Ulus Travma Acil Cerrahi Derg: 21 (4)
Volume: 21  Issue: 4 - July 2015
Hide Abstracts | << Back
RESEARCH ARTICLE
1.The effects of erythropoietin, dextran and saline on brain edema and lipid peroxidation in experimental head trauma
Seyit Kağan Başarslan, Cüneyt Göçmez, Kağan Kamaşak, Mehmet Ali Ekici, Halil Ulutabanca, Yurdaer Doğu, Ahmet Menkü
PMID: 26374408  doi: 10.5505/tjtes.2015.66502  Pages 235 - 240 (764 accesses)
AMAÇ: Deneysel kafa travması oluşturulan sıçanlarda gelişen beyin hasarı ve ödemine karşı eritropoetin, dekstran ve salin kombinasyonunun koruyucu etkisini araştırmaktır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmada ağırlıkları 250–340 g arasında değişen 40 adet Wistar Albino cinsi erkek sıçan kullanıldı. Her biri 10 adet sıçan içeren dört deney grubu oluşturuldu. Bütün sıçanlara kafa travması oluşturuldu ve ilaçlar intraperitoneal (ip) yolla travmadan 10 dk sonra verildi. Kontrol grubuna (K) diğer gruplarla eşit hacimde serum fizyolojik enjekte edildi. Birinci gruba eritropoetin (EPO) 5000 Ü/kg verildi. İkinci gruba dekstran ve salin (DS) 8 ml/kg verildi. Son gruba da aynı doz ve miktarlarda eritropoetin, dekstran ve salin (EPO+DS) beraberce verildi. Yirmi dört saat sonra sıçanlar sakrifiye edilerek beyin dokuları çıkarıldı. Sağ hemisferde yaş ve kuru ağırlık çalışıldı. Sol hemisferde glutatyon peroksidaz (GPx) aktivitesi ve malondialdehit (MDA) miktarı ölçüldü.
BULGULAR: Kontrol grubuna göre diğer gruplarda beyin ödeminin ve lipit peroksidasyonu son ürünü olan MDA’nın değişik oranlarda azaldığı, antioksidan enzim olan GPx aktivitesinin arttığı tespit edildi.
TARTIŞMA: Bu çalışmada, kafa travması oluşturulan sıçanlarda gelişen beyin ödemi ve oksidatif stresin oluşturduğu sekonder beyin hasarının eritropoetin, dekstran ve salin kombinasyonu kullanılarak azaltılabileceği sonucuna varıldı.
BACKGROUND: The aim of this study was to investigate the protective effects of erythropoietin, dextran/saline and erythropoietin in combination with dextran/saline on brain edema and lipid peroxidation following traumatic brain injury in rats.
METHODS: In the study, 40 male 3-month-old albino Wistar rats, weighing 250–340 g, were divided into four groups, each consisting of ten rats. Traumatic brain injury was induced in all rats by the weight–drop method, and erythropoietin (5,000 U/kg) and/or dextran and saline (8 ml/kg) solutions were injected intraperitoneally ten minutes after trauma. Control animals received an equal volume of serum physiologic. All rats were sacrificed 24 hours later. Glutathione peroxidase activity and malondialdehyde levels were measured in the left hemisphere, and edema was quantitated by the wet–dry method.
RESULTS: Brain edema and the levels of malondialdehyde, the last product of lipid peroxidation in tissues, were decreased variably, and the activity of glutathione peroxidase, an antioxidant enzyme, was increased in others compared with the control group.
CONCLUSION: In this study, it was concluded that the brain edema that developed in rats on which head trauma was induced and the secondary brain damage caused by oxidative stress could be deceased using a combination of erythropoietin, dextran, and saline.

2.Detection of the MicroRNA expression profile in skeletal muscles of burn trauma at the early stage in rats
Zhang Haijun, Yu Yonghui, Chai Jiake, Duan Hongjie
PMID: 26374409  doi: 10.5505/tjtes.2015.80707  Pages 241 - 247 (827 accesses)
AMAÇ: Ciddi yanık travmaları kalıcı hipermetabolik yanıtla ilişkili olup kas kütlesinin uzun süreli kaybına nitrojen ile kas kaybı arasında klinik negatif dengenin bozulmasına yol açmaktradır. MikroRNA’lar (miRNA’lar) hedef mRNA’ların degradasyonunu teşvik ederek veya çevrimlerini engelleyerek gen ekspresyonunu negatif yönde post-transkripisyonel regülasyonunda kritik bir rol oynamaktadır. Ciddi yanık travmasından sonra miRNA’ların katıldığı iskelet kası kaybının mekanizmaları hâlâ anlaşılmış değildir.
GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışmada mikrodizilim yöntemi kullanılarak erken evrede sıcağa maruz bırakılmış sıçanların iskelet kaslarındaki miRNA’ların ekspresyonlarındaki değişiklikler saptandı. Tüm veriler ortalama±standart sapma olarak sunuldu. İstatistiksel analizlerde bağımsız Student t-testi ve tek-yönlü ANOVA testi kullanıldı. Anlamlılık düzeyi olarak p<0.05 ve mikrodizilim yönteminde değişiklik katlarının kestirim değeri olarak 2.0 belirlendi. Eksprese edilen ve önemli farklılıklar gösteren miRNA’lar Volcano Grafik filreleme yöntemiyle belirlendi. MEV yazılım sistemi (v4.6, TIGR) kullanılarak hiyerarşik küme analizi gerçekleştirildi.
BULGULAR: Normal ve yaralanmış dokularda binlerce miRNA incelenebilmesine karşın bunların yalnızca 69’unda önemli derecede up-regülasyon veya down-regülasyona uğramıştı. Bu yöntem ısıya maruz bırakılmış sıçanların eşleştirilmiş iskelet kası dokularının ayrımında kullanılabilir.
TARTIŞMA: Yanık travmasından sonra iskelet kası kaybının patogenezinde miRNA’ların disregülasyonu potansiyel bir rol oynamaktadır.
BACKGROUND: Severe burn injuries are associated with a persistent hypermetabolic response, which causes long-term loss of muscle mass that results in a clinical negative balance of nitrogen and muscle wasting. MicroRNAs (miRNAs) play a critical role in post-transcriptional regulation of gene expression, which negatively regulates gene expression by promoting degradation of target mRNAs or inhibiting their translation. However, the mechanisms of skeletal muscle wasting after severe burn involved in miRNAs still remain unclear.
METHODS: In this study, the alterations of miRNAs expression profile in skeletal muscles of thermal rats were detected at an early stage by microarray. All data were presented as mean±SD. Statistical analysis was determined by independent Student’s t-test and one-way ANOVA. The significance was all set at p<0.05, and fold change cut-off was 2.0 for microarray. Significant differentially expressed miRNAs were identified through Volcano Plot filtering. Hierarchical clustering was performed using MEV software (v4.6, TIGR).
RESULTS: Thousands of miRNAs could be examined in normal and injured tissues, but only 69 of these were significantly upregulated or down-regulated, which could be used to discriminate skeletal muscles of thermal rats from matched tissues.
CONCLUSION: The deregulated miRNAs probably play a potential role in the pathogenesis of skeletal muscle wasting in burn trauma.

CLINICAL ARTICLE
3.Evaluation of gunshot wounds in the emergency department
Mehmet Ali Karaca, Nil Deniz Kartal, Bülent Erbil, Elif Öztürk, Mehmet Mahir Kunt, Tevfik Tolga Şahin, Mehmet Mahir Özmen
PMID: 26374410  doi: 10.5505/tjtes.2015.64495  Pages 248 - 255 (1185 accesses)
AMAÇ: Bu çalışmada, acil servise ateşli silah yaralanması nedeniyle başvuran hastaların yaralanma özellikleri, görüntüleme yöntemlerinin sonuçları, tedavi türleri, sonlanım, ölüm ve komplikasyon oranları araştırıldı.
GEREÇ VE YÖNTEM: Bu geriye dönük tanımlayıcı çalışmaya 1 Ocak 1999 ile 31 Aralık 2013 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Erişkin Acil Servisi’ne ateşli silah yaranması nedeniyle getirilen 142 hasta alındı. Tüm hastalar için Glaskow Koma Skalası (GKS), Revize Travma Skoru (RTS), Yaralanma Ciddiyet Skoru (ISS) ve penetran yaralanmalarda Travma ve Yaralanma Ciddiyet Skoru ve Sağkalım Olasılığı (TRISS) oranları hesaplandı.
BULGULAR: Çalışmaya alınan 142 hastanın 128’i (%90.1) erkekti. Ortalama yaş 36 olarak hesaplandı. Başvuru anında ortalama GKS skoru 13, ortalama RTS 6.64, ortanca ISS 5 ve ortanca TRISS penetran travma için sağ kalım olasılığı %99.4 hesaplandı. FAST ile hastaların üçünde (%13) karın içi serbest sıvı saptanırken abdomen bilgisayarlı tomografi (BT) ile hastaların 11’inde (%58) solid organ ve bağırsak yaralanması saptandı. Direkt akciğer grafisi ile bir hastada hemotoraks saptanırken, toraks BT ile 10 (%40) hastada pnömotoraks, hemotoraks ve akciğer yaralanması tespit edildi. Çalışmada 24 hasta hayatını kaybetti; 18 (%75) hastada izole intrakraniyal yaralanma, iki (%8.3) hastada baş boyun yaralanmanın eşlik ettiği toraks yaralanması, dört (%16.7) hastada karın içi organ yaralanması (bir hastada kraniyal yaralanma eşlik ediyordu) bulunuyordu. Acil servise 10 hasta kardiyopulmoner arrest olarak getirildi. Hayatını kaybeden hastalarda GKS, RTS ve TRISS yaşayan hastalara göre anlamlı derecede düşük, ISS ise anlamlı derecede yüksek saptandı. Hayatını kaybeden hastaların 23’ü (%95.8) ISS’ye göre kritik yaralanma düzeyine (ISS 25–75, aralığında ve ISS >50) sahipti.
TARTIŞMA: Ateşli silahlara bağlı kraniyal yaralanmalarda mortalite düzeyleri çok yüksektir. Acil servise arrest olarak getirilen hastalarda spontan geri dönüş görülmemektedir. Kurşuna bağlı iç organ hasarı tahmin edilenden daha fazla olmaktadır. Toraks ve abdomendeki ateşli silah yaralanmalarında direkt grafiler ve FAST tanıda yetersiz olabilmektedir. Bu nedenle bu hastalarda ölümcül olan yaralanmaların erken dönemde tespit edilmesi için toraks ve abdomen BT istemi erken dönemde planlanmalıdır. Yaralanma Ciddiyet Skoru, RTS ve GKS prognoz ve mortaliteyi öngörmede yaralıdır. Özellikle ISS >50 olgularda mortalite oranı %96’ya kadar yükselmektedir.
BACKGROUND: This study aimed to evaluate injury patterns of patients admitted to the emergency department with gunshot wounds, results of imaging studies, treatment modalities, outcomes, mortality ratios, and complications.
METHODS: A retrospective descriptive study was carried out including a total number of one hundred and forty-two patients admitted to Hacettepe University Emergency Department with gunshot injuries between January 1, 1999 and December 31, 2013. The Glasgow Coma Scale (GCS), Revised Trauma Score (RTS), Injury Severity Score (ISS), and theTrauma and Injury Severity Score (TRISS) probability of survival for penetrating trauma were calculated for all patients.
RESULTS: Among the one hundred and forty-two patients in the study, one hundred and twenty-eight (90.1%) were male. Mean age was 36 years. On admission, the average GCS score was 13, mean RTS was 6.64, median ISS was 5 and median TRISS probability for survival was 99.4% for penetrating trauma. Fluid was detected in three (13%) patients in FAST, whereas intra-abdominal solid organ injury and bowel injury were detected in 11 (58%) patients in abdominal CT. The pneumothorax, hemothorax and lung injuries were detected in 10 (40%) patients, whereas hemothorax was detected only in one patient with thoracic injury by chest X-ray. Twenty four (16.9%) patients died; eighteen patients (75%) had isolated severe intracranial injuries, two (8.3%) had thoracic injuries with head and neck injuries, and four (16.7%) patients had intra-abdominal organ injuries (one with concomitant head injury). Ten patients were brought to the ED in cardiopulmonary arrest. In dead patients, GCS, RTS and TRISS were significantly lower, and ISS were significantly higher than in surviving patients. Twenty three (95.8%) patients were in critical injury level (ISS 25–75, actually ISS >50) in the exitus group.
CONCLUSION: Mortality rates in gunshot wound patients with cranial injuries are very high. Spontaneous return is not seen in patients brought to the ED in arrest state. Bullets can cause internal organ injuries which can be greater than expected. In thoracoabdominal gunshot wound injuries, conventional X-ray and bedside FAST can be ineffective in detecting the whole extent of intrathoracic and intra-abdominal injuries. Thus, thoracic and abdominal CT should be planned early for hemodynamically stable patients in order to eliminate causes of fatality and make a timely and correct diagnosis. ISS, RTS and GCS are useful in predicting prognosis and mortality. Especially in patients with ISS scores >50, the mortality rate can be as high as 96%.

4.The effect of clinical, laboratory and radiologic results on treatment decision and surgical results in patients admitted to the emergency department with blunt abdominal trauma due to traffic accident
İdil Güneş Tatar, Kerim Bora Yılmaz, Onur Ergun, Şener Balas, Melih Akıncı, Rıza Deryol, Gaye Ebru Şeker, Hakan Kulaçoğlu, Baki Hekimoğlu
PMID: 26374411  doi: 10.5505/tjtes.2015.29559  Pages 256 - 260 (979 accesses)
AMAÇ: Acil servise trafik kazasına bağlı künt karın travması ile başvuran hastalarda klinik değerlendirme, laboratuvar parametreleri ve radyolojik sonuçların tedavi kararına ve cerrahi sonuçlarına etkisi araştırıldı.
GEREÇ VE YÖNTEM: Bu geriye dönük çalışmaya künt karın travması geçirmiş 222 hasta alındı. Pearson ki kare, Mann-Whitney U ve lojistik regresyon testleri istatistiksel analiz için kullanıldı.
BULGULAR: Tüm hastalar tam kan, biyokimya analizi, karın ultrasonografisi ile değerlendirildi. Seksen iki hasta ayrıca karın bilgisayarlı tomografisi ile incelendi. Yirmi üç hasta ameliyat edildi. Fiziksel inceleme, ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografide pozitif bulgular, beyaz küre sayısında ve karaciğer fonksiyon testlerinde artış, hemoglobinde düşüş cerrahi girişim ihtiyacında artış ile ilişkiliydi (p<0.05). Cerrahi girişime ihtiyaç riskini pozitif fiziksel inceleme bulguları 3.5 kat, karaciğer fonksiyon testlerinde artış 3.8 kat ve pozitif ultrasonografik bulgular 3.5 kat artırmaktaydı.
SONUÇ: Künt karın travmalı hastaların cerrahi girişim açısından değerlendirilmesinde rahatsız edici ağrıya yol açan ek yaralanmaları olan ya da şuuru kapalı hastalarda güvenilir bir fizik muayene sağlanması mümkün olmamaktadır. Laboratuvar testlerinin fiziksel inceleme ve radyolojik incelemeler ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Radyolojik yöntemler ise künt karın travmalı hastalara yaklaşımda özellikle entübe ve yeterli fiziksel inceleme yapılamayan hastalarda karar vermede önemli bir role sahiptir.
BACKGROUND: The purpose of this study was to evaluate the effect of clinical, laboratory and radiological results on treatment decision and surgical results in patients with blunt abdominal trauma, who were admitted to the emergency department due to traffic accident.
METHODS: Two hundred and twenty-two patients with blunt abdominal trauma were included into this retrospective study. Pearson chi square, Mann-Whitney U test and logistic regression methods were used for statistical analysis.
RESULTS: All patients were analyzed by complete blood count and biochemistry and abdominal sonography. Eighty-two patients were also evaluated by CT. Twenty-three patients underwent surgery. Positive findings on physical examination, sonography and CT, increased white blood cell count and liver function tests, decreased hemoglobin were associated with the need for surgery.
DISCUSSION: For the surgical evaluation of patients with blunt abdominal trauma, a reliable physical examination is not possible when the patients have concomitant injuries causing disturbing pain, or when the patients are unconscious. Laboratory tests should be interpreted with the clinical and radiologic analysis. Radiologic procedures play an important role in the management of patients with blunt abdominal trauma, especially for intubated patients.

5.Evaluation of posttraumatic recurrent bacterial meningitis in adults
Özcan Deveci, Cem Uysal, Sefer Varol, Recep Tekin, Fatma Bozkurt, Muhammed Bekcibasi, Salih Hosoglu
PMID: 26374412  doi: 10.5505/tjtes.2015.02651  Pages 261 - 265 (900 accesses)
AMAÇ: Akut bakteriyel menenjit kafa travmalarının bir komplikasyonu olarak gelişebilir. Bu çalışmanın amacı kafa travmaları sonrası gelişen erişkin tekrarlayan bakteriyel menenjit (TBM) olgularının demografik, klinik, mikrobiyolojik ve radyolojik özelliklerini sunmaktır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma geriye dönük olarak yapıldı. TBM gelişen olguların medikal kayıtları değerlendirildi. Bunlardan kafa travması öyküsü olanlar çalışmaya alındı. TBM tanısı klinik, bakteriyolojik ve laboratuvar testleri kullanılarak konuldu. Hastaların demografik özellikleri, klinik gidişi, beyin omurilik sıvısı (BOS) test sonuçları, radyolojik görüntüleme ve hastaların tedavileri değerlendirildi.
BULGULAR: Toplam 212 akut bakteriyel menenjitli hasta çalışmaya dahil edildi. TBM hastaların sayısı 25 idi (%11.8). Bunların da 18’i travmayı takiben gelişen ataklardı. Dört hastanın BOS kültüründe S. pneumonia üremesi gözlendi. Beyin tomografisi (BT) sisternografisi 11 hastada kaçağı gösterdi. Ayrıca on hastanın BT incelemesinde kemik kırığı gözlendi. Hastaların %83’üne seftriakson tedavi olarak verildi. Akut bakteriyel menenjit öncesi sekiz hastada çocukluk çağında düşme ve beş hastada trafik kazası öyküsü vardı. Dört hastada epilepsi ve bir hastada sağırlık gelişti.
TARTIŞMA: Tekrarlayan bakteriyel menenjit sıklıkla travmayı takiben geliştiğinden dolayı, travma hikayesi olan menenjitli hastaların tekrar gelişme riski açısından göz önünde bulundurulması gerekir.
BACKGROUND: Acute bacterial meningitis may develop as a complication after head trauma. The aim of this study was to present the demographic, clinical, microbiological and radiological characteristics of adult patients who presented with recurrent bacterial meningitis attacks after trauma.
METHODS: Using a retrospective approach, the medical records of patients with acute recurrent bacterial meningitis (RBM) were reviewed, and those who had a history of trauma were included into the study. RBM was diagnosed based on clinical, bacteriologic and laboratory results. Demographic characteristics, clinical course, laboratory test results including cerebrospinal fluid analysis (CSF), radiological images, and the applied treatments were evaluated.
RESULTS: A total of two hundred and twelve patients with acute bacterial meningitis were included into the study. RBM was diagnosed in twenty-five patients (11.8%), and in 18 of these patients (8.5%), the attacks had occurred subsequent to a trauma. In the CSF cultures of four patients, S. pneumoniae growth was observed. CT cisternography indicated CSF leaks in eleven patients. Moreover, bone fractures were observed in the CT images of ten patients. Ceftriaxone therapy was prescribed to 83% of the patients. Eight patients had a history of a fall in childhood, and five were involved in traffic accidents before acute bacterial meningitis. Four of the patients developed epilepsy and one developed deafness as sequelae.
CONCLUSION: Since RBM attacks are frequently observed following trauma, in patients with a history of trauma who present with meningitis, the risk of recurrence should be considered.

6.Choice of incision in penetrating cardiac injuries: Which one must we prefer: Thoracotomy or sternotomy?
Yüksel Beşir, Orhan Gökalp, Börteçin Eygi, Hasan İner, İhsan Peker, Gamze Gökalp, Levent Yılık, Ali Gürbüz
PMID: 26374413  doi: 10.5505/tjtes.2015.52882  Pages 266 - 270 (837 accesses)
AMAÇ: Penetran kalp yaralanmaları klinik sonuçları sebebiyle yüksek mortaliteye sahip ciddi yaralanmalardır. Bu yaralanmalardaki en önemli problemlerden biri ekplorasyon için uygun yöntemi seçmektir. Genel olarak yaralanma bölgesine göre torakotomi ya da mediyan sternotomi yöntemlerinden birisi kullanılarak eksplorasyon gerçekleştirilir. Bu çalışmada penetran kalp yaralanması olan hastalarda yapılan mediyan sternotomi ve torakotomi sonuçları karşılaştırılmıştır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 2003 ile Aralık 2013 arasında kliniğimizde penetran kalp yaralanması sebebiyle ameliyat edilmiş toplam 40 hasta geriye dönük olarak incelendi. Bu hastaların 26 tanesine torakotomi (Grup 1) 14 tanesine de mediyan sternotomi (Grup 2) uygulandı. Her iki grup ameliyat öncesi ve ameliyat sırasında veriler açısından karşılaştırıldı.
BULGULAR: İki grup arasında cinsiyet açısından fark yoktu. Ancak yaş ortalaması Grup 2’de diğerine göre istatistiksel olarak daha yüksek idi (p<0.05). Etiyolojik faktörlere bakıldığında ise Grup 1’de delici kesici alet ile yaralanma oranı Grup 2’den yüksek, Grup 2’de de girişimsel işlem komplikasyonuna bağlı yaralanma oranı Grup 1’den yüksek bulundu (p<0.05). Ameliyat sırasında verilerden ise ek olarak akciğer yaralanması ve diğer başka bölgede cerrahi müdahale oranı Grup 1’de Grup 2’ye göre istatistiksel olarak daha yüksek bulundu (p<0.05). Kullanılan kan miktarı, operasyon süresi ve hastaneden taburcu olma süresi de Grup 1’de istatistiksel olarak daha yüksek bulundu (p<0.05).
TARTIŞMA: Penetran kalp yaralanmalarında eksplorasyon için kullanılacak yönteme karar verilirken dikkate alınan esas parametreler yaralanma bölgesi ve akciğer yaralanması olup olmadığıdır. Bununla birlikte etkinliği çok iyi bilinen torakotomi ve mediyan sternotomi arasında sağ kalım açısından herhangi bir fark yoktur. Ancak torakotominin mediyan sternotomiye göre bazı ameliyat sırasında parametreler açısından dezavantajları olduğu da akılda bulunmalıdır.
BACKGROUND: Penetrating cardiac injuries are high-risk, high-mortality injuries considering the outcomes. Therefore, it is important to choose the appropriate incision. In general clinical settings, thoracotomy and median sternotomy are choices of incisions to explore the injury. In this study, the results of median sternotomy and thoracotomy in penetrating cardiac injuries were compared.
METHODS: Between January 2003 and December 2013, forty patients, who underwent either thoracotomy or median sternotomy for penetrating cardiac injury, were retrospectively analyzed, and the collected data were compared. Twenty-six patients underwent thoracotomy (Group 1), and fourteen patients underwent median sternotomy (Group 2).
RESULTS: There was no statistically significant gender difference between the groups. However, the mean age in Group 2 was found to be significantly higher than the one in Group 1 (p<0.05).
CONCLUSION: There were no significant survival differences between the groups in the long term. Incision choice should be determined considering the site of injury and whether there is an accompanying pulmonary injury or not. On the other hand, thoracotomy has some draw backs compared to median sternotomy.

7.Cerebrovascular complications of transorbital penetrating intracranial injuries
Yonca Ozkan Arat, Anil Arat, Kubilay Aydın
PMID: 26374414  doi: 10.5505/tjtes.2015.48839  Pages 271 - 278 (810 accesses)
AMAÇ: Transorbital intrakraniyal penetran travmayı takiben gelişen serebrovasküler travma (TIPVT) nadirdir. Bu olgularda ilk muayene tablosunun göreceli olarak hafif olması altta yatan ve yaşamsal tehlikesi olan vasküler travmayı maskeleyebilir. Bu çalışmada amacımız, TIPVT olgularını ve endovasküler tedavi sonuçlarımızı incelemektir.
GEREÇ VE YÖNTEM: Subakut veya kronik fazda anjiyografik olarak dokümente edilmiş altı TIPVT olgusu geriye dönük olarak incelendi. Altı hastanın beşinde endovasküler tedavi uygulandı, bir olguda endovasküler tedavi denendi ancak konservatif tedavi kararı verildi.
BULGULAR: Tam görme kaybı ve hafif inme sonrası tedaviye alınan bir hasta haricinde hiçbir hastada nörolojik kayıp izlenmedi. İki olguda karotikokavernöz fistül, üç olguda anterior serebral, orta serebral ve kavernöz karotis arter anevrizmaları, bir olguda tromboze kavernöz sinüs içinde koalisyon gösteren kavernöz anevrizmalar izlendi. Fistüller kaplı stentlerle, anevrizmalar parent arter oklüzyonu veya akım yönlendiricilerle tedavi edildi. Tüm hastalarda komplikasyonsuz bir iyileşme süreci izlendi.
TARTIŞMA: TIPVT olguları hafif görünen yanıltıcı başvuru tablosundan sonra geç dönemde kendisini gösterebilir. Bu olguların atlanmaması için en küçük şüphede vasküler görüntüleme yapılmalıdır. Transkateter anjiyografik teknikler, TIPVT olgularının teşhisine olduğu gibi iyi sonuçlarla tedavisine de olanak sağlamaktadır.
BACKGROUND: Cerebrovascular trauma secondary to transorbital intracranial penetrating injury (TIPVI) is rare. Relatively benign initial presentation may mask the underlying life-threatening vascular injury in transorbital intracranial penetrations. The aim of this study was to evaluate clinical features and endovascular treatment of TIPVI.
METHODS: Six patients with angiographic documentation of TIPVI in subacute/chronic phase were reviewed retrospectively. Five were treated endovascularly; however endovascular treatment was aborted in one and conservative management was pursued.
RESULTS: Except for one case presenting with vision loss and mild stroke, no significant neurologic deficit was present. Vascular lesions included two cases of carotid-cavernous fistulas, three traumatic aneurysms of cavernous carotid, anterior and middle cerebral arteries and a unique case of coalescing cavernous aneurysms following a through-and-through injury in which the aneurysms united within the thrombosed cavernous sinus on follow up. Fistulas were treated with covered stents, aneurysms with parent artery occlusion or flow diverters. All patients had uneventful recoveries.
CONCLUSION: TIPVI may present in a delayed fashion after a seemingly benign presentation. A high index of suspicion is critical to rule out TIPVI with vascular imaging. Transcatheter angiographic techniques allow for both diagnosis and treatment of TIPVI with favorable results.

8.Results of surgical treatment in metacarpal shaft fractures using low profile mini plates
Serkan Aykut, Kahraman Öztürk, Çağrı Özcan, Murat Demiroğlu, Ahmet Utku Gürün, Erdem Özden
PMID: 26374415  doi: 10.5505/tjtes.2015.01651  Pages 279 - 284 (1017 accesses)
AMAÇ: Metakarpal kırıklar elde en sık rastlanan kırıklardandır. Uygun tedavi edilmedikleri takdirde fonksiyon kaybına neden olabilirler. Bu yaralanmaların çoğu konservatif olarak tedavi edilebilir. Ancak belirgin kısalma, rotasyonel deformite ve açılanma oluştuğunda cerrahi tedavi gereklidir. Bu yazıda metakarp kırıklarının açık redüksiyon ve mini plaklar ile tespitinin sonuçlarının sunulması amaçlandı.
GEREÇ VE YÖNTEM: Kliniğimizde 2006 ve 2013 yılları arasında düşük profilli mini plak osteosentezi yapılmış, klinik ve radyolojik takibi olan 29 hastanın 37 metakarp kırığı geriye dönük olarak incelendi. Kabul edilemeyen kısalık, rotasyonal deformite ve açılanma olan olgulara dorsal girişimle cerrahi girişim planlandı. Tüm hastalara ameliyat sonrası erken hareket başlandı. Hastalara ameliyattan dört hafta sonra günlük aktivitelerde ellerini kullanmalarına izin verildi. Objektif değerlendirmede toplam eklem hareket açıklığı ölçüldü. Parmakların rotasyonel deformitesi değerlendirildi. Kavrama gücü ve QuickDASH skorları yaralanmamış taraf ile karşılaştırıldı. Metakarpal kısalık radyolojik olarak ölçüldü ve açılanma hesaplandı.
BULGULAR: Ortalama yaş 35.1 (19–61) yıl, ortalama takip süresi 32 (6–39) aydı. Travma sonrası ameliyata kadar geçen süre ortalama 8.48 (2–23) gündü. Ortalama kısalık 7.58 (2–30) mm olarak ölçüldü. Radyolojik kaynamanın görüldüğü olgularda posteroanterior planda ortalama açılanma ameliyat öncesi 8.13 (0–42) derece, ameliyat sonrası 3.55 (0–28) derece olarak ölçüldü. Lateral grafilerde ortalama açılanma ameliyat öncesi 8.22 (0–39) derece, ameliyat sonrası 3.66 (0–28) derece olarak not edildi. Ortalama QuickDASH skoru 3.6 (0–11.4) tü. Ortalama kavrama gücü kırık elde Jamar el dinamometrisi ile 41.05 (±8.3) kg, etkilenmemiş tarafta 44.7 (±9) kg olarak ölçüldü. Sağlam el ile kırık el arasında kavrama gücü açısından Mann-Whitney U testine göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark elde edilmedi (p<0.05). Ortalama eklem hareket açıklığı 271.1 (245–275) dereceydi. Dört olguda (%13.7) hareket kısıtlılığı vardı, rehabilitasyon programı uzatılarak çözüldü. Yine dört hastada (%13.7) irritasyona bağlı plak çıkarılmasına neden olan hareket kısıtlılığı ve tenosinovit gelişmişti. Bir hastada (%3.44) rotasyon ve kısalık ile kaynama gözlendi. Revizyon cerrahisi planlandı.
TARTIŞMA: Genel kırık prensiplerinde olduğu gibi metakarp kırıklarında da hedef kırığın uygun anatomik ve stabil redüksiyonunun sağlanarak tedavi edilmesi, kırığın kaynamasının sağlanması ve fonksiyon kaybından kaçınabilmek için erken hareket başlanmasıdır. Yukarıda sayılan tedavi prensiplerini karşılayabildiğinden uygun olgularda açık redüksiyon ve düşük profilli mini titanyum plak uygulaması metakarp kırıklarının tedavisinde tedavi seçeneklerinden biridir.
BACKGROUND: Metacarpal fractures are among the most common fractures of the hand. They may lead to loss of function if treated improperly. These injuries can be treated conservatively. However, if significant shortening, rotational deformity and angulation occur, surgical treatment is required. In this article, results of metacarpal fractures treated with open reduction and internal fixation with mini plates were presented.
METHODS: We retrospectively reviewed the clinical and radiologic records of twenty-nine consecutive patients with 37 metacarpal fractures treated by open reduction and internal fixation with low profile mini plate fixation between 2006 and 2013. Surgical treatment with dorsal approach was planned for cases with unacceptable shortening, rotational deformity, and angulation. Early active motion was begun in all cases postoperatively. Patients were permitted to use their hands in daily activities four weeks after surgery. For objective assessment, total range of joint motion was measured. Rotational deformity of the fingers was assessed. Grip strength and quick DASH scores were compared with the uninjured side. Metacarpal shortening was evaluated radiologically, and angulation was measured.
RESULTS: Mean age was 35.1 years (19–61 years) and mean follow-up period was 32 months (6–39 months). While mean operation time was 8.48 days (2–23 days), mean shortening was 7.58 (2–30) mm. In cases with radiologically documented union, mean angulation in the posteroanterior plane was 8.13 (0–42) degrees preoperatively and 3.55 (0–28) degrees postoperatively. In lateral X-rays, mean angulation was 8.22 (0–39) degrees preoperatively and 3.66 (0–28) degrees postoperatively. Mean quick DASH score was 3.6 (0–11.4). Mean grip strength measurements by Jamar hand dynamometer were 41.05 (±8.3) kg for fractured hands, 44.7 (±9) kg for normal hands. No significant relationship was found between normal hand and fracture hand by Mann-Whitney U test.
CONCLUSION: As in general fracture treatment principles, goals in metacarpal fracture treatment are obtaining an anatomical and stable reduction, fracture union and beginning early movement to avoid loss of function. Open reduction and low profile titanium plate application in metacarpal fractures is the choice of treatment in suitable cases as it meets the above mentioned treatment principles.

9.Endovascular treatment for acute traumatic thoracic aortic transection
Onur Ergun, Murat Canyigit, Mete Hidiroglu, Idil Gunes Tatar, Erdem Birgi, Aslihan Kucuker, Emrah Uguz, Hasan Ali Durmaz, Huseyin Cetin, Baki Hekimoglu, Erol Sener
PMID: 26374416  doi: 10.5505/tjtes.2015.21556  Pages 285 - 290 (777 accesses)
AMAÇ: Biz bu çalışmada endovasküler stent-greft ile tedavi ettiğimiz akut travmatik torasik aort transeksiyonu hastalarındaki deneyimimizi sunmayı amaçladık.
GEREÇ VE YÖNTEM: Eylül 2011 ile Eylül 2014 tarihleri arasında trafik kazası veya yüksekten düşme sonrası hastanelerimize getirilen on bir hasta çalışmaya dahil edildi. Bilgisayarlı tomografi ile dokuz hastada aortik istmusta, iki hastada orta-distal torasik aortada, bir hastada ise hem aortik istmusta hem de orta torasik aortada akut aortik transeksiyon görüldü. Tedavi yöntemi olarak endovasküler yöntem tercih edildi. Bir hasta haricindeki tüm hastalar tanı sonrası 12 saat içerisinde tedavi edildi.
BULGULAR: Stent-greftler tüm olgularda başarıyla yerine yerleştirildi. Stent-greftler hedef damar çapına oranla %10 ila %20 oranında daha geniş çapta kullanıldı. Altı hastada stentin tutunması için yeterli proksimal alan sağlanması için sol subklavyen arterin orijini stent-greft ile kapatıldı. Bu hastaların ikisinde sol subklavyen arterdeki akımın devam etmesi için cerrahi karotiko-subklavyen by-pass ve endovasküler periskop stent-greft yöntemleri kullanıldı. İşleme bağlı ölüm, parapleji veya iskemik bulgu hiçbir hastada izlenmedi. Anjiyografi odasında kardiyopulmoner resüsitasyon ve aortada geçici balon oklüzyonu uygulanan kardiyak arrestli bir hasta işlem sonrası 12. saatte hayatını kaybetti. Hastaların operasyon sonrası ortalama hastanede kalış süresi 14.8 gün (4 ila 60 gün) olarak hesaplandı. On hastanın ortalama takip süresi 16.6 ay idi (1 ila 36 ay).
TARTIŞMA: Bizim çalışmamızda elde ettiğimiz sonuçlar literatürdeki diğer çalışmalara benzer şekilde akut aort transeksiyonunda endovasküler stent-greft tedavisinin kısa ve orta vadede başarılı ve umut verici olduğunu desteklemektedir.
BACKGROUND: This study aimed to present our experience in patients with acute traumatic thoracic aortic transection treated by endovascular stent-graft.
METHODS: From October 2011 to October 2014, eleven patients were brought to our hospitals after suffering motor vehicle accident or fall from height. Computed tomography revealed acute traumatic transection of the thoracic aorta at the aortic isthmus just distal to the left subclavian artery in nine patients, at the middle or distal thoracic aorta in two, and both aortic isthmus and middle thoracic aorta in one. Endovascular technique was preferred as the treatment modality. All patients, except one, were treated within twelve hours of diagnosis.
RESULTS: Deployment of stent-grafts was successful in all cases. The stent-grafts were oversized between 10% and 20%. The origin of left subclavian artery was covered with stent-graft in six patients to achieve adequate proximal landing zone. In two of them, carotico-subclavian bypass and periscope graft placement were applied to maintain subclavian artery blood flow. There were no procedure related deaths, paraplegia or ischemic complications. A patient with cardiac arrest, on whom cardiopulmonary resuscitation and transient aortic balloon occlusion within the aorta were applied in the angiography suit died at the postoperative twelve hours. Mean hospital stay after procedures was 14.8 days (range, 4–60 days). Mean follow-up time of ten patients was 16.6 months (range, 1–36 months).
CONCLUSION: Our study supports that thoracic endovascular aortic stenting for acute transection is promising in terms of short- and mid-term results similar to other studies in the literature.

10.Outcomes and demostration of cranial firearm injuries: A multicenter retrospective study
Kadir Cınar, Mehmet Secer, Fatih Alagoz, Murat Ulutas, Ozhan Merzuk Uckun, Ali Erdem Yıldırım, Ahmet Gurhan Gurcay, Yahya Guvenc, Haydar Celik, Fırat Narin
PMID: 26374417  doi: 10.5505/tjtes.2015.84883  Pages 291 - 296 (818 accesses)
AMAÇ: Kraniyal ateşli silah yaralanmaları (KASY) sonucu hastanemizde tedavi edilen olgular, bilgisayarlı tomografi (BT) sonucu ve klinik verilerine göre incelendi, mortalite üzerine etkili faktörleri belirlemek için veriler geriye dönük olarak değerlendirildi.
GEREÇ VE YÖNTEM: Çok merkezli çalışmamızda beyin cerrahisi kliniklerine KASY sebebi ile Ocak 2012–Kasım 2014 tarihleri arasında başvuran 219 hasta geriye dönük olarak değerlendirildi. Hastaların yaş, cinsiyet, Glascow Coma Skala (GKS) skoru, BT bulguları, morbidite ve mortalite durumları incelendi. Mortaliye etki eden faktörler analiz edildi.
BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 24.19±12.25 yıl olup, %85.8’i erkekti. Bilgisayarlı tomografide belirlenen en sık bulgular kırık (%100), intrakraniyal kanama (%61.2) ve intrakraniyal yabancı cisimdi (%44.3). Hastaların %64.8’ine intrakraniyal operasyon uygulandı. Hastane başvurusu esnasında ortalama GKS puanı 8±3.9, yaşayan hastaların ortalama GKS puanının arttığı saptandı (p<0.005). Hastaların mortalite oranı %29.2 ve morbidite oranı %36.1 idi. Mortaliteye etki eden faktörlerin GKS, kırık tipi, kanama, ödem ve tedavi şekliydi (p<0.05).
TARTIŞMA: Ateşli silah yaralanmaları morbiditesi ve mortalitesi yüksek yaralanmalardır. Morbidite ve mortalite üzerine birçok faktörün etki ettiği ve özellikle mortalite üzerine hastanın yaşı, kanamanın varlığı, GKS ve tedavi protokollerinin etki ettiğini saptadık.
BACKGROUND: Cranial firearm injuries (CFAI) are associated with significant morbidity and mortality.This study was aimed to determine the factors affecting mortality of CFAI cases managed in our institution by a retrospective analysis of CT scans and clinical data.
METHODS: This multicenter retrospective study examined two hundred and nineteen patients presenting to neurosurgery clinics after CFAI between January 2012 and November 2014. Age, sex, Glasgow Coma Score (GCS), CT findings, and mortality and morbidity rates of the patients were analyzed to determine the factors affecting mortality.
RESULTS: Mean age of the study population was 24.19±12.25 years, 85.8% of them were male. The most common CT findings were fracture (100%), intracranial hemorrhage (61.2%), and an intracranially located foreign body (44.3%). A cranial operation was performed in 64.8% of the victims. Mean GCS on admission was 8±3.9, which increased in survivors (p<0.05).
CONCLUSION: CFAIs are associated with increased mortality and morbidity. We determined that many factors affected morbidity and mortality rates, and patient age, presence of intracranial hemorrhage, GCS, and treatment protocols were significantly associated with mortality.

CASE REPORTS
11.Rarely seen complication of motor vehicle accidents: Bilateral globe avulsion
Osman Kelahmetoğlu, Tekin Şimşek, Ümit Beden, İlhami Oğuzhan Aydoğdu, Ebru Cömert Hamzaoğlu
PMID: 26374418  doi: 10.5505/tjtes.2015.58701  Pages 297 - 299 (743 accesses)
Glob avülsiyonu, ağır maksillofasiyal travmalar sonucu oluşabilen nadir bir durumdur. Birkaç tane iki taraflı olarak rapor edilmiş olgular mevcuttur. Bu yazıda, motorlu taşıt kazası sonrası acil servise getirilen bu zorlu duruma sahip 15 yaşında erkek hasta sunuldu.
Avulsion of the globe is a rare condition that can occur with severe maxillofacial trauma. A few bilateral cases have been reported. The objective of this study was to present a case of this challenging condition in a 15-year-old male patient who was admitted to the emergency service after a motor vehicle accident.

12.Multiple small bowel perforations due to Behcet’s disease
Tevfik Eker, Aydan Eroğlu
PMID: 26374419  doi: 10.5505/tjtes.2015.87925  Pages 300 - 302 (927 accesses)
Behçet hastalığı, kronik, nükslerle seyreden, pek çok sistemi tutan, idiyopatik enflamatuvar bir hastalıktır. Gastrointestinal sistemde ağızdan sonra en sık tutulum yeri ileoçekal bölgedir. Behçet hastalığının neden olduğu intestinal ülserlerler, perforasyonlara neden olabilmektedir. On dokuz yaşında erkek hasta Behçet hastalığı tanısı ile hastanemize kabul edildi. Hastada akut karın gelişmesi üzerine kliniğimizde ameliyat edildi ve laparotomi sırasında terminal ileumda multipl perforasyonlar olduğu saptandı. Hastaya parsiyel ileum rezeksiyonu yapıldı. Ameliyat sonrası dönemi sorunsuz seyreden hasta taburcu edildi. Hastanın ileostomisi ilk ameliyattan sonraki ikinci ayda kapatıldı. On altı aylık izlem periyodunda hastada klinik olarak önemli bir sorun görülmedi. Bu yazıda Behçet hastalığının tanısı sırasında nadiren görülen bir komplikasyon olan multipl ileum perforasyonu sunuldu ve yayınlanmış olguların bilgisi altında tartışıldı.
Behcet’s disease is a chronic, relapsing, multisystemic, idiopathic, and inflammatory disease. A common gastrointestinal site other than the mouth is the ileocecal region. Intestinal ulcers, due to Behcet’s disease, can cause perforation. A 19-year-old male patient was admitted to our hospital for Behcet’s disease. The patient developed acute abdomen, and laparotomy revealed multiple perforations throughout the terminal ileum. He underwent partial ileum resection. Postoperative period was uneventful, and the patient was discharged. The patient’s ileostomy was closed two months after the first operation. He was clinically well during the 16-month follow-up period. This study aimed to report multiple ileum perforations as an unusual complication of Behcet’s disease at the time of presentation and review of the current literature of reported cases.

13.Left atrial rupture due to blunt thoracic trauma
İlker Akar, İlker İnce, Cemal Aslan, Mehmet Çeber, İlker Kaya
PMID: 26374420  doi: 10.5505/tjtes.2015.24968  Pages 303 - 305 (731 accesses)
Künt travmatik kardiyak yaralanma nadir olmakla birlikte yüksek mortalite ile ilişkilidir. Künt toraks travması sonrası kalp yırtığının oluşmasındaki en geçerli teori; hızlı deselerasyona bağlı atriumların vena kava ve pulmoner venler ile birleşme yerlerinden oluşacak yırtılmadır. Hemotoraks ve hemoperikardiyumun birlikte olduğu olgularda yaralanma genellikle kalp ve/veya büyük damarlardan kaynaklanabileceğinden median sternotomi ile olan yaklaşım yaralanmanın tamiri için kolaylık sağlar. Bu yazıda, 33 yaşında bir erkek olguda künt toraks travması sonrası oluşan sol atriyal yırtığın mediyan sternotomi ile başarılı bir şekilde tedavisi sunuldu.
Blunt traumatic cardiac rupture is rare and associated with high mortality. The most popular theory of cardiac rupture after blunt thoracic trauma is rapid deceleration with disruption of the atria from their connections to the vena cava and pulmonary veins. In cases with both massive hemothorax and hemopericardium, injury can usually originate from the heart and/or major vessels. Surgical approach through the median sternotomy can provide convenience to repair the defect. In this article, successful treatment with median sternotomy of a 33-year-old male case with a rupture of the left atrium after blunt thoracic trauma was reported.

14.Non-traumatic tension gastrothorax in a young lady
Mahmut Tokur, Ş. Mustafa Demiröz, Muhammet Sayan
PMID: 26374421  doi: 10.5505/tjtes.2015.71245  Pages 306 - 308 (749 accesses)
Bir diyafragmatik defektten toraksa herniye olarak masif distansiyona uğrayan mide dokusunun neden olduğu tansiyon gastrotoraks oldukça nadir, ancak ölümcül olabilen bir klinik durumdur. Akciğer ve mediasten basısına bağlı ciddi semptomlara neden olur. Nefes darlığı şikayeti ile acil servise başvuran ve travma öyküsü olmayan 27 yaşında kadın hasta, ilk değerlendirme sonrası göğüs cerrahisi kliniğine konsülte edildi. Toraks bilgisayarlı tomografide sol hemitoraksda gastrotoraks tespit edildi. Hastanın arrest olması nedeniyle resüsitasyona başlandı ve acil sol torakotomi yapılarak abdominal organlar redükte edildi ve diyafragmatik defekt primer onarıldı. Hasta operasyon sonrası beşinci gün sorunsuz şekilde taburcu edildi.
Tension gastrothorax is a very rare but potentially fatal clinical condition in which the stomach that herniates through a diaphragmatic defect into the thorax is massively distended by trapped air. It leads to severe symptoms due to the compression of the lung and mediastinum. A 27-year-old female, who had no prior trauma history, applied to the emergency service with the complaint of respiratory disorder, and was consulted by the department of thoracic surgery. Thorax CT revealed presence of gastrothorax in the left hemithorax. Thus, the patient went into cardiopulmonary arrest and was resuscitated. Emergency thoracotomy was performed, abdominal organs were reduced and diaphragmatic defect was repaired. She was discharged on the fifth postoperative day without any complications.

15.Acute retrobulbar haemorrhage: An ophthalmologic emergency for the emergency physician
Can Pamukcu, Mahmut Odabaşı
PMID: 26374422  doi: 10.5505/tjtes.2015.16768  Pages 309 - 314 (956 accesses)
Akut retrobulber hemoraji (ARBH) künt göz travması sonrası görülen nadir bir oftalmik acildir. Hastanın çoklu travmatik hasarı ve bilinç kaybı varsa semptomlar gizlenebilir. Hastada kalıcı görme kaybını önlemek için hızlı tanı konup zaman kaybetmeden lateral kantotomi, kantoliz yapılmalıdır. Medikal tedavi cerrahi tedaviye ek olarak başlanabilir. Lateral kantotomi ve kantoliz acil hekimleri tarafından uygulanabilecek kolay bir prosedürdür. Bu makalede travma sonrası retrobulber hemoraji gelişen bir olgumuzu sunarken, retrobulber hemorajinin tanısı, tedavisi ve takibi hakkında genel bilgi verilmiştir.
Acute retrobulbar haemorrhage (ARBH) is a rare ophthalmic emergency observed following blunt eye trauma. Multiple trauma and loss of consciousness can hide symptoms of ARBH. Rapid diagnosis and immediate lateral canthotomy and cantholysis must be performed to prevent permanent visual loss in patients. Medical treatment can be added to surgical therapy. Lateral canthotomy and cantholysis are simple procedures that can be performed by emergency physicians. In this report, it was aimed to present a case with post-traumatic ARBH and provide general knowledge about the diagnosis, follow-up and treatment of ARBH.

LookUs & OnlineMakale