p-ISSN: 1306-696x | e-ISSN: 1307-7945
Cilt : 14 Sayı : 2 Yıl : 2026

Hızlı Arama




Scopus CiteScore SCImago Journal & Country Rank

Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Dergisi - Ulus Travma Acil Cerrahi Derg: 14 (2)
Cilt: 14  Sayı: 2 - Nisan 2008
DENEYSEL ÇALIŞMA
1. 
Kritik kemik hasarlarında trombositce zengin plazma/kemik iliği kaynaklı stromal hücrelerin kompozitle enjekte edilerek tamir edilmesi: Tavşanlarda deneysel çalışma
Repair of critical bone defects with injectable platelet rich plasma/bone marrow-derived stromal cells composite: experimental study in rabbits
Xiaobing Cheng, Delin Lei, Tianqiu Mao, Shuyong Yang, Fulin Chen, Wei Wu
PMID: 18523898  Sayfalar 87 - 95
AMAÇ
Trombositce zengin plazma (TZP), kemik iyileşmesine katkıda bulunmak üzere uygulanmış ve kemik yenilenmesine yönelik yeni bir materyal olarak geliştirilmiştir. Bu çalışmada tavşanlarda, kemik iliği kaynaklı stromal hücreler (KİKSH) vermek ve kritik kemik iliği hasarlarını düzeltmek için kemik dokularını yenilemek üzere TZP taşıyıcılığının fizibilitesinin incelenmesi amaçlandı.
GEREÇ VE YÖNTEM
On sekiz tavşanın kafatasına ciddi ölçüde hasar verildi ve bunlar değişik kompozitlerle tedavi edildi: KİKSH/TZP (n=6); otojen partiküler kansellöz kemik grubu (n=6) ve tek başına TZP grubu (n=6). Hasarlar, ameliyattan sonra 12. haftada gros gözlem, radyografik, histolojik ve mekanik incelemelerle değerlendirildi.
BULGULAR
Kemik hasarı tamirinin tek başına TZP grubunda en az düzeyde olduğunu, KİKSH/TZP grubu ile partiküler kansellöz kemik grubunda anlamlı yeni kemik oluşumu gözlenebileceğini, radyoopasite alanının KİKSH/TZP grubunda otojen partiküler kansellöz kemik grubundakinin (radyoopasite alanında %82.4) %76.5’i oranında kazanıldığını, planlanarak düzenlenmiş kemiğin kompresif gücünün KİKSH/TZP grubunda otojen partiküler kansellöz kemik grubundakinin %71’i oranında kazanıldığını gösterdi (p<0.05).
SONUÇ
TZP jelden salıverilen KİKSH’lerin, bağışıklık sistemi normal olan hayvanlarda kemik hasarını tamir edebileceğini ve KİKSH/TZP grubundaki planlanarak düzenlenmiş kemiğin kritik ölçüdeki hasarının tamirinde otojen partiküler kansellöz kemik grubundaki ile karşılaştırılabilir olduğunu göstermiştir.

2. 
Stres gastriti oluşumunda düşük tiroit hormon düzeylerinin etkisi: Sıçanlar üzerinde deneysel bir çalışma
The effects of low thyroid hormone levels on the formation of stress gastritis: an experimental study on the rats
Göktürk Maralcan, Hayri Erkol, Zerrin Erkol, Fatih Yanar, Rebecca Plevin
PMID: 18523899  Sayfalar 96 - 102
AMAÇ
Bu çalışmanın amacı, sıçanlarda akut stres gastritis gelişmesinde düşük serum tiroit hormon düzeylerinin etkisini araştırmaktır.
GEREÇ VE YÖNTEM
Altmış erişkin Sprague-Dawley cinsi sıçan onarlı altı gruba ayrıldı: Kontrol grubu, cerrahi tiroidektomi grubu, stres grubu, cerrahi tiroidektomi + stres grubu, cerrahi tiroidektomi + T4 + stress grubu ve cerrahi tiroidektomi + T3 + stres grubu. Gastrik mukoza hasarının sayı ve büyüklüğü milimetrik asetat kağıdı kullanılarak 3,5 kez büyütülmüş fotoğraf üzerinde belirlendi.
BULGULAR
Sadece stres altında olan sıçanlar (grup III) ile karşılaştırıldığında cerrahi tiroidektomi + stres grubunda (grup IV) akut stres gastriti, belirgin olarak artmıştı (stres gastriti skorları; grup IV: 44, grup III: 16, p<0,001). Grup IV’teki sıçanlarla karşılaştırıldığında stres gastriti skorunun grup VI’da belirgin olarak azaldığı gözlendi (stres gastriti skorları; grup VI: 10, grup IV: 44, p<0,001).
SONUÇ
Sıçanlarda düşük serum tiroit hormon düzeyleri stres gastritinin gelişmesini artırmakta ve bu etki, tiroit hormon replasman tedavisi ile önlenebilmektedir.

3. 
Dehidrasyon (kuruluk) ve irigasyonun (yıkama) Aşil tendon iyileşmesi üzerine etkileri: Deneysel çalışma
The effect of dehydration and irrigation on the healing of Achilles tendon: an experimental study
Baransel Saygı, Yakup Yıldırım, Cengiz Çabukoğlu, Hasan Kara, Saime Sezgin Ramadan, Tanıl Esemenli
PMID: 18523900  Sayfalar 103 - 109
AMAÇ
Hava teması tendonlarda canlı-dışı (in vitro) ortamda matriks sentezini ve hücre ilerlemesini azaltabilir ve hatta önleyebilir. Bu çalışmanın amacı, dehidrasyon ve irigasyonun Aşil tendon iyileşmesi üzerine etkisinin canlı-içi (in vivo) hayvan modeli üzerinde gösterilmesidir.
GEREÇ VE YÖNTEM
Kırk beş adet Sprague-Dawley cinsi sıçanın Aşil tenotomisi yapıldı. Kontrol grubunda, tendon hemen dikildi. Diğer iki grubun cilt ve cilt altı dokuları ekarte edilerek Aşil tendonlarının doğrudan hava ile teması sağlandı. Bu gruplardan birine irigasyon uygulanırken diğerine uygulanmadı. 60 dakikalık hava temasını takiben, her iki grubunda tendonları kontrol grubuna da yapıldığı gibi dikilerek yaraları kapatıldı. Operasyon sonrası 28. günde sıçanlar öldürüldü. Aşil tendonları parçalara ayrılarak histolojik ve biyomekanik incelemelere alındı.
BULGULAR
Hava teması sağlanan grupların histolojik incelemesinde, tendonun çevre dokulara yapışmasıyla birlikte yoğun fibröz doku oluşumu olduğu görüldü. İrige edilmeyen ve edilen her iki deney grubunda da yüksek oranda damarsallaşma ve enflamatuvar reaksiyon saptandı. Biyomekanik çalışma da, hava temasına uğrayan tendonlarda kontrol grubuna göre daha yüksek gerilme gücü buna karşın daha düşük bükülebilme olduğu görüldü.
SONUÇ
Hava teması fibroz doku ve yapışıklık oluşumuna sebebiyet vererek iyileşme kalitesini düşürmektedir. İrigasyon, bu istenmeyen etkileri ortadan kaldırmamaktadır. Buna rağmen gerilme kuvveti hava temasından etkilenmemektedir.

KLINIK ÇALIŞMA
4. 
Yeni yaralanma şiddeti ölçeği: Yaralanma şiddeti ölçeğine göre travma hastalarında vantilatör gereksinimi ve vantilasyon zamanına ilişkin daha kesin bir öngörü
The new Injury Severity Score: a more accurate predictor of need ventilator and time ventilated in trauma patients than the Injury Severity Score
Azim Honarmand, Mohammadreza Safavi
PMID: 18523901  Sayfalar 110 - 117
AMAÇ
Bu çalışma, yoğun bakım ünitesine (YBÜ) yatırılan travma hastalarındaki entübasyon gereksinimi (EG), mekanik vantilasyon gereksinimi (MVG) ve mekanik vantilasyon süresinin öngörülmesine ilişkin, yaralanma şiddeti ölçeği (ISS) ve yeni yaralanma şiddeti ölçeği (NISS) sistemlerinin doğruluğunu onaylamaktadır.
GEREÇ VE YÖNTEM
Bu prospektif kohort çalışmaya 110 travma hastası dahil edildi. ISS ve NISS ile ilgili öngörme kesinlikleri, YBÜ yatırılma prosedürü lojistik regresyon modeline ilişkin Kabul Eden Operatör Karakteristiği (ROC) eğrileri ve Hosmer-Lemeshow (H-L) istatistikleri kullanılarak karşılaştırıldı.
BULGULAR
EG öngörüsüne ilişkin en iyi kesilme noktaları, ISS için 22 ve NISS için 27 oldu. Pozitif öngörme değeri, NISS’de %91,6, ISS’de %87,8 idi. Youden indeksi, NISS için 0,47, ISS için 0,57 seviyesinde en iyi kesilme noktalarına sahip oldu. ROC eğrisi altında kalan alan, NISS’de 0,79, ISS’de 0,86 oldu. Youden indeksi ve ROC eğrisi altında kalan alan anlamında, NISS ile ISS arasında istatistiksel farklılık olduğu saptandı (p<0,05). MVG’nin öngörülmesine ilişkin olarak, NISS, ISS’ye göre ROC eğrisi altında kalan alanda ve Youden indeksinde daha iyi sonuçlar verdi (p<0,05).
SONUÇ
EG veya MVG’nin öngörülmesi ile ilgili olarak, NISS, ISS’ye göre daha yüksek doğruluğa sahiptir.

5. 
Akut nonspesifik karın ağrılı olguların bir yıllık prognozları, semptom ve bulgularının tanısal doğruluğu
Diagnostic accuracy of symptoms, signs and one-year prognosis of patients with acute non-specific abdominal pain: prospective survey
Halil Özgüç, Nurşen Çakın, Uğur Duman
PMID: 18523902  Sayfalar 118 - 124
AMAÇ
Nonspesifik karın ağrılı hastaların ayrımında, hastalık hikayesi, klinik bulgular, basit laboratuvar değerlendirmelerinin tanısal değerini belirlemek ve bu hastaların uzun süreli takiplerini analiz etmektir.
GEREÇ VE YÖNTEM
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı Acil Servisi’nde Kasım 2001 ile Kasım 2002 tarihleri arasında prospektif gözlem çalışması gerçekleştirildi. Altı yüz on karın ağrılı hasta, spesifik karın ağrısı (501 hasta) ve nonspesifik karın ağrısı (109 hasta) olarak gruplandırıldı. Nonspesifik karın ağrılı hastalar 24 saat sonra takip değerlendirmesi için çağrıldılar; 8., 15., 30. günler ile 1 yıl sonunda olmak üzere 4 takip görüşmesi için tekrar çağrıldılar. İki grubun bulguları arasında istatistiksel değerlendirme yapıldı.
BULGULAR
Lojistik regresyon analizinde daha önce benzer bir ağrı hikayesi varlığı (odds oranı 1,88; p=0,009), bulantı (odds oranı 0,46; p=0,001), defans (odds oranı 0,24; p=0,024), ateş ≤36,6°C (odds oranı 1,66; p=0,037), lökosit sayımı ≤8700 (odds oranı 1,85; p=0,011), yaş ≤39 (odds oranı 1,85; p=0,018), solunum hızı ≤15 (odds ratio 3,19; p=0,00) anlamlı bağımsız tanısal faktörlerdi. Bir yıllık takip sürecinde hiçbir malinite saptanmadı.
SONUÇ
Acil servise akut karın ağrısı nedeniyle başvuran olgularda başvuru esnasında daha önce benzer bir ağrı hikayesi, bulantı, defans, ateş >36,6°C, lökosit sayımı >8700, yaş >39, solunum hızı >15 olan ve taburculuk sonrası 24 saatte kalıcı-devamlı ağrısı olan hastalarda spesifik bir neden olasılığı yüksektir.

6. 
Motorlu araç kazalarında yaralanan travma hastaları ile ilgili hastane mortalitesi tahminleri
Predictors of in-hospital mortality of trauma patients injured in vehicle accidents
Haridimos Markogiannakis, Elias Sanidas, Evangelos Messaris, Dimitrios Koutentakis, Kalliopi Alpantaki, Alexandros Kafetzakis, Dimitrios Tsiftsis
PMID: 18523903  Sayfalar 125 - 131
AMAÇ
Motorlu araç kazalarında yaralanan travmalı hastalarla ilgili hastane mortalitesi tahminleri değerlendirildi.
GEREÇ VE YÖNTEM
Yunanistan’ın Girit kentinde 1. basamak travma merkezi olan Herakleion Üniversitesi Hastanesi’nin travma kayıtları değerlendirilerek, 1997 ile 2000 yılları arasında motorlu araç kazası nedeniyle yatırılan erişkin 730 travma hastası ardışık olarak çalışmaya dahil edildi. Hastaların cinsiyet, yaş, yaralanma mekanizması, beher anatomik bölge başına yaralanma, başlangıç vital bulguları, Glasgow Koma Skalası (GKS), yaralanma ciddiyet skoru (ISS) ve nihai sonuçları analiz edildi. Kesintisiz değişkenleri daha iyi tanımlamak için iki kategori oluşturuldu: ≥60 ve <60 yaş, ≥18 ve <18 ISS.
BULGULAR
Mortalite oranı %4,8 bulundu (n=35). Çok değişkenli sağkalım analizi sonuçları: yaş ≥60 (p=0,0002), ≥18 ISS (p=0,003), yaya olma durumu (p=0,007), kraniyoserebral yaralanmalarda (p=0,01), torasik (p=0,01) ve abdominal yaralanmalarda (p=0,01), hastaların hastane mortalitelerine ilişkin bağımsız tahminlerdi.
SONUÇ
Motorlu taşıt kazalarında, yaşı ≥60, yaya olan, ISS ≥18, kranyoserebral, torasik veya karın yaralanması olan travma hastaları hastanede hayatını kaybetme sonucu bakımından yüksek risk altındadırlar.

7. 
Travmatik diyafragma rüptürlerinde mortaliteyi etkiyen faktörler
Factors influencing mortality in traumatic ruptures of diaphragm
Arife Polat Düzgün, Mehmet Mahir Özmen, Barış Saylam, Faruk Coşkun
PMID: 18523904  Sayfalar 132 - 138
AMAÇ
Diyafragma rüptürleri sık görülmeyen fakat yüksek morbidite ve mortalite ile seyreden ciddi yaralanmalardır.
GEREÇ VE YÖNTEM
Acil serviste son beş yıl içinde travmatik diyafragma rüptürü saptanan 58 hastanın dosyası mortaliteyi etkileyen faktörleri belirlemek için incelendi.
BULGULAR
Hastaların ortalama yaşı 33, mortalite oranı %21 ve en sık diyafragmatik rüptür nedeni penetran yaralanmalardı (%52). Sadece 12 hasta (%20) ameliyat öncesi dönemde diyafragma rüptürü tanısı alırken kalan 46 hasta ise cerrahi sırasında tanı aldı. Kırk iki hastada sol diyafragma rüptürü saptandı. İntratorasik herniasyon 11 hastada saptandı. Herniasyon varlığı mortaliteyi etkilemedi (p=0,155). Mortalite ile seyreden tüm hastalarda künt travma vardı ve en yaygın ölüm nedeni hemorajik şok idi. Hastaların %88’inde eşlik eden yaralanmalar vardı ve mortal seyreden hastaların %92’sinde eşlik eden yaralanma mevcut idi.
SONUÇ
Travmalı hastada diyafragma yaralanmasının tanısı yüksek morbidite ve mortalite nedeni ile önemlidir. Travmatik diyafragma rüptürlerinde mortaliteyi etkileyen faktörler; künt travma, yüksek yaralanma şiddeti, şok varlığı, üç üniteden fazla kan transfüzyonu ve dalak yaralanmasıdır.

8. 
El rehabilitasyon ünitesinde izlenen el yaralanmalı pediyatrik hastaların özellikleri
Characteristics of pediatric hand injuries followed up in a hand rehabilitation unit
Füsun Şahin, Serap Dalgıç Yücel, Figen Yılmaz, Cem Erçalık, Nalan Eşit, Banu Kuran
PMID: 18523905  Sayfalar 139 - 144
AMAÇ
Kliniğimizce 1998 yılından beri tedavi edilen, el rehabilitasyon polikliniğine el yaralanması nedeniyle başvurmuş olan pediyatrik yaş grubundaki hastaların özelliklerinin belirlenmesidir.
GEREÇ VE YÖNTEM
Hastalar retrospektif olarak taranarak 0-16 yaş arasındakiler çalışmaya alındı (178 hasta; 126 erkek [%70,8], 52 kız (%29,2); ort. yaş 10,33±4,45; dağılım 0-16). Demografik veriler, yaralanma nedeni-yeri, ameliyat-rehabilitasyon arasındaki süre (hafta), takip süresi (hafta) kaydedildi.
BULGULAR
Rehabilitasyona başvurma süresi ortalama 5,4±0,7 haftaydı. Sadece 99 hasta (%55,6) dört haftadan uzun (20,8±22,2) bir süre izlenebilmişti. Yaralanma şekli hastaların 133’ünde (%74,7) kaza, 29’unda kasıtlı (%16,3), 15’inde doğumsal (%8,4) nedenliydi. Kaza sonucu olanların 109’u (%61,2) ev, 53’ü (%29,8) ev dışı kazalardandı. En fazla görülen ev kazası cam kesiği, en fazla görülen çevre yaralanması düşme idi. Yaralanma yeri sıklık sırasıyla, bilek, metakarp, proksimal falanks, önkol, dirsek, pleksus, orta-falanks, üst-kol, tüm el, omuz, tüm kol ve bilateral el şeklindeydi. En sık 4. parmak yaralanmıştı. En çok görülen yaralanma tipi, fleksör tendon kesisi (%44,5), sinir kesisi, arter yaralanması, fraktür ve yanık kontraktürü idi.
SONUÇ
Poliklinik verilere göre çocuklarda el yaralanmalarının en çok erkeklerde meydana geldiği, evde cam kesmesi sonucu fleksör tendonları ilgilendirir şekilde olduğu, en sık yaralanma düzeyinin bilek, en sık yaralanan parmağın 4. parmak olduğu, şehir dışından başvurular nedeniyle hasta takibinin yetersiz kaldığı söylenebilir.

9. 
İş kazalarında yanık ve hayati tehlike ölçütleri (Adli tıp yaklaşımı)
Burn and vital risk criteria in industrial accidents (as forensic medicine approach)
Haluk İnce, Eyup Kandemir, Nurhan İnce, Recep Güloğlu, Nurhas Safran
PMID: 18523906  Sayfalar 145 - 148
AMAÇ
İş kazası sonucu oluşan yanık travmalarında, ölüm meydana getirme riski olmasından dolayı adli rapor düzenlenmesi şarttır. Adli olgularda travmanın ağırlığını belirten en önemli ölçüt olan, hayati tehlikenin saptanması mağdurun tedavisi kadar önemlidir. Bu çalışma, bildirilen yanık yüzde değerlerinin, hayati tehlike kavramını ne ölçüde karşıladığını araştırmak ve iş kazalarında meydana gelen yanık nedenlerini belirlemek amacıyla yapıldı.
GEREÇ VE YÖNTEM
Çalışma Ekim 2004 ile Aralık 2006 tarihleri arasında, tanımlayıcı epidemiyolojik yöntemle, acil cerrahi servisi yanık ünitesine gelen tüm olgular değerlendirilerek gerçekleştirildi. Olguların sosyo-demografik özelikleri sorgulandı. Veriler, frekans, aritmetik ortalama, standart sapma ve median kullanılarak tanımlandı. Kesikli değişkenler Ki-kare testi kullanılarak, sürekli değişkenler Pearson korelasyon testi yardımıyla incelendi.
BULGULAR
Toplam 128 olgunun %69,5’i erkek (n=89), %30,5’i (n=39) kadın idi. Yanık olgularının %28,9’u (n=37) iş kazasıydı. İş kazası nedenli yanıkların, %48,6’sı (n=18) sıcak su, %32,4’ü (n=12) alev, %10,8’i (n=4) elektrik ve %8,2’si (n=3) kimyasal yanık idi. Olguların %19,50’inin (n=25) hayatını kaybettiği, %80,50’sinin (n=103) iyileşerek taburcu edildiği saptandı. Yanık yüzdesi %20’nin altında olan olgularda %1,3 (n=1) oranında, %20 ve üzerinde hesaplanan olgularda %49,0 (n=24) oranında ölüm görüldü (p=0,0001).
SONUÇ
Yanığın derecesi ölüm riski belirlenmesinde değerli olmakla beraber yanık alanının genişliği, ölüm riskinin belirlenmesi ve olayın soruşturulmasında daha dikkatli davranılması açısından daha belirleyici bulunmuştur.

10. 
Yoğun bakım çalışanlarının el yıkama alışkanlıkları
Handwashing habit of intensive care workers
Özer Makay, Gökhan İçöz, Asude Yılmaz, Figen Kolcu
PMID: 18523907  Sayfalar 149 - 153
AMAÇ
Hastanemizin genel cerrahi yoğun bakım ünitesinde çalışan sağlık personelinin el yıkama alışkanlıklarını belirlemek ve irdelemektir.
GEREÇ VE YÖNTEM
Kliniğimiz yoğun bakım ünitesinde, gün içerisinde yoğun bakım vizitlerinin olduğu zamanlarda, 30 dakikalık süre ile sağlık personelinin el yıkamayı gerektiren durumları belirlenip, el yıkama alışkanlıkları gözlendi.
BULGULAR
Gözlem süresi toplam 1710 dakika olan çalışmada tüm sağlık personelinin el yıkama alışkanlığı ortalama %23 olarak belirlendi. Hekim, hemşire ve yardımcı sağlık personeli gruplarında el yıkama alışkanlıkları sırasıyla %12, %34 ve %19 olarak saptandı. Gruplar arası fark istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0,05).
SONUÇ
Bulgular irdelendiğinde yoğun bakım ünitesinde çalışan sağlık personelinin el yıkama alışkanlığının kabul edilemez düzeyde düşük olduğu gözlendi. Bu nedenle, hasta bakımının bir parçası olan el yıkama alışkanlığı bilincinin kazandırılmasına yönelik zorlayıcı önlemler alınması gerektiği düşüncesindeyiz.

OLGU SUNUMU
11. 
Travmatik interkostal pulmoner herniasyon: Olgu sunumu
Traumatic intercostal pulmonary herniation: a case report
Eric Jasper Hazebroek, Han Boxma, Peter D De Rooij
PMID: 18523908  Sayfalar 154 - 157
Bu yazıda, künt toraks travması sonrası torasik kavite duvarında oluşan bir defekt nedeniyle gelişen bir interkostal pulmoner herni olgusu sunuldu. Pulmoner herniasyon tanısı, radyolojik olarak göğüs filmi ve bilgisayarlı tomografi taraması ile doğrulandı. Aynı zamanda diyafragmatik bir rüptür varlığını da gösteren video destekli bir torakoskopi ile gerçekleştirilen ilk incelemeden sonra, bir posterolateral torakotomi operasyonu yapıldı. Torasik duvar defekti, iki rekonstrüksiyon plağı ile tamir edildi. Herni ise protez ‘mesh (yama)’ ile başarılı bir şekilde tamir edildi. Literatür araştırması, pulmoner herniasyonun tedavisi gerekli olduğunda bunun cerrahi onarım olması gerektiğini göstermektedir.

12. 
Acımasız bir bükülme: Postoperatif çekal volvulus
A cruel twist: post-operative cecal volvulus
Christopher D. Scott, Brian M. Trotta, Joseph J. Dubose, Elihu Ledesma, Charles M. Friel
PMID: 18523909  Sayfalar 158 - 162
Çekal volvulus, Batı ülkelerindeki olguların %1’inden daha az bir kısmında açığa çıkan ve sık karşılaşılmayan bağırsak tıkanıklığı nedenidir. Literatürde, sık gerçekleştirilen sayısız ameliyatla birlikte bazı minimal invaziv işlemlerden sonra karşılaşılan bir komplikasyon olarak tanımlanmıştır. Çekal volvulus, oluşmasına izin vermeye yetecek, mobilite sağlayacak şekilde, belli ölçüde tıbbi viseral rotasyon gerektirebilen herhangi bir cerrahi işlem veya çekum ya da çıkan kolon ile lateral periton arasındaki birleştirme düzleminin kesintiye uğramasından sonra oluşması daha olasıdır. Kadavra ve otopsi çalışmaları da, nüfusun %10-20 kadarının volvulizasyon oluşmasını sağlamaya yetecek ölçüde kolon hareketliliğine sahip olabileceği izlemini bırakmıştır. Çekal volvulus tanısı ve tedavisine ilişkin bir gözden geçirmeyle birlikte renal hücreli karsinom nedeniyle uygulanan sağ radikal nefrektomi ameliyatından altı gün sonra gelişen bir çekal volvulus olgusu olan 78 yaşındaki J.R. isimli erkek hastayı sunuyoruz.

13. 
Hafif bir motosiklet kazası sonrası birlikte gelişen diyafragma ve mesane rüptürü (Olgu sunumu ve literatürün gözden geçirilmesi)
Combined diaphragmatic and urinary bladder rupture after minor motorcycle accident (Report of a case and literature review)
Stavros Gourgiotis, Stefanie Rothkegel, Stylianos Germanos
PMID: 18523910  Sayfalar 163 - 166
Diyaframla mesane rüptürleri künt abdominal travmadan sonra nadirdir ve genellikle yüksek enerjili travmalardan sonra gelişirler. Tek başlarına oluşmaları enderdir. Diyafram rüptürünün kesin tanısı, şüpheye ve göğüs radyografi filminin dikkatle incelenmesine dayanırken, mesane rüptürü olan hastalardaki temel bulgu makroskopik hematüridir. Suprapubik ağrı, hassasiyet ve idrar yapamama, mesane rüptürü ile ilgili ana belirti ve semptomlardır. Bu yazıda, tanı ve cerrahi tedavi konularına özel vurgu yaparak, düşük enerjili bir travma sonucunda oluşan birlikte diyafram ve mesane rüptürlü bir olgudaki başarılı bir deneyimimizi sunuyoruz.

14. 
Apendiksin akut apandisit şeklinde maskelenen bir adenokarsinoid tümörü: Uyarı notu
Adenocarcinoid tumour of the appendix masquerading as acute appendicitis: a word of caution
Jawad Ahmad, Syed I. H. Andrabi, D. K. Thekkinkattil, Munir A. Rathore
PMID: 18523911  Sayfalar 167 - 169
Adenokarsinoid tümörler, karsinoid ve adenokarsinomaların histolojik özelliklerini taşıyan ve nadir görülen agresif tümörlerdir. Bu yazıda, apandiks duvarı ile mezoapandiksin bir adenokarsinoid tümör tarafından difüz şekilde infiltre edildiği, 32 yaşındaki bir erkek hasta sunulmaktadır. Tutulum nedeniyle, daha sonraki bir tarihte bir hemikolektomi ameliyatı gerçekleştirildi. Biz, difüz apandiks tutulumu olan hastaların agresif bir cerrahi tedavi ve takip gerektirdiğini düşünüyoruz.

EDITÖRE MEKTUP
15. 
Be careful in the operating room! Formaldehyde tablets in the chewing gum box.
Kerem Erkalp, Haluk Ozdemir
Sayfa 170
Makale Özeti |Tam Metin PDF