Ulus Travma Acil Cerrahi Derg: 6 (1)
Volume: 6  Issue: 1 - January 2000
Hide Abstracts | << Back
1.
AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ İLE ÜLKEMİZİN ADLİ TIP EĞİTİMİ VE UYGULAMALARININ KARŞILAŞTIRILMASI
Nevzat Alkan, Şevki Sözen
Pages 1 - 6
Abstract | Full Text PDF

2.INTERNATIONAL EMERGENCY MEDICINE
Jim Holliman, Arif Alper Çevik
Pages 7 - 13
Abstract | Full Text PDF

3.
EDİNSEL KARIN DUVARI DEFEKTLERİNİN ONARIMI
Güner Ögünç
Pages 14 - 17
Abstract | Full Text PDF

4.ASSESSMENT OF INTRAOPERATIVE INTESTINAL VIABILITY WITH FLUORESCEIN
Adem Akçakaya, Kemal Dolay, Mahmut Müslümanoğlu, Atilla Karakelleoğlu
Pages 18 - 23
Mezenter iskemisine bağlı barsak hastalığında demarkasyon hattının net olmadığı durumlarda intraoperatif barsak canlılığının değerlendirmesi ve sınırlarının tespiti güçtür. Bu deneysel çalışmada, değişik mezenterik iskemi modelleri oluşturularak barsak iskemi derecesinin intraoperatif olarak değerlendirilmesinde yardımcı bir tanı yöntemi olan flouressein flouresansının yeri araştırıldı.: Wistar - Albino erkek ratlarda strangülasyon, superior mezenterik arter ligasyonu ve kontrol grupları oluşturuldu. İki saat sonra intraoperatif gözlem bulguları ile barsakların canlılığı değerlendirildi. Kuyruk veninden 15 mg/kg fluoressein intravenöz verildi. İki-üç dakika sonra karanlık odada 3600 A Wood ışığı altında flouressein flouresans derecesine göre barsak canlılığı değerlendirildi. Bütün gruplarda intraoperatif gözlem bulguları ve flouressein flouresans bulguları karşılaştırıldı. Tüm deneklerde, transmural nekroz varlığı düşünülen veya canlı olarak kabul edilen barsak segmentlerinden örnekler alınarak histopatolojik değerlendirme yapıldı. Flouressein flouresans yönteminin barsak iskemisini göstermede duyarlılığı % 100, özgüllüğü %92 ve doğruluk oranı %96 olarak saptandı. Klinik değerlendirmede aynı değerler sırasıyla %76, %92, %83 olarak tespit edildi. Mezenter iskemisine yol açan emboli, tromboz, strangülasyon gibi barsak canlılığının şüpheli olduğu vakalarda ucuz ve pratik bir yöntem olan flouressein flouresansının kullanılması rezeksiyon sınırlarının tayininde ve gereksiz barsak rezeksiyonunun önlenmesinde faydalı olabilir.
The assessment of intraoperative intestinal viability and the determination of ischemic borders are difficult in situations where the demarcation line is not clear in intestinal disease due to mesenteric ischemia. In this experimental study, the value of fluorescein fluorescence, which is a helpful diagnostic procedure in the detection of the degree of damage in ischemic injuries of the intestine in the intraoperative period was sought by means of forming various mesenteric ischemia models. A strangulation group, a superior mesenteric artery ligation group and a control group were formed in Wistar-Albino male rats. Two hours later, intestinal viability was assessed via intraoperative observation findings. Fluorescein (Fluorescite Injection ampul 10%) was given intravenously with a dose of 15 mg/kg through the tail vein. Two-three minutes later, the intestinal viability was assessed in a dark room under wood light of 3600 A. In all groups, intraoperative observation findings and fluorescein fluorescence findings were compared. Histopathologic evaluation was performed in the samples taken from ischemic or normal intestines of all of the subjects. The accuracy of the methods was tried to be assessed by means of performing histopathologic evaluation. In the study, the sensitivity of the fluorescein fluorescense method in showing intestinal ischemia was found to be 100%, the specificity 92% and the accuracy 96%. In the clinical assessment, the same values were found to be 76%, 92%, 83%, respectively. In intestinal ischemic disorders such as embolism, thrombosis, and strangulation; if intestinal viability is questionable, fluorescein fluorescence which is a cheap and practical method can be useful in determining resection borders and preventing unwarranted intestinal resections.

5.SYSTEMIC SPREAD OF INTRAABDOMINAL INFECTION VIA TRANSDIAPHRAGMATIC LYMPHATICS: EVALUATION WITH SERUM ENDOTOXIN AND CYTOKINE LEVEL IN RATS
Günay Gürleyik, Emin Gürleyik, Selçuk Ünalmışer
Pages 24 - 27
Karıniçi infeksiyonun sistemik yayılımı, cerrahi pratiğinde sık görülen ve hayatı tehdit eden bir durumdur. Bu çalışmada, deneysel peritonit esnasındaki septik cevap oluşumunda lenfatik sistemin rolünü araştırdık. Çalışma eşit olarak üç gruba ayrılan 30 rat üzerinde gerçekleştirildi. Grup1, "sham" laparotomi. Grup 2, çekum delinmesiyle peritonit oluşturuldu. Grup 3, lenfatik ağızlarını fibrotik reaksiyonla tıkamak için bir tabaka sentetik materyal diyafragmanın abdominal yüzeyine yerleştirildi. Altı hafta sonra önceki gruptaki gibi peritonit oluşturuldu. Çekum delinmesinden altı saat sonra, histopatolojik inceleme, periton sıvısı ve kanın mikrobiyolojik analizi, ve plasma endotoksin ve serum tümör nekroz faktörü (TNF) ölçümleri için örnekler toplandı. Bakteriyel peritonit grup 2 ve 3'teki tüm 20 sıçanda mevcuttu. Kan kültür sonuçları 2. gruptaki 7,3. gruptaki 2 sıçanda pozitif idi (p=0.035). Sırasıyla grup 2 ve 3'teki plasma endotoksin seviyeleri 8.3 ve 1.8 EU/ml (p < 0.001), serum TNF seviyeleri 432 ve 129 pg/ml (p<0.001) ölçüldü. Diyafragma abdominal yüzeyindeki lenfatik ağızlarının tıkanması, deneysel peritonit esnasındaki septik cevap şiddetini anlamlı olarak düşürdü. Sonuç olarak, bakteriler ve endotoksin periton boşluğundan organizmaya lenfatik kanallarla hızla yayılmakta, ve karıniçi infeksiyonun erken döneminde ciddi septik cevabı uyarmaktadır. Karıniçi infeksiyonun sistemik yay ılımında lenfatik sistemin majör rolü vardır.
Systemic spread intraabdominal infection is a common life-threatening condition in surgical practice. In the present study we investigated the role of lymphatic system in the occurrence of septic response during experimental peritonitis. The study was carried out on 30 rats equally separated into three groups. Group 1, sham laparotomy. Group 2, peritonitis was induced with cecal puncture. Group 3, a sheet of synthetic material was placed on the abdominal surface of the diaphragm in order to occlude lymphatic openings by a fibrous reaction. After six weeks peritonitis was created as in previous group. Samples were collected six hours after caecal puncture for: histopatological examination, microbiological analysis of peritoneal fluid and blood, and measurements of plasma endotoxin and serum tumor necrosis factor (TNF) levels. Bacterial peritonitis was present in all 20 animals of groups 2 and 3. Results of blood cultures were positive in 7/10 rats of group 2 and in 2/10 rats of group 3 (p=0.035). Mean plasma endotoxin levels were 8.3 and 1.8 EU/ml, and mean serum TNF levels 432 and 129 pg/ml in groups 2 and 3 respectively (p < 0.00 1). The occlusion of lymphatic openings on the abdominal surface of the diaphragm has significantly reduced the intensity of septic response during experimental peritonitis. We concluded that bacteria and endotoxin have promptly disseminated from the peritoneal cavity through lymphatic channels, and induced severe septic response in the early period of intraabdominal infection. The lymphatic system has a major role in systemic spread of intraabdominal infection.

6.THE EFFECTIVENESS OF EGB-761 GINKGO BILOBA (A PLATELET ACTIVATING FACTOR ANTAGONIST) IN THE PREVENTION OF TESTICULAR ISCHEMIC INJURY INDUCED BY TESTICULAR TORSION
İrfan Orhan, Rahmi Onur, Hüseyin Hayıt, Ertürk Ergin, Atilla Semerciöz, Can Baydinç
Pages 28 - 31
Pek çok organ sisteminin iskemik hasarında mediyatör rol oynayan Platelet Aktivatör Faktör (PAF) ün testis torsiyonu sonrası oluşacak iskemik hasarda da etkin olduğu bildirilmektedir. Bu çalışmada torsiyon sonucu, testiste gelişecek iskemik hasarın önlenmesinde bir PAF antagonist olan EGB-761 Ginkgo biloba'nın etkinliği araştırıldı. Çalışmada, her grupta 6 rat olmak üzere toplam 24 erişkin Sprague-Dawley ratı kullanıldı. Birinci gruptaki ratlara herhangi bir manipülasyon yapılmadı, ikinci gruba ise sham operasyonu uygulandı. Üçüncü gruptaki ratlara 720° sol testiküler torsiyon, son gruptaki ratlara ise EGB-761 Ginkgo biloba verildikten 20 dakika sonra torsiyon uygulandı. Grup 1 ve 2' de herhangi bir iskemik hasar saptanmazken, grup 3 ve 4'deki ratlarda hem makroskopik hem de histolojik olarak iskemik değişiklikler belirlendi. Ancak torsiyon öncesi EGB-761 uygulanan grupta iskemik hasarın, sadece torsiyon uygulanan gruptan daha az oranda olduğu saptandı. Testis torsiyonu sonrası oluşacak iskemik hasarın, bir PAF antagonisti olan EGB-761 ginkgo biloba ile anlamlı ölçüde azaltılabileceği belirlendi.
Platelet activating factor (PAF) is known to play a mediator role in the development of ischemic injury in many organ systems. It was reported that PAF is also effective in the development of ischemic injury induced by testicular torsion. In this experimental study, the effects of EGB-761 ginkgo biloba (a PAF antagonist) in the prevention of testicular damage were assessed. Four groups, each comprising 6 adult male Sprague-Dawley rats were used. The first group was not manipulated and the second group underwent sham operation. The rats in third group had 720° left testis torsion and finally the last group received pretreatment of EGB-761 ginkgo biloba 20 minutes prior to testicular torsion. Groups 1 and 2 showed no evidence of disruption however, groups 3 and 4 had significant changes both macroscopically and histologically. However, rats pretreated with EGB-761 were less severely affected from the ischemia. It was determined that pretreatment with a PAF antagonist, EGB-761 ginkgo biloba significantly diminishes the ischemic injury induced by the testicular torsion.

7.OUR RESULTS OF CONSERVATIVE MANAGEMENT OF STAB WOUNDS PENETRATING THE PERITONEUM
Ziya Çetinkaya, Osman Doğru, Nurullah Bülbüller, Çağatay Çifter, Feridun Baysal, Mehmet Ali Akkuş
Pages 32 - 35
Peritona penetre kesici delici alet yaralanmalarında konservatif tedavi uygulaması negatif laparotomi oranım azaltmaktadır. Peritona penetre kesici delici alet yaralanması olan 36 olgu retrospektif olarak incelendi. Ameliyat kararı fizik muayene bulguları esas alınarak verildi. Ancak radyografi ve ultrasonografiden de yararlanıldı. İki vakaya diagnostik laparoskopi uygulandı. 27 olguya (%75) laparotomi uygulandı. Geri kalan 9 olgu (%25) konservatif olarak tedavi gördü ve yeterli bir takip süresinden sonra taburcu edildi. Laparotomi, olguların ikisinde nonterapötikti. Diğer 25 olguda en fazla ince barsak olmak üzere değişik karın içi organlarda yaralanma saptandı. Laparotomi uygulanan olguların ikisinde komplikasyon görüldü. Ortalama hastanede yatış süresi laparotomi uygulanan olgularda 8.4 gün, konservatif tedavi uygulananlarda ise 2.7 gün oldu. Sonuç olarak; peritona penetre kesici delici alet yaralanmalarında hastanın durumuna göre konservatif yaklaşım yanında, gerekli olgularda diagnostik laparoskopi uygulaması negatif laparotomi oranını azaltmaktadır.
Conservative management of stab wounds penetrating the peritoneum reduces the incidence of negative laparatomy. The records of 36 cases with penetrating abdominal stab wounds were reviewed. Decision of operation was based on evolving physical signs with radiographic findings.. Diagnostic laparascopy was performed on two cases with penetrating abdominal stab wounds. Laparatomy was performed on 27 cases (75%), remaining 9 cases(25%) were treated conservatively and discharged after an observation period. In two cases (5.6%), laparatomy were non-therapeutic. There were various intraabdominal injuries in the remaining 25 cases. The most injured organ was small intestine. The average length of hospitalisation was 8.4 days for cases underwent laparatomy and 2.7 days for conservative approached cases. In conclusion; our results show that the rate of negative laparatomy was lowered to 5.6 percent when compared with classical approach in which mandatory laparotomy was made for every stab wound penetrating the peritoneum. In some of these cases diagnostic laparascopy may be helpful in selection of patients for operation.

8.ABDOMINAL EMERGENCIES IN OCTOGENERIANS
İsmail Hamzaoğlu, Kenan Ulualp, Tolga Balkan, Feridun Şirin
Pages 36 - 38
Seksen yaş üstündeki hastaların sayısı giderek artmaktadır. Bu yaş grubundaki hastaların cerrahi özellikleri ise yeterince araştırılmamıştır, 1/2/1997-28/2/1999 tarihleri arasında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Acil Kliniğinde abdominal cerrahi girişim geçiren hastalarımızın özelliklerini ve mortalite nedenlerini retrospektif olarak inceledik. Toplam 23 hastadan 7si fıtık, 5'i tıkayıcı mezenter damar hastalığı, 4'ü akut kolesistit, 2'si duodenal ülser delinmesi ve birer hastada mide kanser delinmesi, duodenal ülser kanaması, sigmoid kolon perforasyonu, akut appendisit, aort anevrizma rüptürü nedeniyle ameliyat edildiler. Dört hasta eşlik eden hastalıkları nedeniyle kaybedildiler. Fıtık ve safra taşı hastalığı gibi uygun koşullarda tedavi edilebilecek olan hastaların ve tıkayıcı mesenter damar hastalığının sıklığı dikkat çekicidir. Yaş, fıtık ve safra taşı hastalığında majör kontrendikasyon olarak düşünülmemeli hastaların tedavileri geciktirilmemelidir. Akut batın tablosuyla baş vuran hastalarda mezenter damar hastalığının sıklığı hatırlanmalıdır.
The number of people over the age of 80 years increases as western population in our country. The objective of this retrospective study was to investigate the features of abdominal emergencies in Octogenarians. Review of the operating room log of Cerrahpaşa Medical School, Emergency department indicated that 23 abdominal emergency operation were performed between February 1997 and February 1999. The median age of the patients was 86 (80-104). The most frequent cause of admission was hernia (30%), and the second most common was occlusive mesenteric vascular disease (21%). Acute cholesystitis constituted third place (17%). There were two cases duodenal ulcer perforation, and one case of bleeding duodenal ulcer, gastric tumor perforation, sigmoid colon perforation, rupture of aortic aneurisma and acute appendicitis. Four patients died in hospital, an overall mortality rate of 17 per cent of operations. Avoidable disease such as hernia and biliary stones should not have been postponed because of age and should be electively treated early before complications develop. Occlusive mesenteric vascular disease was second most common emergency in this study and must be remembered in elderly patients with acute abdomen.

9.THE IMPORTANCE OF THE PHYSICAL EXAMINATION AND A NEW TREATMENT ALGORHYTM OF PENETRATING NECK INJURY
Coşkun Polat, İ Diler Özaçmak, Okan Demiray, Atalay Işık, Tayfun Yücel
Pages 39 - 43
Günümüzde penetran boyun travmalarının tedavisinde çok farklı yaklaşımlar tartışılmaktadır. Bu tartışma rutin eksplorasyona ilave olarak endoskopi ve anjiografinin mutlak uygulanmasını isteyenlerden fizik muayene temelinde konservatif kalınmasını savunanlara kadar geniş bir yelpaze oluşturmaktadır.Bu çalışmada penetran boyun travması nedeni ile başvuran 32 hastanın değerlendirmesini yaparak tedavi yaklaşımımızı disipline etmeğe çalıştık. Bu klinik çalışmada Ocak 1987 - Aralık 1998 tarihleri arasındaki dönemde Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Cerrahi kliniklerine başvuran 32 hasta çalışma kapsamına alınarak retrospektif olarak incelendi. Hastalar için fizik muayene ve klinik bulgular temelinde tedavi yöntemi belirlendi. Opere edilenler ve konservatif kalınanlar olmak üzere iki grupta değerlendirildiler. Uygulanan eksplorasyon, endoskopi ve Doppler USG sonuçları kaydedildi. Hastaların %59'u (19 olgu), klinik bulgular ve fizik muayene sonrası operasyona alındı. Bir hasta (% 3) semielektif olarak opere edildi. % 38(12 olgu) hastada konservatif kalındı. Operatif mortalite % 3 (1 olgu) oldu. Konservatif kalınan hastalarda mortalite gelişmedi. % 18 (4 olgu) hastada negatif eksplorasyon kaydedildi. Takip edilen hastalarda % 43 (13 olgu) morbidite ve mortalite görülmedi. Elde ettiğimiz bulgular ve literatür çerçevesinde fizik muayenenin, penetran boyun travmalarında tanıda ve tedavinin belirlenmesinde önemli bir unsur olduğu ve diğer tanı yöntemlerinden fizik muayene temelinde yararlanılması gerektiği inanandayız.
The Importance of The Physical Examination and A New Treatment Algorhytm in Cases of Penetrating Neck Injury Many differing views ranging between obligatory use of angiographie following routine exploration and being conservative on the basis of physical examination only, are currently popular in the treatment of penetrating neck injuries. With the aim of disciplinising our approach in cases of penetrating neck injuries in the light of the current literature we conducted a retrospective analyse of 32 patients with penetrating neck injuries who attended our surgical emergency unit. 59 % (19 cases) were operated on clinical findings elucidated by physical examination only. %38 (12 cases) were managed conservatively. Of the conservative group one patient (%3) was operated later semielectively. After admittance to the emergency surgical unit two patients were lost, one in the pre the other in the peroperative period. There were no deaths in the group of patients treated conservatively. We had four cases (%18) with negative neck exploration. During follow-up period no mortality or morbidity were recorded in %43 (13 cases) patients. Conclusively on the grounds of both, our findings and that of the recent literature we think that the physical examination remains to be the cornerstone in the diagnosis and management of penetrating neck injuries. The necessity for further diagnostic modalities should be decided upon the findings of physical examination only.

10.THORACIC TRAUMA (TEN YEARS EXPERIENCE)
Cemal Özçelik, Akın Eraslan Balcı, Şevval Eren, Refik Ülkü, Mehmet Doblan, M Nesimi Eren
Pages 44 - 49
Amaç: Toraks travmalarını içeren geniş bir serinin sonuçlarını incelemek. Yöntem: Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği'nde 1989 1998 yılları arasında toraks travmalı 1642 olgu retrospektif olarak incelendi. Olguların bir kısmı Yaralanma Ağırlık Skoru (YAS) ve akciğer perfüzyon ve ventilasyon sintigrafileriyle izlendi. Sonuçlar: Toplam 1642 hastadan 917'si (% 56) künt, 725'i (% 44) penetran yaralanmaydı. Yandaş yaralanma 432 hastada vardı (% 26.3). Morbidite oranı 515 hastayla % 31.4 ve en sık morbidite nedeni intratorasik hemotomdu. Hastaların 1509'una (% 92) konservatif tedavi verildi, 133'üne torakotomi yapıldı (% 8.1). Torakotomilerin 56'sı acil (% 3.4), 77si (% 4.7) geç torakotomiydi. Mortalite %7 (116/1642) olup, künt travma grubunda % 9.5 (87/917), penetran travma grubunda % 4 (29/725) bulundu. YAS 25'in üzerinde olanlarda ve künt travmalarda mortalite daha yüksekti. En sık mortalite nedeni Erişkinin Sıkıntılı Solunum Sendromuydu. Torakotomi mortalitesi % 25.5 (34/133) idi ve bunun % 15 (20 hasta)'ini acil, % 10.5 (14 hasta)'ini geç torakotomi oluşturmaktaydı. Torakotomi yapılmayan grubun mortalitesi % 5.1 (78/1509) idi. Hafif travma olgularında ventilasyon/perfüzyon bozulmuştu ve ortalama düzelme süresi 7-10 gündü.
Object: To examine a broad serial which includes thoracic trauma. Method: Between 1989 and 1998, 1642 patients with thoracic trauma were studied retrospectively in Thoracic and Cardiovascular Surgery Department of Dicle University School of Medicine. Some cases were followed with Injury Severity Score (ISS) and lung perfusion and ventilation scans. Results: The patients with penetran trauma were 917(% 56), blunt trauma were 725 (% 44) of total 1642. Injuries associated with thoracic trauma were present in 532 patients (% 26.3). Morbidity rate was % 31.4 and the most frequent cause was clotted hemothorax. Conservative therapy was given to 1509 patients (% 92). Thoracotomy was performed in 133 patients (% 8.1). Fifty-six thoracotomy was immediate (% 3.4) and 77 was late (% 4.7). Mortality rate was %7(116/1642), % 9.5 (87/917) in blunt trauma group, % 4 (29/725) in penetran trauma group. If ISS > 25 and in blunt trauma, mortality was significantly higher (p<0.05). The most frequent mortality cause was ARDS. Thoracotomy mortality was % 25.5 (34/133) and % 15 (20 patients) in immediate, % 10.5 (14 patients) in late thoracotomy group. In non - thoracotomy group, mortality was % 5. / (78/1509). Ventilation/perfusion scans was broken down and mean recovery time was 7-10 days in mild trauma group.

11.CARDIAC CONTUSION
Başar Gander, Sadık Girişgin, Ali Çalıkuşu, Hüsamettin Vatansev, Ayşegül Akçay Bayır
Pages 50 - 52
Künt toraks travmalarında ikincil gelişen kardiyak kontüzyonlarının doğru tanısı için çok sayıda parametre mevcut olup bunlar arasında EKG bulguları, EKO çalışmaları ve radyonükleid anjiografi sayılabilir. Bu çalışmada künt toraks travmalı hastalarda kardiyak kontüzyonun tespit edilmesi için CPK, CK-MB değerleri ile EKG bulguları araştırılmıştır. Altı aylık bir süre içinde hastanemiz acil tıp kliniğine başvuran 58 künt toraks travmalı hasta çalışmaya dahil edildi. Başvuran hastalarda künt kardiyak kontüzyo tanısı için anormal EKG bulguları ile CPK ve CK-MB seviyeleri araştırıldı. 43 hastada (%74.14) CPK ve CK-MB değerleri yüksek bulunurken, 28 hastada (%48.26) anormal EKG bulguları görüldü. Anormal EKG bulguları olan hastaların tümünde CPK ve CK-MB değerleri yüksek bulundu. Kardiyak kontüzyonun saptanmasında anormal EKG bulgularının daha duyarlı olduğu saptandı (p=0.0000).
In a blunt thorax trauma, seconder evolving of cardiac contusion; there are a lot of parameter for correct recognition. For example laboratory and ECG findings, ECHO studies, radionudeid angiography etc. In this study, patients of blunt thorax traumas for correct diagnosis of cardiac contusions, CPK, CK-MB levels with ECG findings are researched. In six months time 58 patients of blunt thorax trauma were brought to emergency department of our hospital by mobil paramedical system. ECG findings, CPK and CPK-MB levels were researched for cardiac contusion recognition in patients. The CPK and CK-MB levels were found high in 43 patients (%74.14) and ECG findings have seen abnormal in 28 patients (%48.26). CPK and CK-MB levels have found high, too, in the patients whose ECG findings have seen abnormal. It is more sensitive to use abnormal ECG findings than the increase of CPK and CK-MB levels for determinate the diagnosis of cardiac contusion in blunt thorax trauma. (P-0.0000).

12.THE KNOWLEDGE OF LEVELS OF TRAFFIC POLICEMEN BEFORE AND THE FIRST AID TRAINING PROGRAMME
Levent Altıntop, Cihad Dündar, Hakan Güven, Zahide Doğanay, Murat Topbaş
Pages 53 - 56
Trafik polisleri kaza yerine en kısa sürede ulaşan kişiler oldukları için, kazazedelere yapacakları bilinçli ilkyardım ile ölüm ve sakatlık durumlarımı azaltabileceklerdir. Bu çalışmada Samsun İl Emniyet Müdürlüğünde, görev yapan trafik polislerinden "Trafik ve İlkyardım Kursuna" katılan 275'inin eğitim öncesi ve sonrası bilgi düzeyleri, 35 soruluk anket formu ile değerlendirilmiştir. Çalışmada polislerin %59.3'ü, daha önce ilkyardımla ilgili bir eğitim aldıklarını belirtmişlerdir. Polislerin eğitim öncesi %19,4'ü eğitim sonrası %76.0'sı kendilerini ilkyardım konusunda yeterli görmüşlerdir. Eğitim öncesi ilkyardım konusundaki bilgi düzeyleri puan ortalaması 36.2 ± 12.1 iken eğitim sonrası 61.7 ± 11.0 puan olmuştur. (P<0.001). Bu sonuçlarla trafik polislerine yapılacak hizmet içi eğitimlerin önemi ortaya çıkmıştır.
Death and physical disability of the victims in an accident can be decreased by the proper first aid given by the police because they are the first to arrive at the scene. The study group consisted of 275 policemen working in Samsun Police Headquarter. A test consisting of 35 questions was applied to the study group before and after the training programme. While 19.4 % of the policemen felt themselves sufficiently qualified to give first aid before the training programme, 76.0 % felt themselves sufficiently qualified after the programme. Mean pre and post training test scores were 36.2 ±12.1 and 61.7±11.0 points, respectively (p<0.001). These results suggest that in-service first aid training of the policemen is very important.

13.TEMPORAL BONE FRACTURES
Sebahattin Cüreoğlu, Üstün Osma, Yusuf Yağmur, Hüseyin Demir, Faruk Meriç, İsmail Topçu
Pages 57 - 60
Bu çalışma, Temporal fraktür tipleri ile klinik bulgular arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla KBB ve Acil Kliniğimize Aralık 1996-Mart 1999 tarihleri arasında travma öyküsü ile başvuran, otoraji, fasial paralizi, vertigo ve işitme kaybı nedeniyle çekilen temporal BTde temporal kemik fraktürü saptanan 24 olgu üzerinde yapıldı. Temporal kemik fraktürlerinin 18'i longitudinal (11'i anterior, yedisi ise posterior yerleşimli), altısı transvers ve üçü ise kompleks fraktür olarak değerlendirildi. Membrana timpani perforasyonu ve kemikçik zincir dislokasyonu sonucu iletim tipi işitme kaybı en sık longitudinal fraktürlerde saptandı. Nörosensoryel işitme kaybı ve kalıcı fasiyal paralizi ise en sık transvers ve kompleks fraktürlü hastalarda mevcuttu.
In this study, we aimed to plan the relations between type of temporal fractures and clinical findings. 24 patient with temporal bone fractures were seen in the department of Ear-Nose-Throat and Emergency between june 1996-March 1999. Patients applied with otorrhagia, facial paralyses, vertigo, and hearing loss and diagnosed with temporal computerized tomography. Temporal fractures were evaluated as 18 longitudinal fractures (11 anterior and 7 posterior), 6 transverse fractures, and 3 complex fractures. Conductive hearing loss was most commonly encountered in longitudinal bone fractures due to tympanic membrane perforation and ossicle dislocation. Neurosensorial hearing loss and permanent facial paralyses were common in transverse and complex type temporal bone fractures.

14.TRAUMATIC THORACOBILIARY FISTULAS: DIAGNOSIS AND TREATMENT
Hakan Posacıoğlu, Serdar Şen, Mustafa Çıkırıkçıoğlu, İbrahim Tavlan, Hüseyin Soydemir, Altuğ Koşar, Ercan Bülbül, Abdullah Akın
Pages 61 - 65
Karaciğer absesi, subfrenik abseler yada safra yolu obstrüksiyonları torakobiliyerfistül oluşumunun başlıca nedenleridir. Torakoabdominal yaralanma sonucu oluşan hepatik travmaya bağlı torakobiliyer fistül oluşumu ise oldukça nadirdir. Bu tür travmalarda meydana gelen hepatik ve diyafragma yaralanmalarının tanısı ve tedavisindeki gecikmeler morbidite ve mortalitenin artmasına neden olmaktadır. Aynı zamanda travmatik torakobiliyer fistüllerin nadir görülmesinden dolayı bu konuda yeterli tecrübeye sahip cerrah sayısı da oldukça azdır. Makalemizde torakoabdominal yaralanma nedeniyle yapılan takip ve tedavilerinde torako-biliyer fistül saptanan 3 hasta İngilizce literatürde şimdiye kadar yayınlanan 35 olgu eşliğinde incelenmiştir.
Thoracobiliary fistulas are commonly reported complications of subphrenic or liver abscesses and biliary tract obstruction. However, they are a rare and unusual complication of hepatic trauma due to traumatic thoracoabdominal wounds. Errors in diagnosis and management of the initial injury involving the diaphragm and liver may increase morbidity and mortality. Due to rarity, the experience of any one surgeon is minimal, and there is a paucity of information available in the literature regarding their treatment. In this report three patients with post-traumatic thoraco-biliary fistula are presented and thirty-five cases previously described in the English literature are reviewed.

15.DUPLICATION OF THE APPENDIX
Okan Erdoğan, Cumhur Arıcı, Taner Çolak
Pages 66 - 68
A 17 year-old boy, attending to the emergency department with a continuous right lower quadrant abdominal pain, nausea and vomiting during three days, was reported. The patient had peritonitis signs at the right lower quadrant on phsyical examination, whose laboratory findings were all within the normal values except for leucocytosis. The patient underwent an emergency exploration with Me Burney incision. There was duplication of appendix, one of which was perforated appendicitis, the other was normal. Both appendices were excised in the usual manner. This case was presented because it was a rare anomaly of appendix.

16.A PNEUMATOSIS CYSTOIDES INTESTINALIS PATIENT PRESENTED AS AN ACUTE ABDOMEN WITH FREE INTRAPERITONEAL GAS
İrfan Coşkun, Fatin R Polat, Kemal Karakaya, Ahmet Rahmi Hatipoğlu, İlker Abc
Pages 69 - 71
Pneumatosis cystoides intestini (PCI) is a rare condition. Generally it is associated with other diseases. In this paper, a PCI case, a 24 year-old-woman has been reported. She has suffered from stomach-ache, nausea lasting for the 24 hours. In the physical examination there was tenderness and rigidity on her right upper quadrant. There was free gas in the subdiafragmatic space on direct roentgenogram. She was operated on as a patient with perforation at the peptic ulceration.

17.STRANGULATED OBTURATOR HERNIA: A CAUSE OF SMALL BOWEL OBSTRUCTION
Taner Çolak, Okan Erdoğan, Sabri Tekin, Mustafa Akaydın
Pages 72 - 74
Obturator hernia is a rare pelvic hernia but the outcome may be serious when it is associated with difficult in diagnosis. A 83 year old male attending to the emergency department with mechanical intestinal obstruction and hipovolemic shock was managed with small bowel obstruction due to strangulated obturator hernia during laparotomy. Partial ileum resection and hernia repair were performed at the same session. The patient died 2 days after the operation because of pulmoner failure. Obturator hernia, which is a rare cause of the small bowel obstruction, should be kept in mind in elderly emaciated patients with chronic disease who have signs with mechanical intestinal obstruction.

LookUs & OnlineMakale