 409
AMAÇ: Kapalı humerus cismi kırığının neden olduğu radyal sinir felcinin tedavisi tartışmalıdır. Bu çalışmanın amacı, kararlı olmayan kapalı humerus cismi kırıkları olan hastalarda radiyal sinir felcinin erken evrede tedavisinin sonlanımını değerlendirmek ve bu tip yaralanması olan hastaların cerrahi yolla eksplore edilip edilmemesi gerektiğini belirlemektir.
GEREÇ VE YÖNTEM: Kararlı olmayan kapalı humerus cismi kırıklarının tedavisi için açık redüksiyon ve internal fiksasyon geçirmiş 15 ardışık hastanın tıbbi kayıtları gözden geçirildi. Yaralanma mekanizmaları, radyogramlar, zedelenmiş sinirin intraoperatif bulguları ve klinik iyileşmeler irdelendi. On beş hastanın ikisi basit düşme, ikisi beyzbol oynarken, biri kayak yaparken biri de iş sırasında makineye kaptırmıştı. Kırıklar 6 hastada humerusun ortasında 8 hastada orta-distalinde ve bir hastada orta-proksimalinde bulunuyordu. Kırıklar 6 hastada transvers kırık, 4 hastada kelebek fragmanlı parçalı kırık, 3 hastada oblik segmentli kırık ve 2 hastada spiral kırık şeklindeydi.
BULGULAR: On bir hastada makroskopik olarak sinirler sağlamdı ve dördünde sinir tamamen enine kesilmişti. Total sinir kesisi olan dört hasta trafik kazası geçirmişti. Bu dört hastanın birinde humerus cisminin orta-distal kısmında kelebek fragmanlı parçalı kırık, diğer üçünde ise yine humerus cisminin orta-distalinde deplase transvers kırık mevcuttu. İki olguda enine kesili sinirler primer onarıldı. Diğer iki olguda sinir uçları ezilmiş olduğu için humerus boyu kısaltıldı ve sinir grefti kondu. Sağlam sinirli hastaların tümü son izlemde tamamen fonksiyonlarına kavuşmuştu.
TARTIŞMA: Kararlı olmayan humerus cismi kırığının eşlik ettiği radiyal sinir felcinin tedavisi için tercihen radiyal sinirin primer eksplorasyonu, açık redüksiyon, kırığın plakayla tespiti düşünülmelidir. Yüksek enerjili travma, orta-distal humerusta lokalize kırık ve basit transvers kırık veya kelebek fragmanlı parçalı kırığın radiyal sinir transeksiyonu için risk faktörleri olduğu görünmektedir.

10. 
Ön kol seviyesinde median ulnar sinir kombine kesilerinin primer tamirinin uzun dönem sonuçları
Long-term results of primary repair of combined cuts on the median and ulnar nerves in the forearm
Kemal Özaksar, Hüseyin Günay, Levent Küçük, Erhan Coşkunol
PMID: 29052828  doi: 10.5505/tjtes.2017.92744  Sayfalar 410 - 414
AMAÇ: Bu klinik çalışmada amaç ön kolda proksimal, orta ve distal seviyelerde ulnar ve median sinirin birlikte kesilerinin erken primer tamiri sonrası geç dönemde duyu ve motor fonksiyonlarının değerlendirilmesidir.
GEREÇ VE YÖNTEM: Ulnar ve median kombine kesilerde geç dönem duyu değerlendirilmesi iki nokta ayrım testi, monoflaman testi ile yapıldı. Motor değerlendirme ise ulnar sinir için dorsal palmar interosseöz gücü, median sinir için abduktor pollisis brevis kas gücü değerlendirildi. Soğuk intoleransı, obje tanıma ve ağırlık ayırt etme de değerlendirildi.
BULGULAR: Çalışmaya ulnar median kombine kesisi olan 5–59 yaş arası 26 hasta dahil edildi. Hastaların hiç birinde duyu fonksiyonlarında yetersizlik gözlenmezken median duyusal alanda 12 (%46) hastada, ulnar duyusal alanda yedi (%26) hastada dokunma duyusunda azalma saptandı. Motor fonksiyon açısından en anlamlı kayıp oppozisyon pinch gücünde saptandı. İki hastada pençeleşme, iki hastada eklem kontraktürü gözlendi.
TARTIŞMA: Periferik sinir yaralanmalarında ideal tedavi primer tamir olmalıdır. Motor fonksiyon dönüşü median sinirde ulnara göre daha iyidir. Duyusal açıdan anlamlı fark yoktur. Distal seviyede median ve ulnar sinirin grup yapısı oluşturması nedeniyle epiperinöral tamir yerine grup fasiküler tamir tercih edilmelidir. Proksimal ulnar kesilerde motor fonksiyon yetersizliği nedeniyle primer tamire alternatif gerekmektedir. Periferik sinir tamiri için yapılan testlerde standartizasyon yoktur.

11. 
Çocuk önkol çift kırıklarında ESIN ve K-teli tespiti benzer sonuçlara sahiptir
ESIN and K-wire fixation have similar results in pediatric both-bone diaphyseal forearm fractures
Namık Şahin, Yavuz Akalın, Oğuz Türker, Güven Özkaya
PMID: 29052829  doi: 10.5505/tjtes.2017.85891  Sayfalar 415 - 420
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı titanium çivi ya da K-telleri kullanılarak intramedüller çivileme ile tedavi edilen çocuk önkol kırıklarının kısa dönem radyolojik ve klinik sonuçlarının karşılaştırılmasıdır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışma ileriye yönelik karşılaştırmalıdır. İntramedüller tespit ile cerrahi olarak tedavi edilen açık ya da kapalı önkol çift kırıklı 43 hasta randomize olarak iki gruba ayrıldı. Takibi yapılamayan üç hasta çalışmadan çıkarıldı. Kırk hastadan 20’si elastik stabil intramedüller çivi grubuna ve 20’si de K-teli grubuna dahil edildi. Demografik veriler yaralanmanın tarafı dışında iki grup arasında benzerdi. Perioperatif veriler, radyolojik ve klinik sonuçlar değerlendirildi.
BULGULAR: Kohort yaş ortalaması 11.60 (±2.69) olan 5 kız ve 35 erkek çocuktan oluşuyordu. Ameliyattan önce konservatif olarak takip eilen hastaların oranı dışında tüm perioperatif veriler gruplar arasında benzerdi. Radyolojik ve klinik sonuçlar da benzer idi. Toplamda iki kaynama gecikmesi, bir tel dibi enfeksiyonu ve bir refraktür gözlendi.
TARTIŞMA: Çocuklarda önkol kırıklarının titanyum çivi ya da K-teli ile intramedüller tespitinin radyolojik ve klinik sonuçları benzerdir. Hem elastik stabil intramedüller çivi hem de K-teli tespiti pediatrik diafizeal önkol kırıklarının tedavisinde etkindir.

OLGU SERISI
12. 
Diyafragma rüptürü: Tek bir kurum deneyimi ve literatürün gözden geçirilmesi
Diaphragmatic rupture: A single-institution experience and literature review
Carlo Corbellini, Stefano Costa, Tiberio Canini, Roberta Villa, Ettore Contessini Avesani
PMID: 29052830  doi: 10.5505/tjtes.2017.78027  Sayfalar 421 - 426
AMAÇ: Diyafragma rüptürü (DR) seyrek görülen, travma sonucu veya kendiliğinden oluşan yaşamı tehdit edici potansiyeli olan bir olaydır. Bazen DR yaralanmadan birkaç ay sonra oluşur. Göğüs filmi ve bilgisayarlı tomografi en etkili tanısal yöntemlerdir. Sıklıkla DR tanısı gecikir. Bu çalışmanın amacı DR etiyoloji, klinik tablosu ve tedavisini incelemek ve daha iyi anlamaktır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışma İtalya, Milano I.R.R.C.S. Vakfı Cà Granda Hastanesi Acil ve Genel Cerrahi Bölümü Polikliniği’nde [Emergency and General Surgery Department of Fondazione I.R.R.C.S. Cà Granda, Ospedale Policlinico in Milan (Italy)] gerçekleştirildi. 2001 ila 2011 yılları arasında DR tanısı konup ameliyat geçirmiş hastalar çalışmaya dahil edilip geriye dönük olarak hastaların verileri toplandı.
BULGULAR: Çoğu sağ tarafta DR olan 14 hastaya tanı konmuştur. Başlıca neden trafik kazalarıydı (%86). Sekiz hastada (%57) ameliyat öncesi DR tanısı konmuştu. Göğüs filmi hastaların %50’sine tanı koydurmuş, üç olguda (%60) bilgisayarlı tomografi yararlı olmuştur. On iki hastada diyafragma hernisi mevcuttu. İki olguda DR meş ile onarılmıştır. Ortalama hastanede kalış süresi 16.6 gün idi.
TARTIŞMA: Nonspesifik kliniği nedeniyle erken tanı koymada zorluk yaşanmaktadır. Çok kuşkucu olmak gerekir, tedavisi cerrahidir. İç organlar içeri itilir ve diyafragma defekti onarılır.

OLGU SUNUMU
13. 
Klingsor sendromu: Seyrek görülen cerrahi acil
Klingsor syndrome: A rare surgical emergency
Gaurav Aggarwal, Samiran D. Adhikary
PMID: 29052831  doi: 10.5505/tjtes.2016.30346  Sayfalar 427 - 429
“Klingsor sendromu” veya “kişinin kendi penisini ampüte etmesi” seyrek görülen bir klinik durum olup psikiyatrik bozukluklar, emir alma varsanısı, dinsel saplantılar, madde kötüye kullanımı, toplumdan izole edilme veya ihmal edilme ile ilişkilidir. Nadiren rastlandığı gibi seyrek görülen bir cerrahi acildir. Optimal sonuçları güvence altına alma amacıyla uygun ve zamanında tedavi açısından yetersiz veri mevcuttur. Yirmi beş yaşında bekâr, günahlarının kefaretini ödeme ve Tanrının affını kazanma yöntemi olarak penisini yaralamıştır. Yaralanmadan 12 saat sonra gerçekleştirilen mikrovasküler reimplantasyon çabası yeterli kozmetik ve fonksiyonel sonuçlarıyla başarılı olmuştur. Bu seyrek görülen hastalıkta gecikmeye rağmen optimal kozmetik ve psikososyal yararlar için tek bir reimplantasyon denemesi bile zahmete değer.

14. 
Çocuklarda travmatik duodenal transeksiyon: İki olgu sunumu
Traumatic duodenal injury in children: A report of two cases
Deepa Makhija, Shalika Jayaswal, Vikrant Kumbhar, Hemanshi Shah
PMID: 29052832  doi: 10.5505/tjtes.2016.66179  Sayfalar 430 - 432
Çocuklarda künt abdominal travma sonrası duodenal yaralanma son derece seyrek görülmektedir. Genellikle geç dönemde ortaya çıkar ve mortalite ve morbiditenin artmasına yol açar. Künt abdominal travma sonrası çocuklarda oluşan iki izole duodenal yaralanma olgusunu bildiriyoruz.

15. 
Servikal penetran yaranın neden olduğu eksternal karotis arter psödoanevrizması rüptürünün acil endovasküler tedavisi: Bir olgu sunumu ve literatürün gözden geçirilmesi
Emergency endovascular treatment of a ruptured external carotid artery pseudoaneurysm caused by a cervical stab wound: A case report and literature review
Junya Tsurukiri, Eitaro Okumura, Hiroshi Yamanaka, Hiroyuki Jimbo, Akira Hoshiai
PMID: 29052833  doi: 10.5505/tjtes.2017.55560  Sayfalar 433 - 437
Penetran yaralanmanın neden olduğu eksternal karotis arter (EKA) psödoanevrizmaları seyrek görülen bir vasküler anomalidir. Eksternal karotis arter segmentinin eksplorasyonu standart tedavi olmasına rağmen, cerrahi olarak ulaşılması zor alanda kanamanın kaynağını bulmada zorluk varsa endovasküler tedavi (EVT) düşünülebilir. Burada EKA’nın ana gövdesinde psödoanevrizmalı III. zon boyun penetran yarasının neden olduğu kanamanın neden olduğu koagülopatiyle birlikte kanaması durdurulamayan genç bir hastayı tedavi ettik. Hasta başarılı hemostazın sağlandığı EVT geçirmiştir. PubMed verilerine dayanan literatür derlemeleri sonucu EVT ile tedavi edilmiş penetran EKA yaralanmalarına ait 155 yayınlanmış olgu raporu saptanmıştır. Endovasküler tedavinin, boyunda penetran yaralanma sonrası oluşan rüptüre EKA psödoanevrizmasının yol açtığı kanamanın neden olduğu koagülopati hastalarında etkili bir alternatif cerrahi tedavi olduğu kararına vardık.

16. 
Meckel divertikülü içine hapsolmuş bozuk para olgusuna laparoskopik yaklaşım
Laparoscopic approach for removing a coin trapped in Meckel’s diverticulum
Kıvılcım Karadeniz Cerit, Aybegüm Kalyoncu, İpek Erbarut, Gürsu Kıyan, Tolga Emrullah Dağlı
PMID: 29052834  doi: 10.5505/tjtes.2016.13265  Sayfalar 438 - 440
Yabancı cisim yutulması çocukluk çağında sık görülen bir acil durumudur. Bu cisimlerin çoğu gastrointestinal sistemden herhangi bir sorun olmadan geçer. Karında devamlı aynı yerde sebat eden bir yabancı cisim olduğunda ise eksplorasyon yapmadan tanıyı koymak imkansızdır. Bu yazıda, kliniğimize başvuran Meckel divertikülünde para hapsolmuş bir olgu ve bu olguya laparoskopik yaklaşımımız sunulmuştur. Sağ alt kadranda uzun süre sebat eden bir yabancı cisim varlığında Meckel divertikülü tanısı ve laparoskopik yaklaşım seçeneği göz önünde bulundurulmalıdır.

17. 
Karaciğer künt travma yönetiminde perkütan biliyer drenajın rolü: Olgu sunumu
Role of percutaneous transhepatic biliary drainage in the management of blunt liver trauma: A case report
Şükrü Oğuz, Reyyan Yıldırım, Serdar Topaloğlu
PMID: 29052835  doi: 10.5505/tjtes.2017.52196  Sayfalar 441 - 444
Künt travma sonrası, çoğunlukla yaralanan karın içi organ karaciğerdir. Karaciğer masif yaralanma yönetimi kompleks bir durumdur. Karaciğer cerrahisi sonrası gelişen özellikle proksimal biliyer duktus striktürlerinde perkütanöz transhepatik biliyer drenaj göz önünde bulundurulması gereken ilk yaklaşımdır. Acil servisimize grade V karaciğer yaralanması olan, 27 yaşında bir kadın hasta transfer edildi. Hemodinamik olarak değişken olan hastaya sağ hepatektomi yapıldı. Cerrahi sonrası hasta, biliyer duktusda benign striktür ile başvurdu ve bu durum perkütanöz yaklaşımla tedavi edildi.

LookUs & Online Makale