DENEYSEL ÇALIŞMA | |
1. | Alkalen fosfataz bağırsak izomeraz enziminin akut mezenterik iskemi tanısındaki rolü Role of alkaline phosphatase intestine-isomerase in acute mesenteric ischemia diagnosis Emin Lapsekili, Öner Menteş, Müjdat Balkan, Armağan Günal, Halil Yaman, Orhan Kozak, Yusuf PekerPMID: 27193976 doi: 10.5505/tjtes.2015.49475 Sayfalar 115 - 120 AMAÇ: Çalışmamızdaki amacımız, akut mezenterik iskeminin erken tanısında alkalen fosfataz (ALP) bağırsak izomeraz enzim düzeyleri ile birlikte LDH ve D-dimer düzeylerinin değerini belirlemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Otuz adet wistar cinsi sıçan her grupta altı sıçan olmak üzere beş gruba ayrıldı. Birinci grup kontrol grubu: Normal sıçandaki ALP-bağırsak izomeraz, LDH ve D-dimer düzeylerini belirlemek için girişim yapılmadan sadece kan alınan grup. İkinci grup sham: Sadece laparotomi yapılarak kan örneği alınan grup. Üçüncü grup: Superior mezenterik arter ligasyonu sonrasındaki ikinci saatte kan örneği alınan grup. Dördüncü ve beşinci grup; sırasıyla ligasyon sonrası dördüncü ve altıncı saatlerde kan örneği alınan grup. Bağırsaktaki iskemik hasar patolojik olarak sınıflandırıldı. Tüm kan örnekleri parametrelerdeki saatlik değişimlerini saptamak amacıyla biyokimyasal olarak değerlendirildi. BULGULAR: İskemi grupları arasında D-dimer sonuçları belirgin olarak anlamlı bulunmadı (p=0.337). LDH seviyeleri birinci ve dördüncü deney grubu arasında anlamlı bulundu (p=0.018). ALP-bağırsak izomeraz enzim düzeyleri tüm diğer gruplar arasında anlamlı değildi (p=0.077). TARTIŞMA: Bulgularımız ALP-bağırsak izomeraz enzimi ve D-dimer düzeylerinin, akut mezenterik iskeminin erken döneminde, tanısal olarak değerli olmamasına rağmen 1900 IU/L üzerindeki LDH düzeylerinin kullanışlı bir tanısal belirteç olabileceğini göstermektedir. |
2. | Sepsis nedenli akut böbrek hasarında agomelatinin etkilerinin değerlendirilmesi Beneficial effects of agomelatine in experimental model of sepsis-related acute kidney injury Nurşah Başol, Oytun Erbaş, Türker Çavuşoğlu, Ayfer Meral, Utku AteşPMID: 27193977 doi: 10.5505/tjtes.2015.29499 Sayfalar 121 - 126 AMAÇ: Sepsis nedenli akut böbrek hasarı sepsisin önemli komplikasyonlarından biridir. Sepsisin erken dönemlerinde gelişir ve mortaliteyi artırır. Hem erken tanı sürecinde hem de tedavi aşamasında hala problemler vardır. Bu çalışmanın amacı, genellikle anksiyete ve depresyonda kullanılan agomelatinin sepsis nedenli akut böbrek hasarındaki olası etkilerinin değerlendirilmesidir. GEREÇ VE YÖNTEM: Sepsis modeli çekal ligasyon ve delme (CLP) tekniği ile oluşturuldu. Sıçanlar her biri sekizerli dört gruba ayrıldı. İlk grup normal, ikinci grup sham grubu olarak belirlendi. Üçüncü grup sepsis modeli oluşturulup sadece salin verilen grup, dördüncü grup ise sepsis modelini takiben agomelatin uygulanan grup olarak belirlendi. Yirmi dört saatin sonunda böbrek doku örnekleri ve kanlar alınarak histopatolojik ve biyokimyasal yöntemlerle analizleri yapıldı. BULGULAR: Çalışmada agomelatine uygulanan grupta sadece salin uygulanan gruba göre TNF-α, MDA, BUN, kreatin ve histolojik böbrek skorlaması daha düşük olarak bulundu. Aynı zamanda, histopatolojik değerlendirmede agomelatin tedavisinin böbrek dokularında sepsisin oluşturduğu hasarlanmayı düzelttiği görüldü. TARTIŞMA: Bu çalışmada, agomelatinin sepsis nedenli akut böbrek hasarında faydalı olduğu savunulmaktadır. Bu hem biyokimyasal hem de histolojik değerlendirmeler ile gösterilmiştir. Agomelatinin anti-oksidan ve proenflamatuvar etkilerinin böbreklerdeki bu düzelmeden sorumlu olduğu düşünülmektedir. |
3. | Farklı yeniden kazandırma manevralarının bakteri translokasyonu ve ventilatör ilişkili akciğer hasarına etkisi Effects of different recruitment maneuvers on bacterial translocation and ventilator- induced lung injury Perihan Ergin Ozcan, Ozkan Ibrahim Akinci, Ipek Edipoglu, Evren Senturk, Sevil Baylan, Atahan Arif Cagatay, Kemal H Turkoz, Figen Esen, Lutfi Telci, Nahit CakarPMID: 27193978 doi: 10.5505/tjtes.2015.05406 Sayfalar 127 - 133 AMAÇ: Bu çalışmada, aynı basınç-zaman ürünlü farklı yeniden kazandırma manevralarının akciğerden kana bakteri geçişine ve ventilatör ilişkili akciğer hasarına etkisi araştırıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: Sıçanlara anestezi uygulandıktan sonra trakeotomi açıldı ve basınç kontrollü ventilasyon modunda ventilasyona başlandı. Ardından Pseudomonas aeruginosa içeren solüsyon trakeotomi kanulünden verilip, ventilasyona bu şekilde 30 dakika devam edildikten sonra sıçanlar rastgele dört gruba ayrıldı. Grup 1: “Sustained inflation” (SI); Grup 2: Düşük basınç SI (LPSI); Grup 3: Modifiye Sigh; Grup 4: Kontrol grubu. Kan kültürleri bakteri verilmeden önce, ilk bir saat her yeniden kazandırma manevrasından sonra ve son manevradan 75 dakika sonra olmak üzere toplam altı kez alındı. Daha sonra sıçanlar arter içine verilen sodium tiyopental ile sakrifiye edilerek toraks açılıp akciğerler çıkarıldı. Sol akciğer yaş kuru ağırlık (WW/DW) oranı için, sağ akciğer patolojik inceleme için kullanıldı. BULGULAR: Kan kültürlerine bakıldığında Grup 3 de daha erken dönemde kan kültürlerinde üreme tespit edildi. Grup 3’de patolojik skorlar daha yüksek bulundu. TARTIŞMA: Bakteriyel translokasyon ve histopatolojik değerlendirmelerle modifiye Sigh ile daha ciddi ventilatör ilişkili akciğer hasarı oluşmuştur. |
4. | Deneysel periferik sinir hasarı yapılan sıçanlarda adalimumabın nöroprotektif etkileri: Elektron mikroskobik ve biyokimyasal bir çalışma Neuroprotective effects of adalimumab on rats with experimental peripheral nerve injury: An electron microscopic and biochemical study Ersin Polat, Ergün Dağlıoğlu, Güner Menekşe, Mehmet Serdar Dike, Çağatay Özdöl, Cezmi Çağrı Türk, Ali Erdem Yıldırım, Fatih Alagöz, Ali Dalgıç, Deniz BelenPMID: 27193979 doi: 10.5505/tjtes.2015.54358 Sayfalar 134 - 138 AMAÇ: Yeni nesil bir antienflamatuvar ajan olan adalimumab, etkisini makrofaj ve lenfositler gibi hücresel immün yanıt elemanlarından salınan tümör nekrozu faktörü (TNF-α) üzerinden gösterir. Özellikle apoptoz ve demiyelinizasyon gibi süreçlerde önemli rol oynayan TNF-α aktivitesinin önlenmesi ile nöral iyileşmede artış gözlenebilir. Bu çalışmada, sıçan deneysel siyatik sinir hasarı modelinde adalimumabın nöroprotektif etkinliği elektron mikroskobik ve biyokimyasal olarak incelendi. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmada toplam 40 adet Wistar albino cinsi sıçan sham, travma, düşük doz adalimumab ve yüksek doz adalimumab olmak üzere rastgele dört gruba ayrıldı. Her gruptan altı sıçan biyokimyasal ve dört sıçan elektron mikroskobik analizde kullanıldı. Siyatik sinirleri diseke edilen sıçanlara klip kompresyonu ile periferik sinir hasar modeli uygulandı. Siyatik sinirleri diseke edilen sıçanlara klip kompresyonu ile periferik sinir hasar modeli uygulandı ve eş zamanlı adalimumab tedavisi uygulandı. İki haftalık adalimumab tedavisi sonrası sıçanlar sakrifiye edildi. BULGULAR: Düşük doz ve yüksek doz grubunun her ikisinde de yapılan incelemelerde adalimumabın, sinir dokusu lipid peroksidasyon değerlerini istatistiksel olarak anlamlı biçimde azalttığı görüldü. TARTIŞMA: Bu çalışmanın sonuçları adalimumabın nöral doku iyileşmesinde özellikle erken döneminde etkili nöroprotektif bir ajan olduğunu göstermiştir. |
KLINIK ÇALIŞMA | |
5. | Her intususepsiyon tedavisi acil girişim veya cerrahi midir? Is every intussusception treatment an emergency intervention or surgery? Lutfı Hakan Guney, Ender Fakıoglu, Tugba Acer, Ibrahim Otgun, Esra Elif Arslan, Muge Sagnak Akıllı, Akgun HicsonmezPMID: 27193980 doi: 10.5505/tjtes.2015.06013 Sayfalar 139 - 144 AMAÇ: İntususepsiyon, çocuklarda akut apandisitten sonra en yaygın akut karın sebebidir. İntususepsiyon deneyimlerimizi, ileo-kolik ve ince bağırsak intususepsiyonlarına yaklaşım seçeneklerini gözden geçirmeyi hedefledik. GEREÇ VE YÖNTEM: Temmuz 2002–Eylül 2014 yılları arasında kliniğimizde intususepsiyon tanısı almış olguların kayıtları tarandı; yaş, cinsiyet, klinik bulgular, başvuru süresi, ultrasonografi bulguları ve uygulanan tedavi seçenekleri ve sonuçları değerlendirildi. BULGULAR: Toplamda 81 olgunun 52’si erkek, 29’u kız, ortalama yaşları 10.6 aydı. İntususepsiyon 52 hastada ileokolik, 26 hastada ileoileal, üç hastada jejunojejunaldi. On dokuz (%23.5) olguda cerrahi, tümü ileokolik 45 (%55.5) olguda hidrostatik redüksiyon uygulandı. Periton irritasyonu bulgusu olmayan 17 (%21) hasta fiziksel inceleme, ultrasonografi ve klinik izleme alındı. Tamamı ince bağırsakta olan invajine segmentlerinin uzunlukları ultrasonografik olarak 1.8–2.3 cm arasında ölçülen bu hastalarda komplikasyonsuz spontan redüksiyon izlendi. Cerrahi uygulanan hastaların tümünde invajine segment en az 4 cm uzunluğundaydı. Rezeksiyon yapılan dört hastanın üçünde cerrahi öyküsü vardı. TARTIŞMA: Periton irritasyonu bulguları olan tüm intususepsiyon olgularında tedavi cerrahidir. Diğer durumlarda, tedavi yaklaşımı açısından ince bağırsak intususepsiyonları ileokolik intususepsiyonlardan ayrı değerlendirilmelidir. İnce bağırsak intususepsiyonu 2.3 cm’den kısaysa ultrasonografi desteğiyle klinik izlem güvenlidir; 4 cm’den uzun ve geçirilmiş karın cerrahisi varsa cerrahi müdahale ön planda düşünülmelidir. |
6. | Türkiye’de acil tıp teknisyenleri ve paramediklerin karşılaştıkları iş kazaları Work-related injuries sustained by emergency medical technicians and paramedics in Turkey Bedia Gulen, Mustafa Serinken, Celile Hatipoğlu, Derya Özaşır, Ertan Sönmez, Gökhan Kaya, Guleser AkpinarPMID: 27193981 doi: 10.5505/tjtes.2015.94224 Sayfalar 145 - 149 AMAÇ: Bu çalışmada, Türkiye’nin en kalabalık şehri olan İstanbul’da acil tıp teknisyenleri ve paramediklerin işle ilişkili yaralanmaları tanımlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: İstanbul’da toplam 195 ambulans istasyonu mevcuttur. Çalışma İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü tarafından onaylandı. Çalışma anketi 112 sağlık çalışanlarının e-posta adreslerine gönderildi ve doldurulması istendi. BULGULAR: Çalışmaya ortalama yaşları 29.5±6.1 (min: 18-maks: 61) olan 901 personel (660 acil tıp teknisyeni [ATT] ve 241 paramedik) katıldı. Çalışanların halk tarafından sözel şiddete uğrama oranı %94.9, hasta yakınları tarafından fiziksel şiddet oranı %39.8 olarak belirlendi. Bunun yanında çalışanların 112’de çalışmaktan memnun olup olmadığı araştırıldı. Beş yüz on (%57.6) katılımcı memnun değildi. Cinsiyete göre kadın katılımcılar sözel şiddete (p=0.01), fakat erkek katılımcılar da fiziksel şiddete kadınlardan daha fazla maruz kalmıştı (p=0.01). İş ilişkili yaralanmaların en çoğu motorlu araç kazaları (%81.4), iğne batma yaralanmaları (%52.2), kan veya vücut sıvıları ile göz teması (%30.9) ve keskin alet yaranmaları (%22.5) idi. İş ilişkili yaralanmaların %10.5’i (n=95) örneğin iğne batma yaralanmaları ve vücut sıvılarının göze teması gibi yaralanmalar yönetime rapor edilmişti ve bildirilmişti. Katılımcıların 488’i (%54.2) olası iş ilişkili yaralanmaları önlemek için hizmet içi eğitimlere katılmıştı. TARTIŞMA: Ülkemizde iş ilişkili yaralanmalarda ATT ve paramediklerin riski oldukça açık bir şekilde yüksektir. Bu nedenle acil çağrı sistemi personeline fiziksel-sözel şiddeti önlemek için daha ileri stratejiler geliştirilmeli ve iş kazalarına yönelik hizmet içi eğitimler artırılmalıdır |
7. | Pankreatik psödokistin sonuçları tahmin edilebilir mi? Yeni bir skorlama sistemi önerisi Can outcome of pancreatic pseudocysts be predicted? Proposal for a new scoring system Kazım Şenol, Özgür Akgül, Salih Burak Gündoğdu, İhsan Aydoğan, Mesut Tez, Faruk Çoşkun, Deniz Necdet TihanPMID: 27193982 doi: 10.5505/tjtes.2016.07377 Sayfalar 150 - 154 AMAÇ: Pankreatik psödokistlerinde spontan rezolüsyon oranı %86, ciddi komplikasyon oranı ise %3–9 olarak bildirilmektedir. Bu çalışmanın amacı psödokistlerin spontan rezolüsyonunu öngörebilen yeni bir skorlama sistemi geliştirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Yetmiş hastanın tıbbi kayıtları geçmişe yönelik incelendi. İki hasta çalışma dışı bırakıldı. Her hastanın kayıtlarından demografik verileri ve laboratuvar değerleri elde edildi. BULGULAR: Altmış sekiz hastanın ortalama yaşı 56.6 ve kadın/erkek oranı 1.34/1 olarak bulundu. Hastaların %48.5’inde pankreatitin nedeni safra taşları, %26.5’inde kronik alkol kullanımı, %25’inde ise idiopatikti. Ortalama kist çapı 71 mm idi. Takip esnasında 32 hastada (%47.1) psödokist kayboldu. Tek değişkenli analizler incelendiğinde kist çapı (>55 mm) ile serum dierkt bilirübin (>0.95 mg/dL) ve kist CEA (>1.5) değerlerinin spontan rezolüsyon saptanan ve saptanmayan hastalar arasında anlamlı derecede farklı olduğu görüldü. Çok değişkenli analizler sonrasında da aynı değişkenlerde istatistiksel anlamlı farklılık saptandı. Skorlar bu değişkenlere atanan puanlar toplanarak elde edildi. Nihai puanlar ile %80 hastada spontan rezolüsyon tahmin edilebildi. TARTIŞMA: Basit ve kolay uygulanabilir olan skorlama sistemimiz ile psödokist rezolüsyonunu tahmin etmek mümkün olabileceği kannatindeyiz; yine de geçerlilik ve güvenilirliğinin daha detaylı değerlendirilmesi gerekmektedir. |
8. | Basit ve perfore apandisitlerde temel laboratuvar testlerinin tanısal değeri: 3392 olgu analizi Diagnostic value of basic laboratory parameters for simple and perforated acute appendicitis: an analysis of 3392 cases Mert Mahsuni Sevinç, Erdem Kınacı, Ekrem Çakar, Savaş Bayrak, Abdulkerim Özakay, Acar Aren, Serkan SarıPMID: 27193983 doi: 10.5505/tjtes.2016.54388 Sayfalar 155 - 162 AMAÇ: Bu çalışmada ameliyat öncesi lökosit (WCC), nötrofil/lenfosit oranı (NLR), trombosit (PLT), ortalama-trombosit-hacmi (MPV) ve serum bilirubin düzeyleri gibi basit laboratuvar incelemelerinin akut apandisit tanısı koymakta veya perfore olguların basit apandisitlerden ayırmını yapmaktaki etkinliğini ortaya koymayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Apendektomi ameliyatı uygulanmış 3392 hasta geriye dönük olarak değerlendirildi. Hastalar histopatolojik tanılarına göre öncelikle iki gruba ayrıldı. Normal appendiks bulguları olan olgular (Grup 1) ve akut apandisit olan olgular (Grup 2). Daha sonra ikinci gruptaki olgular basit akut apandisit olguları (Grup 2A) ve perfore apandisit olguları (Grup 2B) olarak alt gruplara ayrıldı. Gruplar arasında ameliyat öncesi WCC, NLR, PLT, MPV ve serum bilirubin düzeyleri karşılaştırıldı. Önce univariate analiz ile bağımsız değişkenler saptandı, daha sonra bunlardan çok değişkenli analizde p değeri 0.05’den küçük olanlara ROC eğrisi analizi uygulandı. Eğrinin altında kalan alan 0.600’den büyük olan parametreler anlamlı paremtetre olarak kabul edilerek eşik değer hesaplandı. BULGULAR: WCC, bilirubin ve NLR, akut apandisit tanısında klinik kullanımda anlamlı parametreler olarak saptandı. Lökositoz için eşik değer 11.900/mm3 (sensitivite %71.2, spesifisite %67.2, OR: 5.13), bilirubin için 1.0 mg/dl (sensitivite %19.1, spesifisite %92.4, OR: 2.96) ve NLR için 3.0 (sensitivite %81.2, spesifisite %53.1, OR: 4.27) idi. Bilirubin ve NLR, perfore apandisit olgularının ayırımında anlamlı parametrelerdi. Bilirubin için eşik değer 1.0 mg/dl (sensitivite %78.4, spesifisite %41.7, OR: 2.6) ve NLR için 4.8 (sensitivite %81.2, spesifisite %53.1, OR: 2.6) idi. TARTIŞMA: Akut apandisit şüphesi oluşturan bulgularla gelen bir olguda serum lökosit değerinin 11.900/mm3’den, bilirubin değerinin 1.0 mg/dl’den, veya nötrofil/lenfosit oranının 3.0’den fazla olması akut apandisit tanısı destekler. Akut apandisit düşünülen bir olguda ise bilirubin değerinin 1.0 mg/dl’den veya nötrofil/lenfosit oranının 4.8’den büyük olması olguda perforasyon geliştiğini destekler verilerdir. WCC, akut apandisit tanısında anlamlı olmasına rağmen, perfore olguların tanınmasında güçlü bir parametre değildir. PLT ve MPV akut apandisit şüpheli olgularda tanısal anlam taşımamaktadırlar. |
9. | Nötrofil-lenfosit oranı ve ortalama trombosit hacminin akut apandisitin şiddetini belirlemedeki rolü Neutrophil-lymphocyte ratio and mean platelet volume can be a predictor for severity of acute appendicitis Samet Yardımcı, Mustafa Ümit Uğurlu, Mümin Coşkun, Wafi Attaallah, Şevket Cumhur YeğenPMID: 27193984 doi: 10.5505/tjtes.2015.89346 Sayfalar 163 - 168 AMAÇ: Perfore akut apandisitin (AA) erken tanınması zor olabilmektedir. Bu çalışmada, ameliyat öncesi nötrofil-lenfosit oranı (NLR) ve ortalama trombosit hacmi (MPV) ölçümlerinin akut apandisit olgularında perforasyonu belirlemedeki rolü araştırıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: Dört yüz on üç AA’lı olguya ait geriye dönük veriler ile 100 sağlıklı kontrol çalışmaya dahil edildi. Akut apandisitli olgulara ait patolojiler flegmonöz apandisit, lokalize peritonitin eşlik ettiği apandisit ve perforasyonlu ve/veya gangrenöz apandisit olguları olarak üç grupta incelendi. Hastalara ait MPV ve NLR değerleri gruplar içerisinde ve sağlıklı kontrollere ait sonuçlarla karşılaştırıldı. BULGULAR: Ortalama MPV değeri AA grubunda 9.3±8 FL ve sağlıklı kontrollerde 8.5±0.9 Fl idi (p=0.0005). Ortalama MPV değerleri flegmonöz apandisit grubunda 8.8±5.8, lokalize apandisit grubunda 8.9±5.8 FL ve perforasyonlu ve/veya gangrenöz apandisit grubunda 12.8±9.7 FL olarak saptandı (p=0.005). Perforasyonlu/gangrenöz apandisitli olguları diğer apandisit olgularından ayırmak için ölçülen eşik MPV değeri 8.92 Fl idi. Ortalama NPV değerleri basit apandisit, lokalize apandisit, perforansyonlu/gangrenöz apandisit gruplarında sırasıyla 8.3±5.6, 9.1±6.2 ve 10.6±6.4 olarak saptandı (p=0.023). Perforasyonlu/gangrenöz apandisitli olguları diğer apandisit olgularından ayırmak için ölçülen eşik NPV değeri 7.95 idi. TARTIŞMA: Nötrofil-lenfosit oranı ve MPV ölçümleri akut apandisitin şiddetini belirlemede klinik tanıya yardımcı olabilir. |
10. | Yüksek kinetik enerjili parça tesirine bağlı kolorektal yaralanmalar: Cerrahi esnasında skorlama sistemlerinin uygulanması ve ostomi oranları üzerine etkisi High velocity missile-related colorectal injuries: In-theatre application of injury scores and their effects on ostomy rates Şahin Kaymak, Aytekin Ünlü, Ali Harlak, Nail Ersöz, Rahman Şenocak, Ali Kağan Coşkun, Nazif Zeybek, Emin Lapsekili, Orhan KozakPMID: 27193985 doi: 10.5505/tjtes.2015.85727 Sayfalar 169 - 174 AMAÇ: Kolorektal yaralanmalar halen önemli bir mortalite ve morbidite nedenidir. Çalışmanın amacı Türk cerrahların tedavi kararı konusunda American Association for the Surgery of Trauma (AAST) kolon/rektum yaralanma skoru, Injury Severity Score (ISS) ve Penetrating Abdominal Trauma Index (PATI) skorlarını kullanmaya eğilimlerini ve mevcut klinik sonuçlarını analiz etmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Dört yıllık bir periyot içerisinde yüksek kinetik enerjili silahların neden olduğu kolorektal yaralanmalı hastaların verileri geriye dönük olarak toplandı. İlk ameliyatta ostomi açılanlar grup 1, açılmayanalar grup 2, sonradan ostomi açılanlar grup 2a ve hiç ostomi açılmayanlar grup 2b olarak belirlendi. BULGULAR: Otuz dokuz (%66) hastaya ilk ameliyatta ostomi açılmış, 20 (%34) hastaya açılmamıştı. İlk ameliyatta ostomi açılmayan altı (%30) hastaya daha sonra ostomi açılırken, 14 (%70) hastaya hiç ostomi açılmamıştı. Belirgin şekilde AAST skorları yüksek olan hastalara ostomi açıldığı görüldü (p<0.001). Fakat PATI ve ISS skorları ostomi açma konusunda belirleyici olmamıştı (p=0.61, p=0.28). Sivil ve askeri cerrahların ostomi oranları sırasıyla %62 ve %68 olarak bulundu (p=0.47). Receiver operating characteristic (ROC) analizine göre AAST skorunun ostomi açma konusunda daha belirleyici olduğu görüldü. TARTIŞMA: Yüksek kinetik enerjili silahlarla meydana gelen ateşli silah yaralanmalarında diversiyon halen önemini korumaktadır. Diversiyon uygulaması ve sonrasında gözlenen daha düşük komplikasyon oranları AAST skoru yüksekliği ile ilişkili bulundu. |
11. | Türkiye’de üniversite ve eğitim araştırma hastanelerinde çalışan acil tıp hekimlerinin akut karın ağrısında analjezik kullanım sıklığı ve bunu etkileyen faktörler Views of emergency physicians working in university and state hospitals in Turkey regarding the use of analgesics in patients with acute abdominal pain Ozgur Ozen, Selahattin KıyanPMID: 27193986 doi: 10.5505/tjtes.2015.06706 Sayfalar 175 - 183 AMAÇ: Türkiye’de çalışan acil tıp uzman, asistan ve öğretim üyelerinin akut karın ağrılı hastalarda analjezik kullanımı konusundaki tutumları, günlük pratik uygulamaları ve analjezik kullanım kararını etkileyen faktörleri belirlemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Kesitsel analitik çalışma 15 Kasım 2013–25 Ocak 2014 tarihleri arasında Türkiye’deki üniversite hastaneleri, Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastaneleri, devlet hastaneleri ve özel hastanelerde çalışan acil tıp hekimlerine anket formu uygulanarak yapıldı. BULGULAR: İnternet bağlantısıyla (n=410) ve posta (n=393) yoluyla toplam 803 anket dolduruldu (Katılım oranı: %47). Katılımcıların %59.3’ü (n=470) araştırma görevlisi, %35.1’i (n=278) acil tıp uzmanı ve %5.7’si (n=45) öğretim üyesiydi. Katılımcıların analjezik ilaçların; fizik muayene bulgularını %49.5’i “baskıladığını”, %34.5’inin “sıklıkla” kullandığı, %50.7’sinin “muayene ve hastanın planlaması yapıldıktan sonra” uyguladığını, %60.6’sının “cerrah hastayı görmeden”, %56.9’unun da “kesin tanı konmadan önce uyguladığını” bildirdi. Hastaların %47.9’unun “her zaman”, %41.6’sının “sıklıkla” analjezik talep ettiklerini bildirdiler. Cerrahi konsültan hekiminin %34.6’sı “nadiren”, %28.7’si “hiçbir zaman” analjezik kullanımını önermediği ve cerrahi bölümlerle oluşturulmuş ortak politika olmadığı (%79.1) yanıtını verdiler. Acil tıp uzmanlarının (devlet ve üniversite) analjezik kullanımı ve hastaya ait faktörler konusunda istatistiksel olarak fark yoktu. Acil tıp uzmanları ve asistanları arasında ise, asistanların “hiçbir zaman” analjezik kullanmam diyen grubu, uzmanlara göre fazlaydı (p=0.002), asistanlar “operasyon kararı verildiğinde”, uzmanlar ise “muayene ve hasta yönetim planı yapıldıktan sonra” analjezik uyguladıklarını (p=0.021), asistanlar analjeziklerin fizik muayene bulgularını “baskıladığını”, uzmanlar ise “netleştirdiğini” (p<0.0001), asistanlar “cerrah muayene etmeden analjezik uygulamadıkları”, uzmanlarsa uyguladıklarını bildirdi (p=0.0001). Hem asistanların hem de uzmanların en sık narkotik analjezik kullandıkları, NSAID kullanım oranlarının her iki grup içinde yüksek olduğu görüldü. Asistanlar ağrı şiddeti, fizik muayene bulguları, inceleme sonuçları ve farklı tanılarda analjezik kullanımı konusunda da uzmanlara göre istatistiksel olarak anlamlı oranda kararsız kalmaktaydı. Devlette çalışan asistanların analjezikleri “hiçbir zaman” ve “nadiren” kullanırım diyen grubu, üniversitede çalışanlara göre fazlaydı (p=0.001). Her iki grupta analjezik kullanımının fizik muayene bulgularına %57 oranında baskılar yanıtını verdiler. Kıdemli asistanlar (>24 ay) analjeziği kıdemsizlere göre “sıklıkla” uyguladıklarını (p=0.034) ve kıdemsiz asistanların daha çok oranda analjezik kullanımının “fizik muayene bulgularını baskıladığını” inandıklarını bildirdiler (p=0.002). TARTIŞMA: Acil tıp hekimlerinin akut karın ağrılı hastalarda analjezik kullanım oranları çok düşüktür ve yıllar içerisinde değişiklik olmamıştır. Acil tıp asistanlarının uzmanlarına oranla analjezik kullanım oranları çok daha düşüktür ve analjeziklerin fizik muayeneyi baskıladığına, cerrah hastayı muayene etmeden uygulamaması gerekliliğine inançları yüksektir. Asistanların, analjezik uygulama zamanı daha geçtir. Asistanın kıdemi arttıkça kullanım oranı ve fizik muayene etkilemediği görüşü artmaktadır. |
12. | Yetişkin izole radius kırıklarında intramedüller çivi tedavisi Intramedullary nailing of adult isolated diaphyseal radius fractures Ahmet Köse, Ali Aydın, Naci Ezirmik, Murat Topal, Cahit Emre Can, Sinan YılarPMID: 27193987 doi: 10.5505/tjtes.2015.87036 Sayfalar 184 - 191 AMAÇ: Bu çalışmada izole radius diafiz kırığı nedeniyle yeni dizayn intramedüller radius çivi tedavisi uyguladığımız erişkin hastalarda intramedüller çivi tedavisinin etkinliğini, fonksiyonel ve kozmetik sonuçlarını değerlendirmeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: İzole deplase radius diafiz kırığı nedeniyle intramedüller çivi tedavisi uygulanan17 hasta geriye dönük olarak değerlendirildi. Çalışmaya kapalı izole radius diafiz kırığı olan hastalar dahil edildi. Tüm hastalara kapalı yöntemle tespit uygulandı. Hastaların son kontrollerinde gonyometre ile önkol ve dirsek hareket açıları ölçüldü. Hidrolik el dinamometresi ile sağlam ve tedavi edilen önkollar için kavrama gücü ölçüldü. Önkol direkt grafide maksimum radial eğim ve lokalizasyonları sağlam ve tedavi edilen ekstremiteler için ayrı ayrı ölçüldü. Kaynama ve fonksiyonel sonuçların değerlendirilmesi Grace-Eversman kriterleri ve Disabilities of the Arm, Shoulder and Hand (DASH) scoreanketine göre yapıldı. BULGULAR: İzole radius diafiz kırığı olan 17 erişkin hasta değerlendirmeye alındı. Hastaların 11’i (%64.7) erkek, altısı (%35.3) kadındı. Yaş ortalaması 35.76 (23–61) idi. On bir (%64.7) hastada sağ, altı (%35.3) hastada sol tarafta kırık vardı. Ortalama kaynama süresi 10.2 (8–20) hafta olarak değerlendirildi. Ortalama supinasyon 75.35 (67–80) derece, pronasyon 85.18 (74–90) derece idi. Grace-Eversman değerlendirme kriterlerine göre 16 (%94) olguda mükemmel bir (%6) olguda iyi sonuç elde edildi. Hastaların DASH ortalaması 12.58 (3.3–32.5) olarak değerlendirildi. TARTIŞMA: Erişkin deplase radius diafiz kırıklarının cerrahi tedavisinde altın standart tedavi yöntemi plak vida osteosentezidir. Ancak fonksiyonel sonuçlarının çok iyi olması ve plak vida osteosentezine benzer kaynama oranları nedeniyle intramedüller çivi tedavisinin izole radius diafiz kırıklarında alternatif bir tedavi yöntemi olarak kullanılabileceğini düşünüyoruz. |
OLGU SUNUMU | |
13. | Üçlü gastrik peptik ülser perforasyonu Triple gastric peptic ulcer perforation Milan Radojkovic, Suncica Mihajlovic, Miroslav Stojanovic, Goran Stanojevic, Zoran DamnjanovicPMID: 27193988 doi: 10.5505/tjtes.2015.34202 Sayfalar 192 - 194 İleri veya metastatik kanser hastalarının beslenme, metabolizma ve bağışıklık durumları risk altındadır. Buna rağmen kanser hastalarında gastroduodenal perforasyon hakkında az miktarda bilgi mevcuttur. Bu yazıda, 41 yaşındaki evre IV yinelenen larenks kanseri olup homeopatik antikanser tedavisi gören ve cerrahi onarım gerektiren üç adet peptik perforasyonu olan bir kadın hastayı sunmaktayız. Üçlü gastrik peptik ülser perforasyonu nadir görülen olağandışı bir komplikasyondur. Hastaların kendi kendilerine etkinlik ve toksisitesine ilişkin kanıtlara dayalı veriler olmayan homeopatik kanser ilaçlarını kullanmaktan kuvvetle vazgeçirmek gerekir. |
14. | Sıcak taze tam kan masif kanamalı acil durumlarda ilk seçenek olmalı mıdır? Should warm fresh whole blood be the first choice in acute massive hemorrhage in emergency conditions? Pınar Kendigelen, Zeynep Kamalak, Deniz AbatPMID: 27193989 doi: 10.5505/tjtes.2015.40697 Sayfalar 195 - 198 Hızlı masif kanamanın erken yönetimi, kan ürünlerinin erken verilmesi ve hızlı cerrahi kontrolün sağlanmasını gerektirir. Periferik hastaneler kaynak kısıtlılığı nedeniyle askeri koşullara benzer. Kan ürünleri bulunmayan periferik bir hastanede masif kanamayla nedeniyle sıcak taze tam kan (TTK) verdiğimiz üç olgu sunuldu. Olgu1: On altı yaşında kadın hasta acil sezaryana alındı. Uterus atonisi nedeniyle masif kanaması olan hastanın Hb değeri 3.5g/dl’ye kadar düştü. Cerrahi süresince altı ünite sıcak TTK transfüzyonu yapıldıktan sonra, hemodinamik parametreleri ve tam kan sayımı normal düzeye geldi. İki gün yoğun bakımda takibi yapılan hasta, yedinci gün taburcu edildi. Olgu 2: Otuz beş yaşında kadın hasta acil sezaryana alındı. Uterus atonisi nedeniyle masif kanayan hastanın Hb’i 2g/dl, Htc’i %5.4’e kadar düştü. Dokuz ünite sıcak taze tam kan verilen hastanın hemodinamik ve laboratuvar değerleri normal düzeye geldi. Ertesi gün ekstübe edilip üçüncü gün yoğun bakımdan servise çıkarılan hasta sekizinci günde taburcu edildi. Olgu 3: Otuz altı yaşında erkek hasta bıçak yaralanması sonrası hemorajik şokta acil cerrahiye alındı. Hastada sağ renal arter ve böbrek yaralanması vardı. Cerrahi süresince kanamaya devam eden hastaya dokuz ünite sıcak TTK verildi. Cerrahi kontrol sağlanan ve kan transfüzyonu yapılan hastanın hemodinamik parametreleri düzeldi. Beşinci gününde yoğun bakımdan çıkarılan hasta 10. günde taburcu edildi. Kan bileşenlerine ayrılabildiğinden beri sivil tıpta TTK kullanımı neredeyse yoktur. Ayrıca, kan bankalarında tam kan rutin mevcut değildir. Bu nedenle tam kan kullanımı sivil tıpta azalmıştır. Sıcak TTK masif transfüzyonda, kırmızı kan hücrelerini, trombositleri, plazma volümünü, koagülasyon faktörlerini etkili bir şekilde yerine koyarken aynı zamanda hipotermiyi ve dilüsyonel koagülopatiyi önler. Kan ürünleri, uzun depolanma süresince biyokimyasal, biyomekanik ve immünolojik değişikliklere uğrar. Depolama süresi transfüzyon etkinliğini ve transfüzyonla ilişkili riskleri etkiler. Gelecekte hızlı ABO uyumluluğu testleri, trombosit koruyucu lökosit filtreleri ve patojenleri azaltan yeni teknolojilerin kullanımı ile TTK massif transfüzyonda ilk seçim olabilir. Yeni çalışmalar gelecekte yeni prosedürler ortaya çıkaracaktır. |
15. | Yüz bölgesine ateşli silah yaralanması sonrası görme kaybı ile başvuran ve endovasküler tedavi sonrası semptomları düzelen gecikmiş karotikokavernöz fistül olgusu A case of delayed carotid cavernous fistula after facial gunshot injury presented as loss of vision with symptom resolution after endovascular closure procedure Fatih Alagöz, Fevzi Yılmaz, Bedriye Müge Sönmez, Ali Erdem Yıldırım, Muhammed Evvah KarakılıçPMID: 27193990 doi: 10.5505/tjtes.2015.18234 Sayfalar 199 - 201 Karotit kavernöz fistüller karotis arter ve kavernöz sinüs arasındaki anormal bağlantılardır. Künt ve penetran kafa yaralanmaları karotikokavernöz fistül ile sonuçlanabilir. Her ne kadar nadir olarak ortaya çıksa da tanısı acil serviste konabilir. Bu yazıda, 35 gün önce yüzüne ateşli silah yaralanmasından sonra sağ gözünde kızarıklık, ağrı, görmede bulanıklık, görme kaybı ve yüzün üst yarısında şişme şikayeti ile acil servise başvuran 26 yaşındaki hasta sunuldu. |
16. | Birlikte yaralanmış ulnar ve radial arter onarımına farklı bir yaklaşım: Arteriyel segment translokasyonu A different approach to simultaneously injured ulnar and radial arteries: Translocation of an arterial segment Hamit Serdar Başbuğ, Macit Bitargil, Kanat ÖzışıkPMID: 27193991 doi: 10.5505/tjtes.2015.87682 Sayfalar 202 - 204 Üst ekstremite arter yaralanmaları, yaygın görülen ve ciddi bir durumdur ve eğer doğru tedavi edilmezse ekstremiteyi amputasyona kadar götürebilir. Radial ya da ulnar arterin bağlanması, vasküler cerahlar tarafından sıkça uygulanan bir tedavi metotudur. Eğer radial ve ulnar arterler her ikisi birden yaralanmışsa, bundan özellikle kaçınmak gerekir. Bu olguda, birlikte yaralanmış radial ve ulnar arterin tamirine yönelik farklı bir yaklaşım sunuldu. |