AIM
Traumatic spinal injuries (TSI) are a significant public health issue causing serious morbidity. As the first study to offer a regional forensic medicine perspective, this study aimed to retrospectively examine the clinical characteristics, etiological factors, injury patterns, and long-term sequelae of traumatic spinal fractures presenting to XXX between 2020 and 2022.
MATERIAL and METHODS
The medical records of 12,029 cases evaluated at the xxxx Department of Forensic Medicine between 2020 and 2022 were reviewed. A total of 277 cases with confirmed spinal fractures were included in the study. Demographic data, etiology, ISS (Injury Severity Score), fracture levels, associated lesions, and treatment methods were analyzed. Long-term sequelae were evaluated in 174 patients with at least 12 months of follow-up.
RESULTS
74.1% of the patients were male (male/female ratio: 2.85), and the mean age was 40.1 ± 16.69 years. The most common etiology was vehicle occupant traffic accidents (VO-MVA) (56.3%), followed by vulnerable road user accidents (VRUs) (15.5%) and high-energy falls (HEF) (13.4%). A statistically significant relationship was found between age and etiology (p=0.001); VO-MVA was predominant in the 18-44 age group, while VRUs rates increased in the group over 65 years. Injuries originating from VRUs and HEF were found to be significantly associated with major trauma (ISS ≥16) (p=0.044) and multiple vertebral fractures (p=0.001). The most frequently affected region was the thoracolumbar junction (T11-L2) (31.8%). A significant correlation was detected between head/facial trauma and cervical fractures (OR=3.59; 95% CI: 1.89-6.82) and between intra-abdominal organ injuries and sacral fractures (OR=6.47; 95% CI: 2.40-17.39). Permanent sequelae were observed in 50% of the followed-up cases; the most common were spinal mobility restrictions (46.8%) and spinal cord injury (13.5%).
CONCLUSION
Although vehicle occupant traffic accidents are the most common cause of spinal fractures, accidents involving vulnerable road users and high-energy falls result in higher injury severity and multiple fractures. Clinicians should maintain a high index of suspicion for cervical fractures in patients with associated head trauma and sacral fractures in those with abdominal injuries. Rapid triage and careful evaluation are vital, especially in cases of high-energy trauma and associated organ injury, due to the risk of spinal fractures. Our findings reveal the significant long-term morbidity of traumatic spinal fractures and emphasize the importance of multidisciplinary follow-up.
Keywords: Traumatic spinal injury, Traumatic spinal cord injury, Epidemiology, Forensic medicine, Associated injury
AMAÇ
Travmatik spinal yaralanmalar (TSY), ciddi morbiditeye neden olan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bölgesel bir adli tıp perspektifi sunan ilk çalışma olarak, XXX'e (2020-2022) başvuran travmatik spinal kırıkların klinik özelliklerini, etiyolojik faktörlerini, yaralanma modellerini ve uzun dönem sekellerini retrospektif olarak incelemeyi amaçlamıştır.
GEREÇ ve YÖNTEMLER
xxxx Adli Tıp Anabilim Dalı'nda 2020-2022 yılları arasında değerlendirilen 12.029 olgunun tıbbi kayıtları incelendi. Spinal kırığı doğrulanan toplam 277 olgu çalışmaya dahil edildi. Demografik veriler, etiyoloji, ISS (Yaralanma Şiddet Skoru), kırık seviyeleri, eşlik eden lezyonlar ve tedavi yöntemleri analiz edildi. En az 12 ay takibi olan 174 hastada uzun dönem sekeller değerlendirildi.
BULGULAR
Hastaların %74,1'i erkek (erkek/kadın oranı: 2,85) olup, yaş ortalaması 40,1 ± 16,69 idi. En sık görülen etiyoloji araç içi trafik kazası(AİTK) (%56,3) iken, bunu korunmasız yaya kazaları(KYK) (%15,5) ve yüksek enerjili düşme(YED) (%13,4) izledi. Yaş ile etiyoloji arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (p=0,001); 18-44 yaş grubunda AİTK baskınken, 65 yaş üstü grupta KYK oranları arttı. KYK ve YED kaynaklı yaralanmaların, majör travma (ISS ≥16) (p=0,044) ve çoklu vertebra kırıkları (p=0,001) ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğu görüldü. En sık etkilenen bölge torakolumbar bileşke (T11-L2) (%31,8) idi. Baş/yüz travması ile servikal kırıklar (OR=3,59; %95 GA: 1,89-6,82) ve karın içi organ yaralanmaları ile sakral kırıklar (OR=6,47; %95 GA: 2,40-17,39) arasında anlamlı korelasyon saptandı. Takip edilen olguların %50'sinde kalıcı sekel gözlendi; bunlar arasında en sık spinal hareket kısıtlılığı (%46,8) ve spinal kord yaralanması (%13,5) yer aldı.
SONUÇ
Araç içi trafik kazaları spinal kırıkların en sık nedeni olsa da, korunmasız yaya kazaları ve yüksek enerjili düşmeleri içeren kazalar daha yüksek yaralanma şiddeti ve çoklu kırıklarla sonuçlanmaktadır. Klinisyenler, eşlik eden baş travması olan hastalarda servikal, batın yaralanması olanlarda ise sakral kırıklar açısından şüpheci olmalıdır. Özellikle yüksek enerjili travma ve eşlik eden organ yaralanması olan vakalarda, spinal kırık riski nedeniyle hızlı triyaj ve dikkatli değerlendirme hayati önem taşımaktadır. Bulgularımız, travmatik spinal kırıkların ciddi uzun dönem morbiditesini ortaya koymakta ve multidisipliner takibin önemini vurgulamaktadır.
Anahtar Kelimeler: Travmatik spinal yaralanma, Travmatik omurilik yaralanması, Epidemiyoloji, Adli tıp, Eşlik eden yaralanma