Ulus Travma Acil Cerrahi Derg: 23 (3)
Volume: 23  Issue: 3 - May 2017
Hide Abstracts | << Back
RESEARCH ARTICLE
1.Anti-edematous, anti-inflammatory and neuroprotective effect of etanercept in acute stage in experimental head injury
Ömer Aykanat, Durmuş Oğuz Karakoyun, Mehmet Erhan Türkoğlu, Cem Dinç
PMID: 28530785  doi: 10.5505/tjtes.2016.43692  Pages 173 - 180
AMAÇ: Deneysel kafa travması modelinde etanerceptin antiödem, antienflamatuvar ve nöroprotektif etkinliğinin araştırılması amaçlandı.
GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışmada ağırlıkları 250–300 g arasında değişen 40 adet erkek erişkin Spraque-Dawley sıçanı kullanıldı. Sıçanlar kontrol; travma uygulanmayan; travma+SF; travma sonrası serum fizyolojik, travma+D; travma sonrası deksametazon ve tarvma+E: travma sonrası etanercept verilen gruplara ayrıldı. Tüm ilaçlar periton içine verildi. Travma ve ilaç uygulaması sonrası 24. saatte sıçanlar dekapite edildi, örnekler histopatolojik olarak incelendi.
BULGULAR: Çalışmamızda ödem ve enflamasyon değişkenlerine göre travma+SF ve travma+deksametazon grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edildi, nöronal hasar, astrositik hasar ve glial apoptoz değişkenlerine göre ise anlamı bir farklılık tespit edilmedi. Travma+SF ile travma+etanercept grupları arasında ve travma+deksametazon ile travma+etanercept grupları arasında tüm değişkenlere göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık izlendi.
TARTIŞMA: Travma sonrası beyin hasarı oluşturulan sıçanlarda etanercept uygulamasının antiödem, antienflamatuvar ve nöroprotektif etkisinin olduğu saptanmıştır.
BACKGROUND: To study the anti-edematous, anti-inflammatory, and neuroprotective effect of etanercept in the model of experimental head injury.
METHODS: In this study, 40 male-adult Spraque-Dawley rats, with weight ranging from 250g to 300g, were used. The rats are divided into groups as control; non-penetrating trauma; trauma +NS; post-traumatic normal saline; trauma + D; post-traumatic dexamethasone and trauma + E. All medicines were given into peritoneum. After applying trauma and medicine, rats were decapitated in the 24th hour and the samples were studied histopathologically.
RESULTS: In the study, a statistically significant difference was observed between the groups of trauma + NS and trauma dexamethasone according to the variables of edema and inflammation, but no difference was observed according to the variables of neuronal damage, astrocytic damage, and glial apoptosis. Moreover, a significant difference was observed between groups of Trauma + NS and trauma+etanercept and between the groups of trauma + dexamethasone and trauma + etanercept in terms of all variables.
CONCLUSION: It was observed that etanercept has anti-edematous, anti-inflammatory, and neuroprotective effect on the rats which experienced traumatic brain injury.

2.Beneficial effects of garlic (Allium sativum) oil in experimental corrosive esophageal burns effects of garlic oil in esophageal burns
Ceren Şen Tanrıkulu, Yusuf Tanrikulu, Fahriye Kılınç, Burak Bahadır, Murat Can, Füruzan Köktürk
PMID: 28530769  doi: 10.5505/tjtes.2016.64509  Pages 181 - 187
AMAÇ: Özellikle gelişmekte olan ülkelerde daha yaygın görülen korozif özefagus yanıkları farklı yaş gruplarında farklı problemlere yol açarlar. Korozif maddelerin yutulması özefagus striktürlerinden perforasyona hatta ölüme kadar birçok problem neden olabilir. Striktür oluşması ilk hasarın şiddeti ile ilişkili olduğundan striktür gelişiminin önlenmesi tedavinin asıl amacıdır. Bu çalışmada, korozif özefagus yanığında sarımsak yağının (Allium Sativum) koruyucu ve antienflamatuvar etkisi araştırıldı.
GEREÇ VE YÖNTEM: Yirmi sekiz sıçan rastgele dört eşit gruba ayrıldı; 1. grup (Sham), 2. grup (kontrol), 3. grup (topikal tedavi) ve 4. grup (topikal ve sistemik tedavi). Sham grubu hariç diğer gruplarda abdominal özefagusun 1.5 cm’lik distal kısmına NaOH uygulanarak korozif özefagus yanığı oluşturuldu. İkinci gruba normal salin, 3. gruba topikal sarımsak yağı ve 4. gruba topikal ve sistemik sarımsak yağı verildi.
BULGULAR: Hidroksiprolin seviyeleri topikal tedavi grubunda kontrol grubundan daha düşüktü (p=0.023). Sistemik tedavi grubu ile kontrol grubu arasında tümör nekrozis faktör alfa (TNF-α) seviyelerine göre farklılık mevcuttu (p=0.044). Sarımsak yağı ile tedavinin stenoz indeksini (SI) ve histopatolojik hasar skorunu (HDS) azalttığı görüldü. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında topikal tedavi grubunda SI belirgin olarak daha düşüktü (p=0.016). Histopatolojik hasar skoru kontrol grubuna göre sistemik tedavi grubunda anlamlı olarak düşüktü (p=0.019).
TARTIŞMA: Sarımsak yağı korozif özefagus yanığına bağlı oluşan doku hasarının ve özefagial stenozun azaltılmasında etkili bir ajandır. Sarımsak yağı topikal uygulandığında doku hasarı üzerine koruyucu etkisi daha belirgin iken, sistemik uygulandığında antienflamatuvar etkilerinin daha ön plandaydı. Bundan dolayı, korozif özefagus yanığı olan hastalarda sarımsak yağı uygulamasının komplikasyon oranlarını azaltacağına inanıyoruz.
Anahtar sözcükler: Hidroksiprolin; korozif özefagus yanığı; sarımsak yağı; stenoz indeksi; TNF-α.
BACKGROUND: Corrosive esophageal burns, particularly common in developing countries, lead to different problems in different age groups. The ingestion of corrosive substances can cause such problems as stricture of the esophagus, to acute perforation, and even death. Because stricture formation is related to the severity of the initial injury, the prevention of stricture constitutes a main goal of treatment. The aim of this study was to investigate the protective and anti-inflammatory effects of garlic (Allium sativum) oil in corrosive esophageal burn.
METHODS: Twenty-eight rats were randomly divided into 4 equal groups: group 1 (sham), group 2 (control), group 3 (topical treatment), and group 4 (topical and systemic treatment). In groups 2, 3, and 4, corrosive esophageal burns were generated by applying sodium hydroxide to a 1.5-cm segment of the abdominal esophagus. Normal saline was applied to group 2, topical garlic oil to group 3, and topical and systemic garlic oil were used in group 4.
RESULTS: The level of hydroxyproline was lower in the topical treatment groups than in the control group (p=0.023). There was difference in tumor necrosis factor alpha level between the systemic treatment groups and the control group (p=0.044). Treatment with garlic oil decreased stenosis index (SI) and histopathological damage score (HDS) in corrosive esophageal burn rats. The SI in the topical treatment group was significantly lower than that of the control group (p=0.016). The HDS was significantly lower in group 4 when compared with the control group (p=0.019).
CONCLUSION: Garlic oil is an effective agent in promoting the regression of esophageal stenosis and tissue damage caused by corrosive burns. While the protective effect of garlic oil on tissue damage is more significant when applied topically, the anti-inflammatory effect is more pronounced when applied systemically. Therefore, we believe that the application of garlic oil in patients with corrosive esophageal burns can reduce complication rates.

CLINICAL ARTICLE
3.Diagnostic value of appendicular Doppler ultrasonography in acute appendicitis
Hüseyin Uzunosmanoğlu, Yunsur Çevik, Kerem Şeref Çorbacıoğlu, Emine Akıncı, Hakan Buluş, Kadir Ağladıoğlu
PMID: 28530770  doi: 10.5505/tjtes.2016.10576  Pages 188 - 192
AMAÇ: Akut apandisit ani başlangıçlı karın ağrısı nedeni ile acil servis başvurularında en sık karşılaşılan nedenlerden birisidir. Hekimler için akut apandisit tanısının zamanında ve doğru olarak konulması kritiktir. Bu çalışmanın amacı akut apandisit tanılı hastalarda Doppler ultrasonografinin (USG)tanısal değerliliğini değerlendirmek ve bu yeni tanısal metodu diğer sık kullanılan tanısal metotlarla karşılaştırmaktır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Ekim 2012 ile Nisan 2013 arasında Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvuran ve akut apandisit tanısı alan sonrasında ise apendektomiye alınan hastalar çalışmaya dahil edildi. İleriye yönelik olan çalışmaya başlanmadan önce lokal etik kuruldan izin alındı. Hastaların demografik verileri, fizik muayene bulguları, vital bulguları, Alvarado skorları, radyoloji ve laboratuvar sonuçları kayıt edildi.
BULGULAR: Toplamda 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Kırk altı hasta yapılan cerrahi sonrası patolojik olarak apendisit tanısı doğrulanırken 14 hasta patolojik sonuçlarla doğrulanmadı. Doppler USG 46 hastanın 43’ünü doğru pozitif olarak saptayabilirken iki hastayı yanlış pozitif olarak yorumladı. Doppler USG duyarlılığı 0.93, özgüllüğü 0.85, doğruluk 0.91, pozitif likelihood ratio (PLR) 6.5 ve negatif likelihood ratio 0.08 olarak bulundu.
TARTIŞMA: Doppler USG akut apandisit hastalarının tanı sürecinde yüksek seviyede başarılı gibi görünmektedir. Hızlı ve kolay uygulanabilmesi, hastaya kontrast madde verilmemesi nedenleri ile klasik USG ve bilgisayarlı tomografiye üstün gibi görünmektedir. Biz bundan dolayı Doppler USG’nin akut apandisit tanısında öncelikle kullanılması gerektiğini önermekteyiz.
BACKGROUND: Acute appendicitis is one of the most common causes of acute abdominal pain prompting emergency department (ED) visits. It is critical for the physicians to promptly and accurately diagnose acute appendicitis. The present study aimed to evaluate the diagnostic efficacy of Doppler ultrasonography (USG) in patients with acute appendicitis and compare this new method with other commonly used radio-diagnostic tools.
METHODS: All patients who were diagnosed with acute appendicitis at the Kecioren Training and Research Hospital ED and later underwent appendectomy between October 2012 and April 2013 were included in the study. Approval from the ethics committee was obtained for this prospective study. The patients’ demographic information, physical examination findings, vital signs, Alvarado scores, and laboratory and radiological exam results were recorded.
RESULTS: A total of 60 patients were enrolled in the study. In 46 of the 60 patients, diagnosis of acute appendicitis was confirmed by histopathology results, whereas 14 patients, diagnoses was not confirmed by lab tests. Doppler USG could detect 43 of the 46 patients as true positives, and it detected 2 of the 14 patients with negative lab results as false positives. For diagnosis of acute appendicitis, sensitivity of appendicular Doppler USG was 93%, specificity was 85%, accuracy was 91%, positive likelihood ratio was 6.5, and negative likelihood ratio was 0.08.
CONCLUSION: Doppler imaging can offer a high level of diagnostic success in patients with acute appendicitis. Appendicular Doppler USG offers a rapid and easy application without the need to expose patients to contrast medium and is superior to both USG and computed tomography. Therefore, we recommend the use of appendicular Doppler imaging as the primary radiological exam in diagnosing acute appendicitis.

4.Macrophage migration inhibitory factor levels correlate with an infection in trauma patients
Young-duck Cho, Sung-hyuk Choi, Jung-youn Kim, Sung-jun Park, Young-hoon Yoon, Han-jin Cho, Ji-won Yeom
PMID: 28530771  doi: 10.5505/tjtes.2016.04780  Pages 193 - 198
BACKGROUND: The role of migration inhibitory factor (MIF) is best understood in septic shock and septic disease; however, the role of MIF in a secondary infection after trauma has not yet been completely studied. This study aimed to evaluate the role of MIF in trauma patients.
METHODS: The patients in the study population were divided into two groups according to the results of their MIF levels. The initial MIF levels, trauma mechanism, revised trauma score, survival rate, length of stay (LOS) in the intensive care unit (ICU), level of leukocytes, and level of C-reactive protein (CRP) were compared between the groups.
RESULTS: Overall, 116 patients were enrolled from August 1, 2014 to July 31, 2015. LOS in ICU in the elevated MIF group was 5.67±7.54 days compared with 2.09±2.26 days in the normal MIF group. Further, CRP level in the elevated MIF group was higher than that in the normal MIF group.
CONCLUSION: In a place such as the department of emergency medicine, it is critical and important for emergency physicians to make a proper judgment and to prepare for the worst scenario. Therefore, the utilization of MIF level in trauma patients has a possibility for assisting emergency physicians.

5.Characteristics of the injuries of Syrian refugees sustained during the civil war
Betül Kocamer Şimşek, Mehmet Dokur, Erdal Uysal, Necdet Çalıker, Oruç Numan Gökçe, İbrahim Kürşat Deniz, Murat Uğur, Murat Geyik, Mehmet Kaya, Güner Dağlı
PMID: 28530772  doi: 10.5505/tjtes.2016.95525  Pages 199 - 206
AMAÇ: Savaşlar sırasında çok sayıda sivil, sıklıkla yüksek kinetik enerjili ateşli silahlar, bomba ve şarapnel etkisiyle ciddi yaralanmalarla karşı karşıya kalmışlardır. Savaş yaralısı olguların triyajı, cerrahi prosedürleri ve yoğun bakım takipleri oldukça zor ve karmaşık süreçleri içerir. Biz bu çalışmada, Suriye İç Savaşı sırasında yaralanan ve acil operasyon gerektiren olguların demografik ve travmatik özelliklerini inceledik.
GEREÇ VE YÖNTEM: Türkiye’nin güneyindeki Suriye sınırından Mart 2012 ve Ocak 2013 arasında Kilis Devlet Hastanesi’ne getirilen 8318 Suriyeli yaralı sığınmacı arasından acil olarak operasyona alınan 707 olgunun travmatik, cerrahi ve yoğun bakım takip özellikleri, elektronik datalar üzerinden geriye dönük olarak incelendi.
BULGULAR: Olgulardaki en sık yaralanma nedeni yüksek kinetik enerjili ateşli silahlar (%83.75) idi. Acil servisten direkt olarak operasyon odasına alınan 707 olgunun %93.2’si erkek cinsiyetinde yaş ortalaması 26.1±12.1 ve çocuk olguların yaş ortalaması ise 11.7±3.41 olarak saptandı. En sık yaralanan vücut bölgesi baş-boyun idi (%52.7). New Injury Severity Score (NISS): 42.5±11.2 ve American Society of Anesthesiologists (ASA) Score: 3.2±0.7 olarak bulundu. Ameliyatta hayatını kaybeden olgu sayısı yedi, hasar kontrol cerrahisi uygulanan olgu sayısı 204 ve ameliyat sonrası periyotta yoğun bakıma yatırılan olgu sayısı ise 233 olarak bulundu.Yoğun bakımda yatış süresi 4.67±1.32 idi.Yaşayan hastalarda ilk 24 saatte bakılan invaziv ölçümler (pH, hemoglobin, vücut ısısı, ortalama arteriyal kan basıncı) ve International Normalized Ratio (INR) daha yüksek bulundu. Yaşayabilen hastalar için kullanılan kan ürünü miktarları daha azdı ve bu hastalarda NISS 29.7±10.1 olarak bulundu. Acil operasyon sonrası yoğun bakımda takip edilen tüm hastalardaki mortalite oranı %45 ve en düşük sağ kalım oranı nöroşirürji olgularına aitti (%24.1).
TARTIŞMA: Bu çalışmanın verileri, Suriye İç Savaşı sırasında tahrip gücü yüksek olan savaş silahları ile yaralanarak Türkiye’ye getirilen ve acil operasyona alınan Suriyeli sivillerde baş-boyun, göğüs-abdomen ve çoklu vücut yaralanmalarının sık görüldüğüne, acil cerrahi operasyon sayılarının fazla ve yoğun bakım takip sürelerinin uzun olduğuna, mortal olgularda ise NISS ve ASA skorlarının anlamlı bir şekilde yüksek olduğuna işaret etmektedir.
BACKGROUND: During a war, many civilians are severely injured by firearms, bombs, and shrapnel. The triage of war injuries involves difficult and complicated processes requiring surgical procedures and patient monitoring in the Intensive Care Unit (ICU) of hospitals. In this study, we examine the demographic, traumatic, and critical care characteristics of cases injured during the civil war in Syria and requiring emergency surgery.
METHODS: Electronic data of the traumatic, surgical, and ICU monitoring features of 707 patients admitted to Kilis Public Hospital between March 2012 and January 2013 were analyzed retrospectively
RESULTS: Most of the patients reported having been injured due to firearms (83.75%). Of the 707 cases studied in this work, 93.2% was male. Male patients reported a mean age of 26.1±12.1 years, while pediatric cases reported a mean age of 11.7±3.41 years. The most frequently injured region of the body was the head–neck region (52.7%). The New Injury Severity Score (NISS) of the cases was 42.5±11.2 and their American Society of Anesthesiologists (ASA) score was 3.2±0.7. The number of cases with intraoperative exitus was 7, while the number of cases who had undergone damage control surgery was 204. The number of cases hospitalized in the ICU during the postoperative period was 233, and the average hospitalization duration in the ICU was 4.67±1.32 days. Among survivor patients, the first 24-hour invasive measurements (i.e., pH, hemoglobin, body temperature, and mean arterial blood pressure) and international normalized ratio were found to be high. The number of blood products used for surviving patients was fewer relative to that used for non-surviving patients, and these NISS of these patients was 29.7±10.1. The mortality rate of all patients followed up in the ICU after emergency surgery was 45%, and neurosurgical cases showed the lowest level of survival (24.1%).
CONCLUSION: The results of this study indicated that head–neck, chest–abdomen, and multiple body injuries are the most widely seen among civilians brought to Turkey because of gunshot injuries sustained during the Civil War in Syria. The number of emergency operations performed in the study sample was high, and critical care follow-up durations were long. In addition, the NISS and ASA scores of mortal cases were fairly high.

6.Efficiency of instant messaging applications in coordination of emergency calls for combat injuries: A pilot study
Sami Eksert, Mehmet Burak Asik, Sinan Akay, Kenan Keklikci, Fevzi Nuri Aydin, Mehmet Coban, Ali Kantemir, Onur Gungor, Beyazit Garip, Mustafa Suphi Turgut, Kenan Olcay
PMID: 28530773  doi: 10.5505/tjtes.2016.37897  Pages 207 - 211
AMAÇ: Acil müdahale ekibi koordinasyonu hastanelerde savaşa bağlı ateşli silah yaralanmalarında hızlı ve etkin tedavinin önemli bir belirleyicisidir. Yazarlar akıllı telefonlar için anlık mesajlaşma uygulamalarının, acil müdahale ekip üyelerinin iletişimi için etkin bir araç olarak kullanılabileceğini düşünmektedir. Bu çalışmada, seviye 1 travma merkezinde acil ekibi iletişim aracı olarak ticari bir anlık mesajlaşma uygulamasının (WhatsApp, Mountain View, CA) etkinliği araştıldı.
GEREÇ VE YÖNTEM: Sekiz haftalık süre içinde helikopter ile hastanemize sevk edilen savaşa bağlı ateşli silah yaralanmaları ile ilgili anlık mesajlaşma uygulaması mesaj grubu kuruldu ve bu gruba ait mesajlar değerlendirildi. Acil ekip lideri tarafından yaralı ile ilgili gönderilen ilk bilgi mesajına acil ekip üyesi olan doktorlar, hemşireler ve teknisyenler tarafından verilen ortalama yanıt süreleri ve mesai içi veya mesai dışında ortalama yanıt süreleri değerlendirildi.
BULGULAR: On yedi çatışmaya bağlı ateşli silah yaralanması olgusuna ile ilgili 510 acil çağrı mesajı bulunmaktadır. Ekip üyesi doktor, hemşire ve teknisyenler tarafından ilk bilgi mesajına verilen ortalama yanıt süreleri sırasıyla 4.1 dakika, 6 dakika ve 5.3 dakika idi. Gruplar arasında yanıt süreleri farkı (p=0.03) istatistiksel olarak anlamlı idi. Alt grup analizinde ise doktorlar ve hemşireler (p=0.038) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark mevcuttu. Ancak, doktorlar ve teknisyenler (p=0.19), ya da hemşire ve teknisyenler (p=1.0) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Acil travma ekip liderleri açısından bakıldığında, bu uygulamanın kullanımı ile iletişim için zaman kaybı ve ekip liderinin iş yükü azaltılabilmiştir.
TARTIŞMA: Akıllı telefonlar için anlık mesajlaşma uygulamaları, tıbbi bilgi transferi ve hastanelerde acil müdahale ekibi üyelerinin koordinasyonu için etkin, kullanımı kolay ve zaman tasarrufu sağlayan bir iletişim aracı olabilir.
BACKGROUND: Coordination of an emergency response team is an important determinant of prompt treatment for combat injuries in hospitals. The authors hypothesized that instant messaging applications for smartphones could be appropriate tools for notifying emergency response team members. The objective of this study was to investigate the efficiency of a commercial instant messaging application (WhatsApp, Mountain View, CA) as a communication tool for the emergency team in a level-I trauma center.
METHODS: We retrospectively evaluated the messages in the instant messaging application group that was formed to coordinate responses to patients who suffered from combat injuries and who were transported to our hospital via helicopter during an 8-week period. We evaluated the response times, response time periods during or outside of work hours, and the differences in the response times of doctors, nurses, and technicians among the members of the emergency team to the team leader’s initial message about the patients.
RESULTS: A total of 510 emergency call messages pertaining to 17 combat injury emergency cases were logged. The median time of emergency response was 4.1 minutes, 6 minutes, and 5.3 minutes for doctors, nurses, and the other team members, respectively. The differences in these response times between the groups were statistically significant (p=0.03), with subgroup analyses revealing significant differences between doctors and nurses (p=0.038). However, no statistically significant differences were observed between the doctors and the technicians (p=0.19) or the nurses and the technicians (p=1.0). From the team leader’s perspective, using this application reduced the workload and the time loss, and also encouraged the team.
CONCLUSION: Instant messaging applications for smartphones can be efficient, easy-to-operate, and time-saving communication tools in the transfer of medical information and the coordination of emergency response team members in hospitals.

7.A rare type of burn injury due to butane gas inhalation
Ergin Seven, Ugur Horoz, Elif Sarı, Hulda Rifat Ozakpinar, Mert Muhittin Sandikci, Emre Inozu, Ali Teoman Tellioglu
PMID: 28530774  doi: 10.5505/tjtes.2016.37999  Pages 212 - 216
AMAÇ: İnhalasyon yoluyla bütan gazı kötüye kullanımı ergen ve genç erişkinlerde giderek artan halk sağlığı problemi halini almaktadır. Çakmak gazı olarak kullanılan bütan gazının suistimali sırasında oluşan patlama yanıkları az sayıda bildirilmiştir.
GEREÇ VE YÖNTEM: Son iki yılda, kokusuz ve renksiz bir gaz olan bütan gazının alev alması sonucu oluşan parlamalarla yaralanmış 22 hastayı içeren geriye dönük bir çalışma gerçekleştirildi.
BULGULAR: Hastaların sosyo-demografik özellikleri, mevcut psikiyatrik hastalıkları, alkol bağımlılığı, yanığın derinliği, eşlik eden yaralanmalar, hastanede kalış süreleri ve yanık yüzdesi kayıt edildi.
TARTIŞMA: Hastaların tamamı erkek ve çoğunun yanıkları yüzeyel olarak görüldü. Hastaların hastanede kalış süreleri 0–11 gün arasında değişmekteydi. Hastaların tamamı konservatif yöntemlerle tedavi edildi.
BACKGROUND: Abusive inhalation of butane gas is becoming a serious public health problem among teenagers and young adult population; however, there has been little reporting on explosion burns associated with abuse of butane cigarette lighter fluid.
METHODS: Retrospective study was conducted of 22 patients who were burned in last 2 years in explosion of butane gas, a flammable, odorless, and colorless aliphatic hydrocarbon.
RESULTS: Details of sociodemographic profile of the patients, any underlying psychiatric illness, alcohol abuse, depth of burn injury, any associated injury, duration of hospitalization, and percentage of burned area were recorded and analyzed.
CONCLUSION: All of the patients were young men, and most had superficial burn injury. Hospital stay ranged from 0 to 11 days. All of the patients were treated with conservative management.

8.A surgical approach to iatrogenic vascular injuries in pediatric cases
Yüksel Beşir, Orhan Gökalp, Börteçin Eygi, Banu Bahriye Lafcı, Gamze Gökalp, Levent Yılık, Hasan İner, Ali Gürbüz
PMID: 28530775  doi: 10.5505/tjtes.2016.61282  Pages 217 - 222
AMAÇ: Çocuklarda travma ya da girişimsel işlemlere bağlı olarak meydana gelen vasküler yaralanmaların birçoğu cerrahi müdahale gerektirir. Bu çalışmada herhangi bir nedenle vasküler yaralanmaya maruz kalınan çocuklarda uygulanan cerrahi işlemler incelendi.
GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 2002–Aralık 2012 yılları arasında vasküler yaralanma nedeniyle acil operasyona alınan 18 yaş altı 17 hasta geriye dönük olarak incelendi. Çalışma verilerine hastane kayıtlarından ulaşıldı. Çalışmaya alınan hastaların ameliyat öncesi ve ameliyat sırasındaki verileri kaydedildi.
BULGULAR: Hastaların 11’i kız (%64.7) ve yaş ortalaması 60.7±54.4 ay idi. Vasküler yaralanmaların 14’ü (%82.3) anjiyografik işlemlere bağlı, biri (%5.9) eksternal travmaya, biri (%5.9) ameliyat sırasında travmaya, biri (%5.9) ise yoğun bakım takibi sırasındaki invaziv arter takibine bağlı olarak meydana gelmiştir. Bu yaralanmaların 11’i (%64.7) sağ femoral arterde, üçü ise (%17.6) sol femoral arterde, ikisi (%11.8) sol barakiyal arterde ve biri (%5.9) sol eksternal iliak vende gerçekleşmiştir. Anestezi yöntemi olarak beş (%29.4) hastada lokal, 12 (%70.6) hastada ise genel anestezi kullanıldı. Yaralanmaların 15’i (%88.2) primer olarak tamir edilirken, birinde (%5.9) uç-uca anastomoz, birinde (%5.9) safen ven interpozisyonu gerekmiştir. Ayrıca 16 (%94.1) olguda ilave olarak trombektomide uygulanmıştır. Hastanede yatış süresi ortalama 2.7±1.4 gün, yoğun bakım kalış süresi ise 1.1±0.4 gün olarak tespit edilmiştir. Hiçbir hastada mortalite görülmemiş olup ekstremite kaybı, yara yeri enfeksiyonu gibi herhangi bir komplikasyon da gelişmemiştir.
TARTIŞMA: Pediatrik vasküler yaralanmaların etiyolojisinde sıklıkla girişimsel işlemlere bağlı iyatrojenik nedenler görülmektedir. Bu tip yaralanmalarda acil olarak uygulanan cerrahi işlemlerin sonuçları oldukça iyidir.
BACKGROUND: Surgical intervention is mandatory in many children who present with vascular trauma or in complicated cases after medical interventions. In this study, surgical interventions applied after vascular injuries in children were analyzed.
METHODS: Between January 2002 and December 2012, 17 patients (aged under 18) who were admitted to the emergency room with vascular injuries were retrospectively analyzed. The data was collected through hospital records. Preoperative and postoperative data of the patients were recorded and analyzed.
RESULTS: Of the total, 11 patients were female (64.7%) and 6 patients were male (35.3%) with a range of 4–192 months. In total, 14 (82.3%) injuries were due to angiographic interventions, 1 (5.9%) was due to external trauma, 1 (5.9%) was due to preoperative trauma, and 1 (5.9%) was due to a catheterization complication in the intensive care unit. Additionally, 11 (64.7%) injuries were located in the right femoral artery, 3 (17.6%) were located in the left femoral artery, 2 (11.8%) were located in the left brachial artery, and 1 (5.9%) was located in the left external iliac vein. Also, 5 (29.4%) patients were managed under local anesthesia and 12 (70.6%) patients were managed under general anesthesia. With respect to treatment, 15 (88.2%) injuries were repaired with primary sutures, 1 (5.9%) injury was repaired with an end-to-end anastomosis, and 1 (5.9%) injury was repaired with a saphenous vein graft interposition. In addition, 16 (94.1%) patients underwent a thrombectomy prior to the repair. The total hospital stay was calculated as 2.7±1.4 days. The intensive care unit stay was calculated as 1.1±0.4 days. There was no mortality, a loss of an injured extremity, or an infection. No other complication was detected.
CONCLUSION: Iatrogenic interventional procedures seem to be responsible for the majority of pediatric vascular injuries. The results of surgical repairs in these injuries are successful and efficient.

9.Factors affecting mortality among victims of electrical burns
Çağrı Tiryaki, Mustafa Celalettin Haksal, Murat Burç Yazıcıoğlu, Ali Çiftçi, Osman Esen, Hamdi Taner Turgut, Abdullah Yıldırım, Murat Güven
PMID: 28530776  doi: 10.5505/tjtes.2016.29166  Pages 223 - 229
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı elektrik yanığı olan hastalarda mortalite oranlarına etki eden faktörleri belirlemektir.
GEREÇ VE YÖNTEM: Elektrik yanığı nedeniyle Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi’ne kabul edilip yanık tedavi merkezi veya yoğun bakıma (YB) yatırılan 115 hasta çalışmaya dahil edildi.
BULGULAR: Ortalama yaşı 32.88±12.87 yıl olan toplam 115 hastanın (4 kadın, 111 erkek) çalışmaya alındı. Ortalama hastanede yatış süresi 25.03±20.50 gün ve yanan ortalama toplam vücut yüzey alanı (%TVYA) ise %22.83±15.54 idi. Bu hastaların 106’sı tedavi sonrası taburcu edilirken, dokuzu (%8.5) hayatını kaybetti. Lojistik regresyon analizinde, TVYA >%20 (p=0.02, odds ratio (OR): 11.7, confidence interval (CI): 1.38–99.16), YB gerekenler (p=0.005, OR: 1.28, CI: 1.08–1.58); eritrosit transferi gerekenler (p=0.02, OR: 12.48, CI: 1.44–107.83); Taze donmuş plazma (TDP) gereksinimi olanlar (p=0.03, OR 10.23, CI: 1.18–88.17); albümin gereksinimi olanlar (p=0.02, OR: 12.60, CI: 1.44–109.85); kabulde serum albümin seviyesi <3.5 mg/dL (p=0.04, OR: 7.25, CI: 0.82–63.64); kabul hemoglobin seviyesi <12 mg/dL (p=0.01, OR: 8.29, CI: 1.57–43.61) hastalarda mortaliteyi belirleyen risk faktörleri olarak belirledik.
TARTIŞMA: Klinik uygulamada, elektrik yanığı olan hastalarda bu faktörlerin analiz edilmesi mortalite oranını belirlemede yararlı olabilir. Elektrik yanığı olan hastalarda mortalite risk faktörlerini ve uzun dönem morbiditeleri belirlemek için daha geniş çalışmalara gereksinimi vardır.
BACKGROUND: The aim of this study was to determine the factors affecting mortality rate among patients with an electrical burn.
METHODS: A total of 115 patients admitted to the emergency department and hospitalized in the Burn Treatment Center or Intensive Care Unit (ICU) due to the electrical burn, were included in the study.
RESULTS: A total of 115 patients (4 female and 111 male) with a mean age of 32.88±12.87 years were included in the study. The mean hospitalization period was 25.03±20.50 days, and the mean total body surface area burned (% TBSA) was 22.83±15.54%. Among those patients, 9 (8.5%) expired, and the remaining 106 were discharged after treatment. In a logistic regression analysis, TBSA >20% (p=0.02, OR: 11.7, CI: 1.38–99.16); ICU requirement (p=0.005, OR: 1.28, CI: 1.08–1.58); erythrocyte transfusion requirement (p=0.02, OR: 12.48, CI: 1.44–107.83); fresh frozen plasma (FFP) requirement (p=0.03, OR: 10.23, CI: 1.18–88.17); albumin requirement (p=0.02, OR: 12.60, CI: 1.44–109.85); admission serum albumin level <3.5 mg/dl (p=0.04, OR: 7.25, CI: 0.82–63.64); and admission hemoglobin level <12 mg/dl (p=0.01, OR: 8.29, CI: 1.57–43.61) were determined as risk factors for mortality in patients with electrical burns.
CONCLUSION: In clinical practice, defining a mortality risk analyzer using these factors may be helpful in the management of patients with electrical burns. Additional, more comprehensive studies are required to define the risk factors for mortality and long-term morbidities in patients with electrical burns.

10.Clinicopathological analysis of patients operated for appendiceal mucocele
Hasan Abuoglu, Mehmet Kamil Yıldız, Bülent Kaya, Mehmet Odabaşı
PMID: 28530777  doi: 10.5505/tjtes.2016.30276  Pages 230 - 234
AMAÇ: Mukosel apendiksin mukus tarafından tıkanması sonrası genişlemesini tanımlar. Nadir bir bozukluktur. Çoğu zaman semptomsuz olmakla beraber apandisit kliniğine sebep olabilir. Tüm apendektomilerin %0.2–0.3 ve apandiks tümörlerinin %8–10’unda görülür.
GEREÇ VE YÖNTEM: Yirmi altı hasta (14 kadın–12 erkek) apandiks mukoseli nedeni ile ameliyat edildi. On altı hasta klasik apandisit bulguları ile acil şartlarda ameliyat edildi. Acil ameliyat edilenlerin 14’üne apendektomi, ikisine sağ hemikolektomi uygulandı. Elektif hastaların altısına apendektomi dördüne sağ hemikolektomi uygulandı.
BULGULAR: Hastaların yaşı 27–81 arasında idi. On altı hastaya açık, dört hastaya laparoskopik apendektomi uygulandı. Histopatolojik sonuçlara göre mukozal hiperplazi %23.1, müsinöz kistadenom %61.4 ve müsinöz kistadenokarsinom %15.5 oranında tespit edildi.
TARTIŞMA: Uzun süre sağ alt kadran ağrısı ile görülen hastalarda apandiks mukoseli ayırıcı tanıda düşünülmelidir. Ameliyat öncesi radyolojik değerlendirme doğru cerrahi tedavi için gereklidir.
BACKGROUND: The term mucocele refers to the dilatation of the appendix due to mucus, and it is an uncommon disorder with an estimated incidence of 0.2%–0.3% of all appendectomies performed and 8%–10% of all appendiceal tumors. It is often asymptomatic, but may manifest appendicitis-like symptoms.
METHODS: Twenty-six patients (14 females and 12 males) were operated on due to mucocele of the appendix. Sixteen patients exhibiting the characteristics of clinically acute appendicitis required an emergency operation. Appendectomy was performed on 14 patients, and right hemicolectomy was carried out on 2 patients. Of the remaining 10 patients who received surgery under elective conditions, 4 underwent a right hemicolectomy and 6 underwent an appendectomy.
RESULTS: The patients’ age ranged from 27 to 81 years. Sixteen open and 4 laparoscopic appendectomies were performed. An incidental appendiceal mucocele was identified in 2 patients who had undergone colonoscopy. According to the histopathological examination, the incidence rate of mucosal hyperplasia, mucinous cystadenoma, and mucinous cystadenocarcinoma was found to be 23.1%, 61.4%, and 15.5%, respectively.
CONCLUSION: In patients with long-term pain in the right lower quadrant of the abdomen, appendiceal mucocele should be considered, and the results of radiological imaging tests should be carefully analyzed before surgery.

11.A comparison of the treatment results of dpen reduction internal fixation and intramedullary nailing in adult forearm diaphyseal fractures
Ahmet Köse, Ali Aydın, Naci Ezirmik, Ömer Selim Yıldırım
PMID: 28530778  doi: 10.5505/tjtes.2016.66267  Pages 235 - 244
AMAÇ: Yetişkin önkol diafiz kırığı (radius, ulna veya her iki kemik kırığı) olan hastalarda uyguladığımız intramedüller çivi tedavisi ile açık redüksiyon internal fiksasyon tedavi yöntemlerini kaynama ve fonksiyonel sonuçlar açısından karşılaştırmayı amaçladık.
GEREÇ VE YÖNTEM: Önkol diafiz kırığı nedeniyle cerrahi tedavi uyguladığımız, iskelet sistemi matürasyonu tamamlanmış 90 hastayı geriye dönük olarak inceledik. Monteggia, Galeazzi, ipsilateral üst ekstremite fraktürü olan hastalar, epifiz hattı açık hastalar, Tip 3 açık kırığı olan hastalar, patolojik kırığı olan hastalar ve beyin travması olan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Hastaların 42’sine açık redüksiyon internal fiksasyon (plak grubu), 48’ine intramedüller çivi tedavisi (İM çivi grubu) uygulandı. İki tedavi grubu; kaynama zamanı, eklem hareket açıklığı, ameliyat süresi, kavrama gücü, Grace-Eversman kriterleri ve komplikasyon sonuçlarına göre karşılaştırıldı.
BULGULAR: Ameliyat süresi plak grubunda 63.29 (40–100) dakika, intramedüller çivi grubunda 46.02 (17–85) dakika idi. Plak grubunda ortalama kaynama süresi 13.19 (10–20) hafta, İM çivi grubunda ortalama 10.85 (8–20) hafta değerlendirildi. İstatistiksel olarak kaynama süresi ve ameliyat süreleri açısından her iki grup arasında anlamlı fark saptanırken Grace-Eversman değerlendirme kriterleri, önkol supinasyon, pronasyon dereceleri ve kavrama gücü açısından iki grup arasında fark saptanmadı.
TARTIŞMA: İntramedüller çivi tedavisinde kaynama süresi, ameliyat süresi ve kanama miktarı açısından açık redüksiyon internal fiksasyon tedavisine göre anlamlı fark saptandı. Ancak fonksiyonel değerlendirme kriterlerine göre fark saptanmamıştır. Bu nedenle iskelet sistemi matürasyonu tamamlanmış önkol diafiz kırığı olan erişkin hastalarda her iki tedavi metodu kabul edilebilir yöntemlerdir.
BACKGROUND: We compared the union and functional results of intramedullary nailing and open reduction internal fixation treatment applied to adults with a forearm diaphysis fracture (fracture of the radius and/or ulna).
METHODS: We retrospectively examined 90 patients with completed skeletal maturation who were surgically treated for a forearm diaphyseal fracture. Patients with a Monteggia Galeazzi and ipsilateral upper extremity fracture and those with an open epiphyseal line, Type 3 open fracture, pathological fracture, or brain trauma were excluded from the study. Open reduction and internal fixation (ORIF) was applied to 42 patients (plate group), and intramedullary nailing was performed in 48 patients (intramedullary nailing group). Both treatment groups were compared with respect to time to union, joint range of motion, operating time, grip strength, Grace-Eversman criteria, and complications.
RESULTS: The mean operating time was 63.29 (range, 40–100) min in the plate group and 46.02 (range, 17–85) min in the intramedullary nailing group. The mean time to union was 13.19 (range, 10–20) and 10.85 (range, 8–20) weeks, respectively. While a statistically significant difference was determined between groups with respect to operating time and time to union, no difference was determined in the Grace-Eversman evaluation criteria, forearm supination, pronation degrees, and grip strength.
CONCLUSION: The results of this study showed a significant difference in the intramedullary nailing treatment with respect to time to union, operating time, and amount of bleeding compared with the ORIF treatment. However, no difference was determined in the functional evaluation criteria. Thus, both treatment methods are acceptable in the treatment of forearm diaphyseal fractures in adults with skeletal maturation.

12.Predictive factors for early hospital readmission and 1-year mortality in elder patients following surgical treatment of a hip fracture
Hakan Sofu, Hanifi Üçpunar, Yalkın Çamurcu, Serda Duman, Mehmet Nuri Konya, Sarper Gürsu, Vedat Şahin
PMID: 28530779  doi: 10.5505/tjtes.2016.84404  Pages 245 - 250
AMAÇ: Cerrahi olarak tedavi edilmiş kalça kırığını takiben taburculuk sonrası erken dönem hastane başvuruları genellikle altta yatan önemli bir etiyolojik faktöre bağlıdır ve sağlık sisteminin yükünü artırır. Bu geriye dönük çalışmanın amaçları cerrahi olarak tedavi edilmiş kalça kırığı hastalarında taburculuk sonrası erken dönem hastane başvuru oranlarını, bu duruma yol açan sebepleri ve hastaların ameliyat sonrası birinci yıl sonunda mortalite oranlarının belirlenmesidir.
GEREÇ VE YÖNTEM: Ortalama yaşı 74 olan toplam 517 hasta çalışmaya dahil edildi. Taburculuk sonrası erken hastane başvurusu, yaş, cinsiyet, vücut kitle endeksi, kırık tipi, kırık öncesi mobilizasyon seviyesi, ameliyata kadar geçen süre, American Society of Anesthesiologists (ASA) skoru, implant tipi, ameliyat sonrası yoğun bakımda kalış, toplam hastanede yatış süresi, komorbid hastalıklar ve hastane başvuru sebepleri veri toplama kriterleri olarak belirlendi. Çok değişkenli analiz ile majör belirleyici faktörler değerlendirildi.
BULGULAR: Taburculuk sonrası erken dönem hastane başvurusu olan hastalarda kronik obstrüktif akciğer hastalığı, kardiyak aritmi veya iskemik kalp hastalığı, diyabet, demans veya Alzheimer hastalığı prevalansı daha yüksek bulundu. Çok değişkenli analize göre hastane başvurularının ana belirleyicileri ileri yaş, 3 veya üzeri ASA skoru, ameliyat sonrası yoğun bakımda kalma, kardiyak aritmi veya iskemik kalp hastalığı olarak belirlendi. Ameliyat sonunda ilk yıl içinde ölüm oranı taburculuk sonrası hastane başvurusu olan hasta grubunda anlamlı olarak yüksek bulundu.
TARTIŞMA: Cerrahi olarak tedavi edilmiş kalça kırığı hastalarında taburculuk sonrası erken dönem hastane başvurusu oranı %12 olarak tespit edilmiştir. Bu durumun ana belirleyicileri ileri yaş, yüksek ASA skoru, ameliyat sonrası yoğun bakım yatışı ve kardiyak aritmi ya da iskemik kalp hastalığı varlığıdır.
BACKGROUND: Early hospital readmission after surgically treated hip fracture is a common entity, often involving an adverse event and causing strains on an already overburdened healthcare system. The main purposes of the present study were to determine the 30-day readmission rate, analyze the predictive factors for early hospital readmissions, and assess 1-year mortality following surgical treatment of hip fracture in elderly patients. Retrospective case-control study.
METHODS: In total, 517 patients with a mean age of 74 years were evaluated. The rate of early readmission, age, gender, body mass index, fracture type, pre-fracture mobility status, preoperative time to surgery, American Society of Anesthesiologists score, implant type, postoperative intensive care unit stay, total length of postoperative hospital stay, comorbidities, and the main reasons for readmission were the criteria for data collection. Multivariate analysis was performed to determine the main predictors of early hospital readmission. Mortality within the first year after surgery was also assessed.
RESULTS: A higher prevalence of chronic obstructive pulmonary disease, cardiac arrhythmia or ischemic heart disease, diabetes, and dementia or Parkinson’s disease was detected in readmitted patients. Advanced age, American Society of Anesthesiologists (ASA) grade ≥3, postoperative intensive care unit (ICU) stay, and pre-existing cardiac arrhythmia or ischemic heart disease were identified as the main predictors. The 1-year mortality rate for the readmitted group was 53.9%, whereas it was 24% for those patients who were not readmitted.
CONCLUSION: The readmission rate following surgical treatment of hip fracture in elder patients was 12%, and its main predictive factors were advanced age, ASA grade ≥3, postoperative ICU stay, and pre-existing cardiac arrhythmia or ischemic heart disease. Hospital readmission within the first 30-day period following initial discharge was significantly correlated with an increased 1-year mortality rate.

13.Retromandibular transparotid approach for subcondylar mandibular fractures: A retrospective study
Gökhan Göçmen, Altan Varol, Onur Atalı, Sertaç Aktop, Selçuk Basa
PMID: 28530780  doi: 10.5505/tjtes.2016.43669  Pages 251 - 257
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı dislokasyon olmuş subkondiler kırıkların redüksiyonunda uygulanan retromandibular transparotid yaklaşımın etkinliğinin ve komplikasyonlarının değerlendirilmesidir.
GEREÇ VE YÖNTEM: Subkondiler mandibular kırık görülen 14 hasta değerlendirildi (8 erkek, 6 kadın, yaş aralığı: 21–56). Bu çalışmada ameliyat öncesi ve sonrasında elde edilen sonuçlar karşılaştırıldı. Birincil olarak değerlendirilen sonuçlar iltihabi komplikasyon gelişimi, fasiyal sinir hasarı (House ve Brackmann sınıflandırmasına göre) ve parotis fistül oluşumu idi. İkincil olarak değerlendirilen sonuçlar oklüzyon bozuklukları, maksimum ağız açıklığı ve temporomandibular eklemde görülen ağrıydı. (Görsel Analog Skalası’na göre).
BULGULAR: Ameliyat sonrası dönemde hatasız bir oklüzyon ve fonksiyon gözlemlendi. Bir hastada parotis fistül oluştu fakat üç hafta içerisinde kapandı. Hiçbir hastada iltihabi komplikasyon gelişmedi. Üç hastada 3. seviye, bir hastada 2. seviye fasiyal sinir hasarı gelişti, fakat bütün fasiyal sinir hasarlarının altı hafta içerisinde iyileşti. Hiçbir hasta da ağrı veya oklüzyon bozukluğu olmadı. Altı ay sonraki maksimum ağız açıklığı 34–58 mm (ortalama 44.4 mm) olarak ölçüldü.
TARTIŞMA: Retromandibular transparotid yaklaşım kullanışlı ve güvenli bir yaklaşımdır. Subkondiler kırıkların redüksiyonunu ve fiksasyonunu kolaylaşlaştıran bu yaklaşımda komplikasyon oranı az olup fonksiyonel sonuçlar elde edilir.
BACKGROUND: The aim was to evaluate the effectiveness and complications of retromandibular transparotid approach performed for the reduction of dislocated subcondylar fractures.
METHODS: Fourteen patients with subcondylar mandibular fractures were evaluated (8 male, 6 female, age range 19–43 years). The primary predictor variable in the present study was time (preoperative vs postoperative). The primary outcome variables were inflammatory complication, facial nerve deficit (House and Brackmann classification), and presence of parotid fistula. The secondary outcome variables were occlusal disturbances, maximal interincisal opening (MIO), and temporomandibular joint (TMJ) pain (VAS).
RESULTS: Excellent occlusion and function was observed postoperatively. One salivary fistula occurred after surgery but was healed after 3 weeks. No inflammatory complication was observed. Three patients had grade III and one patient had grade II facial nerve deficit, all recovered in 6 weeks. All patients were free of pain and no malocclusion was observed. MIO was ranging from 34 to 58 mm (mean 44.4 mm) after 6 months.
CONCLUSION: The retromandibular transparotid approach is feasible and safe. It facilitates reduction and fixation of subcondylar fractures with functional outcomes and rare complications.

CASE SERIES
14.An unusual etiology in cold injury: Liquefied petroleum gas
Emin Kapı, Mehmet Bozkurt, Gaye Taylan Filinte, Samet Vasfi Kuvat, Celal Alioğlu
PMID: 28530781  doi: 10.5505/tjtes.2016.66378  Pages 258 - 262
Donuk hasarı, soğuğa doğrudan ya da dolaylı yoldan maruz kalınması sonucunda etkilenen dokuda geri dönüşümlü ya da dönüşümsüz harabiyete neden olan bir durumdur. Donuk hasarı oluşumuna yol açan farklı etiyolojik nedenler bulunmaktadır. Bunlar arasında en sık karşılaşılan nedenler; ev, araç ya da endüstriyel alanlarda kullanılan LPG (liquefied-petroleum gases) temasına bağlı hasarlardır. LPG, yüksek basınç altında tanklar içerisinde sıvı halde depolanan bir yakıt türüdür. İçeriğinde propan ve bütan gazları karışım halinde bulunur. Bu gazların, dokularla direkt temas halinde metabolik, toksik ve solunumsal hasar oluşturma potansiyeli bulunmaktadır. Bu çalışmada, LPG tankının kapakçıklarından likid formdaki gazın yüksek basınçla fışkırması sonucunda oluşan jet akıma bağlı olarak üst ekstremite ve yüzde donuk hasarı oluşmasına neden olan dört olgu değerlendirildi. Olgularda üst ekstremite ve yüzde büllöz lezyonlar, fibrotik ve nekrotik alanlar içeren ikinci ve üçüncü derece donuk hasarları mevcuttu. Yüzeyel defektler sekonder olarak yer yer minimal skar alanları bırakarak iyileşti, parmaklarda nekroz gelişen olguya amputasyon uygulandı. Çalışmamızdaki olgularda olduğu gibi, likit nitrojen içeriğinin yüksek basınçla fışkırması ve deride donuk hasarı oluşturması sık rastlanan bir durum değildir. Olgularımız farklı bir donuk etiyolojisine sahip olması nedeniyle oldukça ilgi çekicidir.
Cold injury is a condition that causes reversible and irreversible damage when tissues are exposed to cold. This injury occurs due to various etiologies, and the most commonly observed ones include contact with liquefied petroleum gas (LPG) used in households, vehicles, and industry. LPG is a type of gas stored in liquid state under high pressure within cylinders. LPG contains a mixture of propane and butane gases. Direct contact of these gases with the tissues has the potential to cause metabolic, toxic, and respiratory damage. In this study, we present the cases of four patients with cold injury in the face and upper extremity caused by a pressurized jet stream of liquid gas that escaped out of the valves of the LPG cylinders. The patients had bullous lesions in the upper extremities and the face and second- and third-degree cold injuries with fibrotic and necrotic areas. The superficial defects secondarily healed with minimal scarring, while the necrotic finger had to be amputated. Cold injury on the skin caused by high-pressure jet streams of liquid gas as in our study is a rare occurrence. Our patients are important cases due to the rare etiology of cold injury.

CASE REPORTS
15.Multiple thoracic vertebral fractures as a complication of cardiopulmonary resuscitation: A case report
Tae Seok Jeong, Sang Gu Lee
PMID: 28530782  doi: 10.5505/tjtes.2016.04401  Pages 263 - 265
A 50-year-old man experienced cardiac arrest. The patient underwent standard cardiopulmonary resuscitative measures for approximately 20 minutes before spontaneous circulation returned. He was diagnosed with variant angina, and subsequent imaging for evaluation of upper back pain revealed fractures of the fifth through eighth thoracic vertebrae. Multiple thoracic vertebral fractures are extremely rare. Here we report a case of multiple thoracic vertebral fractures as a complication of cardiopulmonary resuscitation.

16.A rare case of obscure gastrointestinal bleeding: Small bowel varices flowing into the inferior epigastric vein
Akira Hoshiai, Junya Tsurukiri, Yasuhiro Sumi
PMID: 28530783  doi: 10.5505/tjtes.2016.01394  Pages 266 - 268
Ectopic varices include all varices except esophageal or gastric varices and comprise large portosystemic venous collaterals that occur anywhere in the abdomen. Ectopic varices are relatively rare; however, approximately 5% are related to gastrointestinal bleeding. Ectopic varices usually occur in the rectum, duodenum, or colon, and portal hypertension is the most common cause. Hemodynamic profiles of ectopic varices remain unknown, and extensive bleeding from these structures occurs because diagnosis and treatment are difficult. Here we report a case of obscure gastrointestinal bleeding (GIB) due to ectopic varices in the small intestine that flowed into the inferior epigastric vein. Our observations suggest that when obscure GIB is detected in patients with either cirrhosis or post-surgical history including incisional hernia, it is essential to acquire multilanar reconstruction images and volume-rendered 3-dimensional reconstruction of computed tomography scans to investigate the complex venous supply and optimize decisions for therapy.

17.Rectosigmoidoscopy complicated by bilateral pneumothoraces, pneumomediastinum, pneumoperitoneum, pneumoretroperitoneum, and pneumoderma
Elvin Hekimoğlu, Akif Turna, H.volkan Kara, Ahmet Demirkaya, Kamil Kaynak
PMID: 28530784  doi: 10.5505/tjtes.2016.48566  Pages 269 - 271
Rektosigmoidoskopi alt gastrointestinal sistemin hastalıklarının teşhis ve takibinde sık kullanılan bir işlemdir. İşlemin tecrübeli ellerde güvenilirliği ispatlanmıştır, ancak komplikasyon ortaya çıkma ihtimali vardır. Rektosigmoidoskopi esnasında perforasyona bağlı tümü aynı anda ortaya çıkan iki taraflı pnömotoraks, pnömoperitoneum, pnömoretroperitoneum, pnömomediastinum ve pnömoderma olgusunu çok nadir görülmesi nedeniyle sunuyoruz. Bu olgu ile rektosigmoidoskopide nadir komplikasyonların mümkün olduğunun altı çizilmektedir. Endoskopistin işlem sırasında perforasyon oluşmaması için azami özen ve gayret göstermesi, sıklığından bağımsız tüm olası komplikasyonlar hakkında bilgi sahibi olması ve gerektiğinde süreçlerini yönetebilmesi gerekmektedir.
Rectosigmoidoscopy is a common procedure for diagnosis and follow-up of diseases of the lower gastrointestinal system. Although the procedure is proven to be safe in experienced hands, there is always risk of complications. We report a case of bilateral pneumothoraces, pneumoperitonium, pneumoretroperitoneum, pneumomediastinum, and pneumoderma due to perforation during a rectosigmoidoscopy. Co-occurrence of all these in 1 patient is a very rare clinical condition. This report underlines the possibility of even the rarest and unexpected complications related to rectosigmoidoscopy. Endoscopist should be careful to avoid perforation, be aware of the potential complications, and be able to manage them.

LookUs & OnlineMakale