Ulus Travma Acil Cerrahi Derg: 4 (2)
Volume: 4  Issue: 2 - April 1998
Hide Abstracts | << Back
1.The History Of Head Trauma
Ali İhsan Ökten, Önder Okay
Pages 86 - 88
Abstract | Full Text PDF

2.RESULTS OF GLUTATHIONE UPTAKE SCANNING IN SEPTIC RATS
A Erkan Ünal, M Hakan Çevikel, Hayati Akın, Yusuf Duman
Pages 89 - 91
Sepsis, travma ve şok gibi kritik hastalıklarda immünosüpresyon, glutathione (GSH) yetmezliği ile birliktedir. Bu yüzden sepsiste karaciğer hedef organdır ve sepsiste hepatik GSH düzeyleri düşer. Bu çalışmada sepsis esnasında hepatik GSH düzeylerini Tc 99m GSH sintigrafisi ile inceledik. Sıçanlardaki sepsis, çekal ligasyon ve perforasyon yöntemi ile yapıldı. Sepsisten 24 saat sonra intrakardiak yolla Tc 99m GSH verildi ve hepatik GSH uptake sintigrafisi yapıldı. Sonucunda sepsiste hepatik GSH uptake'inde anlamlı bir değişiklik bulunamadı.
Critical illness such as sepsis, trauma and shock is associated with both immunosupression and glutathione (GSH) deficiency. Liver is a target organ during sepsis because of this. Hepatic GSH levels decrease due to sepsis. We have investigated the level of hepatic GSH during sepsis by Tc 99m GSH scanning. Sepsis was induced in rats by cecal ligation and puncture following 24 hours of sepsis, Tc 99m GSH was administered by cardiac puncture and hepatic GSH uptake scanning was performed. As a result no significant changes of hepatic GSH uptakes was determined by Tc 99m GSH in sepsis.

3.THE UTILISATION OF PROPHYLACTIC CEFRIAXONE IN THORAX SURGERY AND THE DETERMINATION OF THE ANTIBIOTIC LEVEL IN LUNG TISSUE AND SERUM
Habibe Erdeniz, Yılmaz Başar, Şükrü Dilege, Bülent Gürler, Göksel Kalaycı
Pages 92 - 94
Seftriaksonun toraks cerrahisindeki profilaktik değerini belirlemek amacı ile yapılan çalışmada 19 hasta incelenmiştir. Hastaların 17si akciğer kanseri, 1'i akciğer kist hidatik, 1 'i akciğer karsinoid Tm tanısı ile ameliyat edilmiştir. Hastalara ameliyat öncesi intravenöz olarak 1 gram seftriakson uygulanmıştır. Hastalardan ameliyat sırasında alınan kan ve akciğer dokularındaki antibiyotik düzeyi Bacillus subtilis ATCC 6633 suşu kullanarak agarda kuyu difüzyon yöntemi uyarınca standart eğriler ile karşılaştırmak suretiyle belirlenmiştir. Hastaların akciğer dokularında 12-53.6 µg/g, serumlarında 50.1-114.9 µg/ml seftriakson bulunduğu saptanmıştır. Elde edilen değerler birçok bakteriye karşı saptanan seftriakson MİK'larıdan daha yüksek bulunmuştur. Ameliyat sonrası hastaların klinik takibi sonucu hiçbirinde yara infeksiyonu ve ampiyem gelişmemiştir. Bu bulgular toraks cerrahisinde seftriakson proflaksisinin başarılı olduğu ve önerebileceği sonucunu vermiştir.
In this study which was done to determine the value of prophylactic ceftriaxone in thorax surgery, 19 patients have been evaluated. 17 of the patients were operated for lung ca, 1 for cyst hidatic in lung, and 1 was operated for the carsinoid the of lung. Preop I gr IV ceftriaxone was given to the patients. During the operation serum and lung tissue samples were collected from the patients. The antibiotic level in those samples were evaluated by agar well diffusion method using Bacillus subtilis ATCC 6633 as the test organism. The antibiotic level in the tissue was measured as 12-53.6 µg/g and in serum was measured as 50.1-114.9 µg/g. This values were higher than the MIC of ceftriaxone for most of the bacteria. During postop clinical follow-up period none of the patients had wound infection or amphiema. These findings brought the conclusion that prophylactic ceftriaxone is successful and can be suggested in thorax surgery.

4.QUALITY OF EMERGENCY MEDICAL AID IN THE CITY OF ISTANBUL OBSERVATIONS, PROBLEMS AND SUGGESTIONS
Korhan Taviloğlu, Cemalettin Ertekin, Ömer Türel, Kayıhan Günay, Recep Güloğlu, Mehmet Kurtoğlu
Pages 95 - 100
Abstract | Full Text PDF

5.AN EFFECTIVE, SAFE AND PHYSIOLOGIC METOD FOR NUTRITIONAL SUPPORT OF PEDIATRIC BURN PATIENT: EARLY TUBE NUTRITION
Nazım Gümüş, Cemil Dalay, Emrah Arslan, Levent Göçenler, Kamuran Kıvanç
Pages 101 - 103
Yanık sonrasında glikoneogenez, katabolizma ve bazal enerji harcaması artar. Çalışmamızda; 6 erkek 4 kız, toplam 10 çocuk yanık hastasında, yanık sonrası ilk 24 saat içinde tüp beslenmeye başlandı. Bu süre içinde ortalama 745 kcal beslenme solusyonu verildi. Ticari olarak hazırlanmış enteral beslenme solusyonları kullanıldı. Albumin düzeyi ve kilo takibi yapıldı. Beslenme desteği 20 gün boyunca beslenme pompası yardımı ile sürekli infüzyon şeklinde sürdürüldü. Hastalardan birinde albumin düzeyi 2.4 gr/dl seviyesine düştüğü için albumin replasmanı yapıldı. Diğer hastalarda albumin ihtiyacı olmadı. Hastaların %20'sinde 1250 gr kilo kaybı, %80'inde 450 gr ağırlık artışı gelişti. Ciddi komplikasyon görülmedi. Erken yeterli enteral beslenmenin yanık çocuk hastalarda kalori, protein, vitamin ve diğer besin elemanlarının karşılanmasında etkin, güvenli ve fizyolojik bir yöntem olduğu kanısına varıldı.
Gliconeogenesis, catabolism and basal energy expenditure increase after burn injury In this study; ten burned pediatric patients were started early enteral tube feeding within 24 hours after burn injury. Mean value of 745 kcal was administered within 24 hours after burn injury. Commercial feeding solution was used. Serum albumin levels and change in weight were investigated. Nutritional support was administered continuously infusion by using a feeding pomp. Albumin level of one case felt to 2.4gr/dl once. Albumin replacement was made in this patient. Non of the other patients required albumin replacement. Of ten patients, 20% lost weight of 1250gr; 80% gained weight of 450 gr in average. No important complication was observed. In burned pediatric patients, early sufficient enteral feeding is effective, safe and physiologic method to support of calorie protein, vitamin and other nutritional requirements.

6.EARLY SURGERY IN THE MANAGEMENT OF HEAD TRAUMA COMPLICATIONS
Bayram Çırak, Kamil Öğe, Mustafa Berker, Vural Bertan
Pages 104 - 107
Kafa travması günümüz nüroşirürji pratiğinin önde gelen morbidite ve mortalite sebeplerindendir. Epidural hematom, subdural hematom, intraserebral hematom ve çökme kırıkları kafa travmasının cerrahi ile tedavi edilebilir komplikasyonlarındandır. Kafa travması komplikasyonlarının erken tanı ve tedavisi hayati öneme sahiptir. Son yıllarda bazı yazılarda cerrahinin endikasyonları ve zamanlaması konusunda tartışmalar vardır. Bu çalışmada kliniğimize kafa travması tanısı ile başvurup cerrahi tedavi gören 346 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Hastalar iki ayrı grupda çalışıldı. Bir grupta ilk müdahale başka merkezde yapıldıktan sonra kliniğimize refere edilen hastalar diğer grupta ise travmadan sonra direkt kliniğimize başvuran hastalar değerlendirildi. Hastaların cerrahi tedavi gerektiren patolojilerinde travmadan cerrahiye kadar geçen sürede olan değişiklikler çalışıldı sonuçlar değerlendirildiğinde, başka bir merkezden kliniğimize refere edilen hastalarda cerrahiye kadar geçen sürede patolojinin büyüklüğünde değişiklik olması yada tabloya ek patolojiler eklenmesi ihtimali, direk kliniğimize başvuranlardan daha yüksek bulundu. Buna göre travmalı bir hastanın mümkün olan en kısa sürede gerçek tedavisinin yapılacağı bir merkeze ulaştırılması ve cerrahinin mümkün olan en kısa zamanda yapılması gerekmektedir. Yaralının ilk müdahale yapıldığı yerde gereksiz bir takım tetkik ve tedavilerle oyalanması, daha çabuk bir müdahale ile hayat kurtarıcı olabilecek işlemlerin yapılmasına ve bunların yapılacağı yere ulaşmasının gecikmesine sebep olacaktır.
Head trauma is one of the leading causes of morbidity and mortality in neurosergery practice. Epidural hematoma, subdural hematoma, intracerebral hematoma and depression fractures are surgically treatable complications of the head trauma. Early diagnosis and initial management of the head trauma complications, is of vital importance. Recently some reports discuss indications and timing of surgery. We retrospectively evaluated 348 patients admitted to our clinic with the diagnosis of head trauma and operated on. They were studied in the two groups. One is the patients who were referred from another clinic after initial handling posttravmatically, the second group was the ones, directly admitted to our clinic posttravmatically. Change in the surgical pathology during the initial handling and transport period preoperatively was evaluated. Results showed us that in referred patients group, during the time from trauma to surgery surgical pathology either increased in size or an additional pathology was added to the scene. So trauma patients must not be kept waiting in primary handling centers, because pathology may change in size or in nature during the transfer period.

7.THE ROLE OF SEAT-BELTS ON STERNUM FRACTURES
İlhami Solak, Murat Sözbilen, Yamaç Erhan, Aynur Solak
Pages 108 - 110
1995 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisi'ne kabul edilen hastalar içinde 23 sternum fraktürlü olgu saptandı. Bunların 21'inin trafik kazası sonucu geliştiği ve bu 21 hastadan 15'inde (%71) ise emniyet kemeri nedeniyle sternum fraktürü meydana geldiği saptandı. Bu hastalarda hayatı tehdit eden yandaş yaralanmaların olmadığı, ortalama hastanede kalış süresinin iki gün olduğu ve hepsinin komplikasyonsuz olarak taburcu edildikleri belirlendi. Emniyet kemerlerinin hayat kurtarıcı, buna karşın sternum fraktürü gibi hayatı daha az tehdit edici bazı yaralanmalara neden olduğu gözlendi.
Twenty-three patients with sternum fracture were diagnosed among the trauma patients that were admitted to the Emergency Service of Ege University Medical School Hospital in 1995. In 21 of these, car accident was the main reason and 15 of these patients with sternum fracture were caused by seat belt. There were neither additional life threatened injuries nor related complications and the mean hospital stay was two days. Using seat belt is life saving. Contrary, it was observed that it rarely gives way to life threatening injuries.

8.WHIPPLE PROCEDURE TRAUMATIC PATIENTS: THE PRESENTATION OF THREE CASES
Gülay Dalkılıç, Mustafa Öncel, Selahattin Vural, Hakan Acar, Ergin Olcay
Pages 111 - 115
Pankreasın anatomik yeri,eşlik eden diğer organ yaralanmaları ve klinik görünüme bağlı olarak kolayca gözden kaçabilmesi sebebiyle pankreas yaralanmaları önemi ölçüsünde dikkati çekmemektedir. Aslında künt ve penetran batın travmalarında pankreas yaralanması nisbeten daha az olmasına karşın nadirde değildir. Bu yaralanmalarda cerrahi tedavi çok geniş bir yelpaze oluşturmaktadır ve % 2-3'ünde travma ağırlığı sebebiyle Whipple prosedürü gerekmektedir. Bu yazımızda künt ve penetran travma sebebiyle hastanemize başvuran ve grade 5 pankreas rüptürü nedeniyle Whipple prosedürü uygulanan üç olgu sunumuna yer verilmiştir. Hastalar yandaş travmaları, postoperatif komplikasyonlar, sağkalım açısından incelenmiştir.
Pancreas injuries cannot be easily noticed because of its anatomic location, clinical presentation and its usually being accompanied with other organ injuries and so attract not enough attention In fact, pancreas injuries in cases of blunt and penetran abdomen traumas are relatively fewer, but not rare. In these injuries, surgery involves a wide spectrum of the treatment and in 2-3% of them Whipple procedure is needed to be done. In this paper, we present 3 cases, treated by Whipple procedure for grade 5 pancreas rupture and examine patients for other injuries, postoperative complications and survival.

9.PENETRATING HEART WOUNDS: AN ANALYSIS OF 34 CASES
Hakan Acar, Selahattin Vural, Mustafa Öncel, Gülay Dalkılıç, Ergin Olcay
Pages 116 - 119
Hastanemiz genel cerrahi kliniklerinde 1989-1996 yılları arasında opere edilen penetre kalp yaralanmalı 34 olgu değerlendirildi. Yaralanma nedeni 32 olguda kesici-delici alet, 2 olguda ateşli silah yaralanması idi. Klinik olarak grup 1 ve II'deki 11 hasta hızlı resüsitasyonla birlikte hızlı torakotomi yapıldı. Eks olan 2 olgumuz dışındaki tüm olgularımızda kalbe penetre tek yaralanma vardı. En çok sağ ventrikül yaralanması ile karşılaşıldı. Tüm olgular kardioraphie ile tamir edildi ve perikard açık bırakıldı. Morbidite oranımız %22 mortalite oranımız % 6 olarak gerçekleşti. Yaralanmaların çoğunun kesici-delici alet ile olması, kompleks yaralanma oranının düşük olması ve hastaların ülkemiz koşullarına göre kısa sayılabilecek sürede acil servise ulaştırılmaları nedeniyle mortalitemizin düşük gerçekleştiğine inanıyoruz.
34 cases, with penetrating wounds to the heart, who were operated in the general surgery clinics of our hospital during 1989 - 1996 were reevaluated. The cause of injury was stab wounds in 32 cases and gunshot wounds in 2 cases, immediate resusitation together with emergency thoracotomy was done to the eleven of the patients in group 1 and 11. In all cases (Except two cases who died) there were only one penetrating wound the heart. Right ventricular injury was the most frequent type. All cases were mended with suturing and pericards were left open. Our morbidity ratio was %22, mortality ratio was %6. We believe that our mortality is low because most of the injuries are caused by stab wounds, complicated injury ratio is low and that patients are taken the emergency services in shorter time in relation with our country's conditions.

10.RESULTS OF BLUNT THORACIC TRAUMA MANAGEMENT IN CHILDREN
Nizamettin Kılıç, İrfan Kırıştıoğlu, Turgut Türkel, Arif Nuri Gürpınar, Hasan Doğruyol
Pages 120 - 123
Son 5 yıl içerisinde 60 pediatrik olgu künt toraks travması (KTT) nedeniyle acil polikliniğimize müracaat ettirilmiştir. Serimizde karşılaşılan yaralanma mekanizmalarının sıklık sırası şöyledir: Araç dışı trafik kazası (%55), araç içi trafik kazası (%30), düşme (% 13) ve ezilmelidir (%2). En sık karşılaşılan intratorasik yaralanmalar; pulmoner kontüzyon (%50), multipl yaralanmalar (%20), pnömotoraks (%7), hemotoraks (%7), ana bronş rüptürü (%5), diafragma rüptürü (%5) ve izole kot fraktürüdür (%5). İlave sistem yaralanması olan olguların ortalama pediatrik travma skoru (PTS); izole KTT olgularının ortalama PTS değerinden daha küçüktür. Aynı şekilde hastanede kalış süresinde de, ilave sistem yaralanmaları olan olgularda önemli artış görülmektedir. Hastaların % 10'u entübe edilerek yoğun bakım ünitesine yatırılmış ve ortalama 5.8 gün mekanik solunum desteği uygulanmıştır. KTT lı olgularımızdaki ortalama mortalite oranı %3 olarak saptanmıştır.
During last 5 years, 60 children were consecutively admitted to our emergency department with blunt chest trauma. The most common mechanisms of injury were motor vehicle crashes (%30), pedestrian injury (%55) and falling from a high level (% 13). The most common intrathoracic injuries were pulmonary contusion (%50), multiple injuries (%20), pneumothorax (%7) haemothorax (7%), main bronchus rupture (%5), diaphragmatic rupture (%5) and isolated rib fractures (%5). The mean pediatric trauma score (PTS) of the children who had additional system injuries were significantly worse than the children who had isolated blunt chest trauma. Associated system injuries resulted in increase in length of hospital stay, compared to children with isolated chest injuries. Ten percent of the children were entubated and admitted to the intensive care unit, where they stayed an average of 5.8 days. The overall mortality rate for children with thoracic injury is 3%.

11.COMBINED GUNSHOT WOUNDS OF TRACHEA AND ESOPHAGUS
İlhan İnci, Cemal Özçelik, Refik Ülkü, Nesimi Eren, Gökalp Özgen
Pages 124 - 127
Eş zamanlı trakea ve özefagus yaralanması olan olgular trakeoözefageal fistül, özefagus kaçağı, pnömoni ve mediastinel abse gibi majör komplikasyonların gelişebileceği risk altında olan olgulardır. Ocak 1980 Mayıs 1997 tarihleri arasında kliniğimizde 23 trakeobronşial yaralanma olgusu tedavi edilmiştir. Bu olguların 7'sinde (%30.4) eş zamanlı trakea ve servikal özefagus yaralanması vardı. Tüm olgularda etken ateşli silah yaralanması idi. Özefagus yaralanması tanısı 5 olguda özefagografi, 2 olguda ise cerrahi eksplorasyon sırasında kondu. Olguların yaralanma ile cerrahi tedavileri arasında geçen süre ortalama 30 saat (6 saat ile 48 saat arası) idi. Olguların tümüne oblik servikal insizyon (anterior sternokleidomastoid insizyon) ile yaklaşıldı. Özefagus yaralanması için 3 olguda sadece drenaj, 3 olguda iki tabaka primer onarım ve drenaj ve 1 olguda ise servikal T-tüp özefagostomi + totale yakın servikal özefageal eksklüzyon uygulandı. Trakea onarımı tek tek, tek tabaka olarak polypropylene veya polyglycolic acid sütür kullanılarak yapıldı. Tüm olgulara geniş spektrumlu antibiotik verildi. Eşlik eden yaralanmalar pnömotoraks (n=3), hemotoraks (n=2), hemopnömotoraks (n=2), larinks (n=1) ve n.laryngeus inferior (n=1) idi. Larinks yaralanması olan olguya yaygın hasar nedeniyle kalıcı trakeostomi yapıldı. Postoperatif servikal özefageal kaçak (n=1), trakeoözefageal fistül (n=1), özefageal stenoz (n=1) ve pnömoni (n = 1) serimizdeki komplikasyonları oluşturdu. Serimizde mortalite oranı %42.8 (3 olgu) dir: Bu üç olguyu sepsis nedeniyle kaybettik. Tüm seri için hastane kalış süresi 5 ile 99 gün arasında olup ortalama 36.8 gün idi. Komplikasyon sayısı trakea ve özefagus yaralanmalarının erken tanı ve tedavileri ile azaltılabilir. Özellikle trakeal onarımın tehlikeye atılmaması ve trakeoözefageal fistül gelişimini önlemek için her iki yaralanmanın onarımı bittikten sonra yaralanma zamanı ve cerrahi onarım arasındaki geçen süreye bakılmaksızın canlı bir doku flebi, sternokleidomastoid adele ilk seçenek olmak üzere konulmalıdır.
Between January 1980 May 1997 23 cases with tracheobronchial injuries were treated in our clinic. In 7 (30.4%) of theses there were combined tracheal and esophageal injuries. The cause was gunshot wound injury in all patients. Diagnosis of esophageal injury has been made by esophagography in 5, and by surgical exploration in two cases. The duration of time between the injury and surgical management was 30 hours frange, 648 hours). Surgical approach was made by anterior sternocleidomastoid incision in all cases. Operative techniques included drainage(3), two-layer dosure(3), and cervical tube esophagostomy + near total esophageal exclusion (1) for esophageal injuries. Tracheal repair was done with a single layer interrupted polypropylene or polyglycolic acid sutures. Associated injuries were pneumothorax (3), hemothorax(2), hemopneumothorax(2), larynx(1), and n.Laryngens inferior(1). Permanent tracheostomy was performed in one patient with severe laryngeal injury. Complications were cervical esophageal leak(1), tracheoesophageal fistula EF(1), esophageal stenosis(1), andpneumonia(1). The morbidity rate in our series was 42.8%. The cause of mortality in these 3 cases was sepsis. The mean length of hospital stay was 36.8 days (frange, 5 99 days). The number of complications can be lowered by prompt recognition of the injuries and repair of the trachea and esophagus. In order to protect the tracheal repair and prevent TEF formation a viable tissue, Sternocleidomastiod muscle being the first choice should be placed between the repairs regardless of the time between the injury and surgery.

12.DIMON - HUGHSTON TECHNIQUE AND OSTEOSYNTHESIS WITH DHS FOR UNSTABLE TROCHANTERIC FRACTURES OF FEMUR
Sedat Sezen, Fehmi Kuyurtar
Pages 128 - 131
Bu çalışmamızda Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı'nda 1995 - 1997 tarihleri arasında anstabil femur trokanter kırıklı 22 olguya Dimon - Hıtgston yöntemiyle açık redüksiyon internal tesbit uygulandı.Olgularımızın yaş ortalaması 67.6 yaş, ortalama takip süresi ise 12.6 ay idi. Hastaların değerlendirilmesi kliniğimizde uygulanan anatomik, radyolojik, ve klinik parametrelere göre yapıldı. Buna göre 18 olgu (% 81.8) iyi, 2 olgu (%9 orta ve 2 olgu (%9) kötü olarak değerlendirildi. Üç olguda (% 13.6) refraktür ve üç olguda ( % 13.6) varusta kaynama gözlendi. Hiç bir hastamızda aseptik nekroz ve çivinin başı delmesi gözlenmedi.
Using the Dimon - Hughston technique, open reduction and internal fixation were applied to 22 patients, Harran University, Faculty of Medicine, Orthopaedic and Traumatology Clinic, between 1995 - 1997, with unstable femur trochanteric fractures. The average age of our cases was 67.6. The mean follow-up period was 12.6 months. The evaluation of the patients was made according to anatomic, radiological and clinical parameters applied in our clinic. To this evaluation, the results were defined as follows, 18 cases (%81.8 ) were good, 2 cases (%9) were modarete, and 2 cases (% 9) were poor. Coxa Vara and refractures were observed in 3 patients (13.6). Aseptic necrosis and the perforated head were observed in no cases.

13.EVALUATION OF TRAUMA SEVERITY
M Salih Arslan, A Şevki Karakayalı, Bülent Demirbaş, Tanju Acar, Raci Aydın
Pages 132 - 137
Travmaya yaklaşımdaki başarının değerlendirilebilmesi için yaralanma şiddetinin objektif ve kantitatif olarak saptanması gerekir. Bu çalışmada Ekim 1995 1996 tarihleri arasında Acil Yardım Hastanesi'ne başvuran 312 travma hastasının yaralanma şiddeti TRISS yöntemine göre ölçüldü ve yaşama olasılıkları hesaplandı. Sonuçlar Amerika'da Majör Travma Outcome Study grubunun elde ettiği sonuçlarla Z ve M istatistikleri kullanılarak karşılaştırıldı. Ayrıca matematiksel olarak beklenmeyen ölümler ve sağkalımlar ön-kartlarda gösterildi ve nedenleri incelendi. Çalışmaya dahil edilen 312 hastanın 31 tanesi kaybedildi ve bunların 7si beklenmeyen (yaşama olasılığı % 50'nin üzerinde) ölümlerdi. MTOS grubunun sonuçlarıyla çalışma grubunun sonuçları arasında Z ve M istatistikleri ile anlamı bir fark bulunamadı.
Quantitative and objective characterisation of injury was essential for evaluation of accomplishment of management of trauma in this study, injury severity of 312 trauma patients admitted to Emergency Aid and Traumatology Hospital from October 1995 to October 1996 were estimated and probability of survival (Ps) was defined based on TRISS methodology. Conclusions were compared with Major Trauma Outcome Study (MTOS) results by Z and M statistics. Mathematically unexpected deaths and unexpected survivors were denoted on pre - charts. 31 cases of 312 patients died and 7 of them were unexpected (Ps>%50) deaths. There were no differences between study and MTOS results by Z and M statistics.

14.PSEUDOANEURYSM OF THE SUPERIOR MESENTERIC ARTERY
Cemalettin Camcı, Haluk Demiryürek, Önder Demirbaş
Pages 138 - 140
The patient is male who was 18 years old. Approximately 1 month ago he was taken laparotomy at another hospital because of the penetrating abdominal trauma. It was found a perforation on the surface of the stomach in 1 cm diameter and injury of mesentery of the small intestine. Perforation had repaired primarily and nothing had done anything to the retroperitoneal space and mesentery of the small intestine. He was discharged in the fifteenth day after operation without any problem. He was referred to our center because of an acute abdominal pain, restlessness, and hypotension. We found an aneurysm and hematoma of SMA with doppler ultrasonography and spiral abdominal computerized tomography. We excised pseudoaneurysm of SMA with laparotomy and SMA was repaired primarily. After operation we performed angiography of SMA. We couldn't find any patology on the SMA. After that the patient was discharged in the postoperative thirteenth day without any complication and problem. We concluded that, in the patients which has penetrating abdominal injury, mesenteric pseudoaneurysm must be keep in mind and in such case the surgeon must be explore the abdominal vascular tree.

15.ACUTE APPENDAGITIS
Cüneyt Kayaalp, Sezai Yılmaz, Mehmet Çağlıkülekçi, Vedat Kırımlıoğlu
Pages 141 - 144
Akut apendajit nadir görülen bir akut karın nedenidir. Türkçe literatürde şu ana kadar tek vaka bildirimi tesbit edilebilmiştir. En sık akut apandisitle karışır. Burada 2 olgu sunulmuş ve tanı-tedavideki özellikler irdelenmiştir. Ayırıcı tanı çok önemli olmamakla birlikte kesin tanı için geniş eksplorasyon gerekmektedir. Apandisit ön tanısı ile operasyona alınıp da apendiksin normal bulunduğu vakalarda meckel divertikülü gibi apendiks epiploikalar da gözden geçirilmelidir.
Acute appendagitis is a rare cause of acute abdomen. There is still only one case report in the Turkish medical literature. We described 2 new cases and examined the properties of diagnosis and treatment. Although the differantial diagnosis is not important from acute appendicitis, good exploration of the abdomen is needed for accurate diagnosis. In the cases of "white appendicitis" acute appendagitis must also be examined like meckel diverticulitis.

16.PENILE TOURNIQUET INJURY DUE TO COIL OF HAIR
Hayrettin Şahin, M Kamuran Bircan, A Ferruh Akay, Abdullah Gedik
Pages 145 - 146
Penile tourniquet injury probably is not a rare entity and has been reported following the application of numerous foreign objects, including rings, rubber bands, bottles, pipes and threads. Penile strangulation caused by a coil of hair frequently is an unrecognized clinical entity with severe potential complications, such as urethrocittaneous fistulas, necrosis of the glands and partial or complete amputation of the glands. We report an interesting case of penile strangulation secondary to a strand of human hair and discuss important anatomical considerations, mechanism of injury and methods or treatment.

LookUs & OnlineMakale