Ulus Travma Acil Cerrahi Derg: 20 (3)
Volume: 20  Issue: 3 - May 2014
Hide Abstracts | << Back
RESEARCH ARTICLE
1.Captopril protects against burn-induced cardiopulmonary injury in rats
Esra Saglam, Ahmet Ozer Sehirli, Emine Nur Ozdamar, Gazi Contuk, Sule Cetinel, Derya Ozsavcı, Selami Suleymanoglu, Goksel Sener
PMID: 24936835  doi: 10.5505/tjtes.2014.96493  Pages 151 - 160 (1154 accesses)
AMAÇ: Bu çalışma, kalp ve akciğer dokularında yanıkla uyarılan oksidatif hasara karşı kaptopril tedavisinin olası koruyucu etkisini saptamak için tasarlandı.
GEREÇ VE YÖNTEM: Eter anestezisi altında sırt derileri traş edilen Wistar albino türü sıçanlar 10 saniye süreyle 90°C suya tutuldu. Yanık hasarından sonra ve 12 saat sonra olmak üzere 10 mg/kg intraperitoneal kaptopril uygulandı. Kontrol grubunda ise sıçanların sırtı 10 saniye süreyle 25°C suya tutuldu. Yanık hasarından 24 saat sonra ekokardiyografik kayıtları alınan sıçanlar dekapite edildi ve kalp ve akciğer doku örnekleri çıkartılarak tümör nekroz faktör-α (TNF-α), malondialdehit ve glutatyon düzeyleri, miyeloperoksidaz, kaspaz-3 ve Na+, K+-ATPaz aktiviteleri tayini ile histolojik analizler yapıldı.
BULGULAR: Yanık sol ventrikül fonksiyonlarında önemli değişikliklere neden oldu. Kalp ve akciğer dokularında yanık hasarına bağlı olarak glutatyon düzeyleri ve Na+, K+-ATPaz aktivitelerinin azaldığı ve TNF-α ve malondialdehit düzeyleri ile miyeloperoksidaz ve kaspaz-3 aktivitelerinin arttığı bulundu. Kaptopril tedavisinin, azalmış glutatyon düzeyi ve Na+, K+-ATPaz aktivitesini anlamlı düzeyde yükselttiği ve sitokin ve malondialdehit düzeyleri ve miyeloperoksidaz ve kaspaz-3 aktivitelerini ise anlamlı düzeyde azalttığı bulundu.
TARTIŞMA: Kaptopril kalp ve akciğer dokularında yanıkla uyarılan hasarı önler ve oksidatif organ hasarına karşı korur.
BACKGROUND: This study was designed to determine the possible protective effect of captopril treatment against oxidative damage in heart and lung tissues induced by burn injury.
METHODS: Under ether anesthesia, the shaved dorsum of Wistar albino rats was exposed to 90°C water bath for 10 seconds. Captopril was administered intraperitoneally (10 mg/kg) after the burn injury and repeated twice daily. In the sham group, the dorsum was dipped in a 25°C water bath for 10 seconds. At the end of the 24 hours, echocardiographic recordings were performed, then animals were decapitated and heart and lung tissue samples were taken for the determination of tumor necrosis factor-α (TNF-α) as a pro-inflammatory cytokine, malondialdehyde and glutathione levels and myeloperoxidase, caspase-3, and Na+,K+-ATPase activity in addition to the histological analysis.
RESULTS: Burn injury caused significant alterations in left ventricular function. In heart and lung tissues, TNF-α and malondialdehyde levels and myeloperoxidase and caspase-3 activities were found to be increased, while glutathione levels and Na+, K+-ATPase activity were decreased due to burn injury. Captopril treatment significantly elevated the reduced glutathione level and Na+, K+-ATPase activity, and decreased cytokine and malondialdehyde levels and myeloperoxidase and caspase-3 activities.
CONCLUSION: Captopril prevents burn-induced damage in heart and lung tissues and protects against oxidative organ damage.

2.The effect of hyperbaric oxygen therapy on fracture healing in nicotinized rats
Abdullah Demirtaş, Ibrahim Azboy, Mehmet Bulut, Bekir Yavuz Ucar, Celil Alemdar, Ulas Alabalik, Veysi Akpolat, Ismail Yildiz, Savas Ilgezdi
PMID: 24936836  doi: 10.5505/tjtes.2014.52323  Pages 161 - 166 (1176 accesses)
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, nikotinize sıçanlarda hiperbarik oksijen tedavisinin kırık iyileşmesi üzerine etkisini incelemektir.
GEREÇ VE YÖNTEM: Otuz iki adet sıçan dört gruba ayrıldı: nikotinize grup (1), hiperbarik oksijen grubu (2), nikotinize + hiperbarik oksijen grubu (3) ve kontrol grubu (4). Yirmi sekiz gün boyunca grup 1 ve grup 3’e nikotin uygulandı. Daha sonra, sıçanların sol femurlarında standart cisim kırığı oluşturuldu. Yirmi bir gün boyunca grup 2 ve grup 3’e hiperbarik oksijen tedavisi uygulandı. Deneyin sonunda kırık alanı, sol femur ve tüm vücut kemik mineral içeriği ve dansitesi ölçüldü.
BULGULAR: Radyolojik ve histopatolojik skorlar grup 1’de, grup 2, 3 ve 4’e göre anlamlı düzeyde düşük bulundu. Grup 2, 3 ve 4 arasında radyolojik ve histopatolojik skorlar açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Gruplar arası karşılaştırmada kırık alanı, total sol femur ve tüm vücutta ölçülen kemik mineral içeriği ve dansitesi değerleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı.
TARTIŞMA: Nikotinin kırık iyileşmesi üzerindeki olumsuz etkileri hiperbarik oksijen tedavisi ile giderilmekte, ancak hiperbarik oksijen tek başına radyolojik ve histopatolojik olarak iyileşme üzerinde anlamlı değişikliğe sebep olmamaktadır.
BACKGROUND: The aim of the present study was to investigate the effect of hyperbaric oxygen therapy on fracture healing in nicotinized rats.
METHODS: Thirty-two rats were divided as follows: nicotinized group (1), hyperbaric oxygen group (2), nicotinized + hyperbaric oxygen group (3), and control group (4). For 28 days, nicotine was administered in Groups 1 and 3. Then, a standard shaft fracture was induced in the left femur of rats. Groups 2 and 3 underwent hyperbaric oxygen therapy for 21 days. At the end of the experiment, fracture site, left femur and whole body bone mineral content and density were measured.
RESULTS: The radiological and histopathological scores of Group 1 were statistically significantly lower compared to Groups 2, 3 and 4, and there was no statistically significant difference between the Groups 2, 3 and 4. In a comparison between the groups, no statistically significant difference was found in terms of bone mineral content and density values measured at the fracture site, left femur and whole body.
CONCLUSION: The negative effects of nicotine on fracture healing are eliminated with hyperbaric oxygen therapy, but hyperbaric oxygen alone does not cause significant changes in healing (radiologically and histopathologically).

3.Effectiveness of hyperbaric oxygen and ozone applications in tissue healing in generated soft tissue trauma model in rats: an experimental study
Ali Osman Yıldırım, Mehmet Eryılmaz, Ümit Kaldırım, Yusuf Emrah Eyi, Salim Kemal Tuncer, Murat Eroğlu, Murat Durusu, Turgut Topal, Bülent Kurt, Serkan Dilmen, Serkan Bilgiç, Muhittin Serdar
PMID: 24936837  doi: 10.5505/tjtes.2014.09465  Pages 167 - 175 (1525 accesses)
AMAÇ: Yumuşak doku travmaları bir çeşit akut travmatik iskemidir. Travmayla ortaya çıkan ödem, enflamasyon ve iskemiye, HBO ve ozonun olumlu etkileri olacağı düşünüldü.
GEREÇ VE YÖNTEM: Toplam 63 yetişkin erkek Sprague-Dawley türü sıçanın her birine başlangıçta yumuşak doku travması (YDT) uygulanmış sonrasında bir kısmına ozon, bir kısmına HBO tedavi prosedürü uygulandı. Prosedürler bitiminde doku ve kan örnekleri alınan hayvanlarda, doku oksidatif stres düzeyini tespitte doku LPO düzeyleri, antioksidan sistemin işlerliğini tespitte doku SOD ve GSH-Px enzim düzeyleri, histopatolojik olarak, enflamasyon ve ödemin tespitinde rutin hematoksilen-eozin boyaması kullanıldı.
BULGULAR: Oksijen konsantrasyonu arttığında azalan HIF1 aktivitesine, antienflamatuvar etkilerinin olduğu gösterilen HO-1 aktivitesine, her türlü akut olayda salınan iNOS aktiviteleri de çalışmamızda tespit edildi. Sonuç olarak, HBO ve ozon gruplarında LPO, iNOS düzeylerinde istatiksel olarak anlamlı azalma tespit ettik. Bu sonuçlarla uyumlu olarak histopatolojik incelemede de kontrol grubuna kıyasla HBO ve ozon gruplarında enflamasyonda anlamlı bir azalma ve her üç grupta ödemde anlamlı düşme mevcuttu.
TARTIŞMA: YDT’lerinde, HBO ve ozon tedavisinin çalışmamızdaki biyokimyasal ve histopatolojik bulgulara göre faydalı etkilerinin olduğu değerlendirilmektedir. Konuyla ilgili klinik çalışmaların yapılması etkilerinin daha iyi irdelenmesi adına faydalı olacağı söylenebilir.
BACKGROUND: Soft tissue trauma is a type of acute traumatic ischemia. We investigated in this study whether the edema, inflammation and ischemia caused by the trauma could be affected positively by hyperbaric oxygen (HBO) and ozone therapy.
METHODS: Soft tissue trauma was generated in a total of 63 adult male Sprague-Dawley rats. Subsequently, rats were divided into three groups. The first group was treated with ozone, the second group with HBO, and the third group served as controls. Tissue and blood samples were taken at the end of the procedures. Tissue lipid peroxidation (LPO), superoxide dismutase (SOD), glutathione peroxidase (GSH-Px), inducible nitric oxide synthase (iNOS), heme oxygenase (HO)-1, and hypoxia-inducible factor (HIF)-1 levels were detected. Hematoxylin-eosin staining was used to determine the inflammation and edema histopathologically.
RESULTS: We also detected HIF-1 activity, which decreases when the oxygen concentration increases, HO-1 activity, which has anti-inflammatory effects, and iNOS activity, which releases in any type of acute case. We determined a statistically significant reduction in iNOS and LPO levels in both the HBO and Ozone groups. A significant decrease in inflammation was detected in both the Ozone and HBO groups compared with the Control group, and a significant decrease in edema was detected in all three groups.
CONCLUSION: We think that HBO and Ozone therapy have beneficial effects on biochemical and histopathological findings. Related clinical trials will be helpful in clarifying the effects.

CLINICAL ARTICLE
4.Psychiatric disorders and their association with burn-related factors in children with burn injury
Gul Karacetin, Turkay Demir, Semih Baghaki, Oguz Cetinkale, Mine Elagoz Yuksel
PMID: 24936838  doi: 10.5505/tjtes.2014.49033  Pages 176 - 180 (1361 accesses)
AMAÇ: Bu çalışmada, yanık yaralanması olan Türk çocuklarda psikiyatrik bozuklukların ve bu bozuklukların yanık-ilişkili faktörlerle bağlantısı değerlendirildi.
GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 2013 ile Ağustos 2013 tarihleri arasında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yanık Ünitesi’nde yatmakta olan 31 hasta öncelikle plastik cerrah tarafından değerlendirildi, psikolojik semptomları olan hastalar çocuk psikiyatristine yönlendirildi, daha sonra veriler geriye dönük olarak analiz edildi.
BULGULAR: Hastaların yanık yüzdesi %2 ile %60 arasında değişmekteydi (ortalama yanık yüzdesi= %17.32). On dokuz hastada (%61.3) psikiyatrik bozukluk saptandı. Psikiyatrik bozukluklar arasında, akut stres bozukluğu (ASB) (n=15), depresyon (n=3), travma sonrası stres bozukluğu (n=2, depresyona eşlik etmektedir) ve delirium (n=1) bulundu. Yanık yüzdesi psikopatoloji varlığıyla ve ASB ile ilişkili bulundu. Ayrıca, psikopatoloji yanan vücut bölgesi sayısıyla ilişkili bulundu.
TARTIŞMA: Pediatrik yanık hastaları psikopatoloji açısından risk altındadırlar. Yanık yüzdesi ve yanan vücut bölgesi fazla olan çocuklar psikopatoloji açısından en fazla risk taşıyan gruptur. Hastaların psikiyatrik değerlendirilme için yönlendirilmesi ve böylece psikiyatrik bozuklukların gelişmesini önlemek açısından cerrahlar önemli role sahiptir.
BACKGROUND: The aim of this study was to assess psychiatric disorders and their association with burn-related factors in a population of Turkish children with burns.
METHODS: Thirty-one children admitted to the Cerrahpasa Medical Faculty Burn Unit between January 2013 and August 2013 were first assessed by the plastic surgeon, and then those with psychological symptoms were referred to a child psychiatrist, and the records were analyzed retrospectively.
RESULTS: The percentage of burned area to Total Body Surface Area (TBSA) ranged between 2-60% (mean, 17.3%). Nineteen patients (61.3%) had a psychiatric diagnosis, which included acute stress disorder (ASD) (n=15), depression (n=3), posttraumatic stress disorder (n=2, comorbid with depression), and delirium (n=1). The percentage of burned area to TBSA was associated with the presence of psychopathology and ASD. Further, psychopathology was associated with the number of burned major body regions.
CONCLUSION: Pediatric burn patients are at risk of developing psychopathology. The children with a greater percentage of burned area to TBSA and more burned body regions have the greatest risk of psychopathology. Surgeons have an important role in patient referral for psychiatric interventions, so that psychiatric disorders can be prevented as early as possible.

5.Traumatic wound dehiscence after penetrating keratoplasty
Baki Kartal, Baran Kandemir, Turan Set, Süleyman Kuğu, Sadullah Keleş, Erdinç Ceylan, Berkay Akmaz, Aytekin Apil, Yusuf Özertürk
PMID: 24936839  doi: 10.5505/tjtes.2014.36589  Pages 181 - 188 (874 accesses)
AMAÇ: Penetran keratoplasti (PK) sonrası travmatik yara ayrışması için risk faktörleri, klinik özellikler ve cerrahi sonuçları değerlendirmek.
GEREÇ VE YÖNTEM: Penetran keratoplasti sonrası travmatik yara ayrışması gelişen 26 hasta travma ile ilişki faktörler, rekonstriktif cerrahi işlemler ile sonuç greft sağkalımı ve görme keskinliği açısından geriye dönük olarak değerlendirildi.
BULGULAR: Yaş ortalaması 40.7±19.6 yaş olan 26 hastanın 12’sinde (%46.1) travmadan daha iyi gören göz etkilenmişti. En sık travma tipinin dokuz olguda (%34.6) olmak üzere çeşitli objelerle gelişen künt travma olduğu görüldü. Ayrışma bütün olgularda greft ile alıcı bileşkesinde gelişmişti. Ayrışma genişliği ortalama 135.4°±57.6° idi. Kristalin lens veya göz içi lens hasar oranı %42.3 olarak bulundu. Cerrahi sonrası medyan takip süresi 36 aydı. On üç (%50) hastada greft saydam kalırken, 13 hastada (%50) greft yetmezliği/greft reddi gelişmişti. Sonuç görme keskinliği 20/200 üzerinde olan hasta sayısı 13 (%50) idi.
TARTIŞMA: Travmatik yara ayrışması PK sonrası en sık birinci yılda olmak üzere herhangi bir zamanda gelişebilir. Diğer gözde görme azlığı önemli bir risk faktörü olarak gözükmektedir. Arka segmenti hasarı gibi önemli komplikasyonu olmayan hastalarda görsel sonuçlar ve greft sağkalımı olumludur.
BACKGROUND: We aimed to evaluate the risk factors, clinical features and outcomes of surgery for traumatic wound dehiscence (TWD) following penetrating keratoplasty (PK).
METHODS: Twenty-six patients with TWD following PK were evaluated retrospectively in terms of factors related to the trauma, types of reconstructive surgery, final graft clarity, and visual acuity.
RESULTS: There were 26 patients with a mean age of 40.7±19.6 years. In 12 (46.1%) patients, the better eye was affected by the trauma. The most frequent type of trauma was blunt trauma by various objects (9). In all cases, the dehiscence was at the graft host junction. The mean extent of detachment was 135.4°±57.6°. Crystalline or intraocular lens damage was present in 42.3% of cases. Median follow-up time after the reconstructive surgery was 36 months. The graft remained clear in 13 (50%) patients, whereas graft insufficiency/graft rejection developed in 13 (50%) patients. Final visual acuity was over 20/200 in 13 (50%) patients.
CONCLUSION: TWD may occur at any time after PK, most frequently within the first postoperative year. Low visual acuity in the other eye seems to be a major risk factor. In patients without major complications such as posterior segment damage, visual outcomes and graft survival can be favorable.

6.Comparison of intramedullary nail and plate fixation in distal tibia diaphyseal fractures close to the mortise
Umut Yavuz, Sami Sökücü, Bilal Demir, Timur Yıldırım, Çağrı Özcan, Yavuz Selim Kabukçuoğlu
PMID: 24936840  doi: 10.5505/tjtes.2014.92972  Pages 189 - 193 (1650 accesses)
AMAÇ: Bu çalışmada ayak bileği eklemine (mortis) yakın distal tibia diafiz kırıklarının tedavisinde intramedüller çivi veya plak tedavisinin fonksiyonel ve radyolojik sonuçlarını karşılaştırmayı amaçladık.
GEREÇ VE YÖNTEM: 2005-2011 yılları arasında intramedüller çivi (21 hasta) veya plak (34 hasta) ile tedavi edilen 55 hasta (32 erkek, 23 kadın; ortalama yaş 42; dağılım 15-72 yıl) çalışmaya alındı. Ortalama takip süresi 27.6 ay (dağılım 12-82 ay) idi. Hastalar kaynamama (nonunion), yanlış kaynama (malunion), enfeksiyon, implant irrtasyonu ve klinik açıdan AOFAS (American Orthopaedic Foot and Ankle Society) skoru ile değerlendirildi.
BULGULAR: Kırığın ekleme uzaklığı, kaynama zamanı, AOFAS skoru, ilave fibula kırığı, malunion, materyal irritasyonu açısından istatistiksel fark gözlenmedi. Hastaların dokuz tanesinde açık kırık mevcuttu ve bu hastalar plak ile tedavi edilmişti (p=0.100). Plak ile tedavi edilen üç hastada kaynamama gelişti. Bir hastada enfeksiyon gelişti. Diz önü ağrısı çivi yapılan hastalarda istatistiksel olarak fazla idi. <10° malunion gelişen hastamız yoktu. Çivi veya plak uygulanan hastalar arasında minimal malunion (13 hasta) açısından karşılaştırıldığında fark yoktu.
TARTIŞMA: Distal tibia diafiz kırıklarının tedavisinde distal parça kısa olduğu için genellikle plak tercih edilmektedir. Çalışmamızda cerrahi kurallara dikkat edildiğinde çivi tedavisinin malunionu artırmadığı bununla birlikte kapalı cerrahi ve daha az yara yeri problemi nedeniyle avantajları olduğunu gördük.
BACKGROUND: In this study, we aimed to compare the functional and radiological results of intramedullary nailing and plate fixation techniques in the surgical treatment of distal tibia diaphyseal fractures close to the ankle joint.
METHODS: Between 2005 and 2011, 55 patients (32 males, 23 females; mean age 42 years; range 15 to 72 years) who were treated with intramedullary nailing (21 patients) or plate fixation (34 patients) due to distal tibia diaphyseal fracture were included in the study. The average follow-up period was 27.6 months (range, 12-82 months). The patients were evaluated with regard to nonunion, malunion, infection, and implant irritation. The AOFAS (American Orthopaedic Foot and Ankle Society) scale was used for the clinical evaluation.
RESULTS: No statistically significant difference was found between the two surgical methods with respect to unification time, AOFAS score, accompanying fibula fracture, material irritation, and malunion. Nine patients had open fractures, and these patients were treated with plate fixation (p=0.100). Nonunion developed in three patients who were treated with plates. Infection occurred in one patient. Anterior knee pain was significantly higher in patients who were treated with intramedullary nails. There was no malunion in any patient.
CONCLUSION: As the distal fragment is not long enough, plate fixation technique is usually preferred in the treatment of distal tibia diaphyseal fractures. In this study, we observed that if the surgical guidelines are followed carefully, intramedullary nailing is an appropriate technique in this kind of fracture. The malunion rates are not significantly increased, and it also has the advantages of being a minimally invasive surgery with fewer wound problems.

7.A new, simple technique for gradual primary closure of fasciotomy wounds
Mustafa Özyurtlu, Süleyman Altınkaya, Yahya Baltu, Güzin Yeşim Özgenel
PMID: 24936841  doi: 10.5505/tjtes.2014.54077  Pages 194 - 198 (1113 accesses)
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, kancalı (barbed) dikişler kullanılarak fasyotomi defektlerinin aşamalı olarak primer kapatılmasına olanak sağlayan ve literatürde daha önce tanımlanmayan, yeni, basit ve güvenli bir tekniğin gösterilmesidir.
GEREÇ VE YÖNTEM: Teknik beş farklı hastada, çeşitli etiyolojik nedenlere bağlı olarak gelişen kompartman sendromu sonrası açılan hem üst, hem de alt ekstremitelerdeki değişik boyutlardaki fasyotomi defektlerine uygulandı. Hastalarda yaklaştırılarak primer kapatılması planlanan ortalama defekt genişliği 8.8 cm idi. Fasyotomi açılmasını takiben, eriyebilir kancalı dikiş yara kenarlarındaki dermal dokudan subkutiküler kapatmaya benzer şekilde geçirildi ancak gevşek bırakıldı ve kapalı pansumana alındı.
BULGULAR: Klinik takipler sırasında doku ödemi ve yara kenarlarındaki gerginliğin azalmaya başlamasıyla birlikte, kancalı dikiş her 48-72 saatte bir yatakbaşı gerim yapıldı ve tüm olgularda aşamalı olarak ortalama 8.6 günde fasyotomi defektlerinin tamamı primer olarak kapatıldı. Yüksek gerilim elektrik yanığı nedeniyle fasyotomi açılan bir hastada defektin distal kısmında meydana gelen ve sekonder iyileşmeyle tedavi edilen nekroz dışında, tüm hastalarda komplikasyonsuz tam primer kapatım sağlandı.
TARTIŞMA: Sonuç olarak kancalı dikiş ile aşamalı fasyotomi kapatma yöntemi teknik olarak oldukça basit, hızlı ve etkili bir yöntem gibi görünmektedir. Çeşitli etiyolojilere bağlı olarak gelişen kompartman sendromu sonrası açılan fasyotomi defektlerine uygulanabilir.
BACKGROUND: The aim of this study was to demonstrate a new, easy and safe technique, which has not been defined in the literature previously, that enables the gradual primary closure of fasciotomy wounds using barbed sutures.
METHODS: The technique was performed on five patients who presented with fasciotomy wounds on both upper and lower extremities, varying in size, observed after compartment syndrome due to different causes. The average width of the defects for which primary closure was planned was 8.8 cm. Following the fasciotomy incision, absorbable barbed sutures were inserted through the dermal tissue around the wound similar to that of a subcuticular closure, but left loose, after which closed dressing was applied. During the clinical follow-up, with the decrease in tissue edema and tightness around the wound, the barbed suture was tightened at bedside every 48-72 hours.
RESULTS: At the end of this gradual closure, all the fasciotomy defects were primarily closed within an average of 8.6 days. All the patients had complete and uncomplicated primary closure with the exception of one with high-voltage electrical burn injury, who developed necrosis in the distal part of the defect, and was treated by secondary healing.
CONCLUSION: The gradual fasciotomy closure technique with barbed suture seems to be an easy, rapid and effective method.

8.The results of autologous bone graft and titanium headless cannulated compression screw for treatment of scaphoid nonunion
Güzelali Özdemir, Özgür Çiçekli, Turgut Akgül, Sinan Zehir, Ferit Yücel, Deniz Eşkin
PMID: 24936842  doi: 10.5505/tjtes.2014.92255  Pages 199 - 204 (1640 accesses)
AMAÇ: Bu çalışmada skafoid psödoartroz tedavisinde uyguladığımız debridman, otolog iliak kanat kemik grefti ile titanyum başsız kanüle kompresyon vidası kombinasyonunun radyolojik ve klinik sonuçlarını sunmaktır.
GEREÇ VE YÖNTEM: 2009-2012 tarihleri arasında skafoid psödoartroz tanısı ile iliak kanat kemik grefti ve başsız kanüle vida ile ameliyat edilen ve en az 12 aylık takibi olan 24 hastanın 24 el bileği geriye dönük olarak incelendi. Psödoartroz standart çekilen grafilerde kırık zamanından sekiz hafta geçmesine rağmen kaynama bulgusu olmaması olarak belirlendi. Skafoid kırıkları Herbert sınıflamasına ve anatomik yerleşime göre sınıflandı. Hastalarının klinik değerlendirilmesinde Mayo el bilek skorlaması kullanıldı.
BULGULAR: Herbert sınıflamasına göre 20 hasta D1 ve dört hasta D2, anatomik sınıflamaya göre bir hasta distal, altı hasta proksimal ve 17 hasta gövde kırığı olarak belirlendi. İki hasta haricinde tüm hastalarda tam kaynama ortalama 9.5 (6 ila 15 hafta) haftada sağlandı. Son kontrollerde skafolunat ve radiolunat açıları sırası ile ortalama 32° (39° ile 50°) ve 7° (4° ile 10°) idi. İstatistiksel olarak kaynama ve psödoartroz süreleri arasında bağlantı tespit edildi (p=0.003). Kırık hattı proksimal bölgeye yaklaştıkça kaynama süresi uzamakta idi (p=0.004). Mayo el bilek skoru ortalama 86 (80-95) olarak belirlendi.
SONUÇ: Skafoid psödoartroz tedavisinde volar yaklaşımla iliak kanattan alınan trikortikal otogreft ve başsız kanüle kompresyon vidası kombinasyonu, başarılı kaynama ve fonksiyonel sonuç veren bir yöntemdir.
BACKGROUND: We aimed to present the clinical and radiological results of patients treated with debridement, iliac bone graft and titanium headless compression screw for scaphoid nonunion.
METHODS: We retrospectively evaluated 24 patients (23 males, 1 female) who underwent this technique between 2009 and 2012, with a minimum of 12 months’ follow-up. Nonunion was determined as no union evidence within eight weeks on radiological view. Scaphoid fracture was classified according to Herbert classification and anatomical location. Functional evaluation was performed using the Mayo wrist scoring system.
RESULTS: According to the Herbert classification system, there were 20 D1 and 4 D2 fractures. Anatomical location included 1 distal, 6 proximal and 17 corpus. Fracture union was achieved in all but 2 patients, with a mean union time of 9.5 weeks (6-15). Scapholunate angle and radiolunate angle were measured as a mean 32° (39°-50°) and 7° (4°-10°) at the latest follow-up radiographic examination. There was a statistically significant correlation between the length of the pseudoarthrosis period and union time (p=0.003). Union time of proximal fractures was longer than of the others (p=0.004). Mayo wrist score was 86 (80-95).
DISCUSSION: Autologous iliac bone graft and titanium headless cannulated compression screw combination via volar approach is safe and effective for scaphoid nonunion.

9.Results of arthroscopic repair of triangular fibrocartilage complex peripheral tears (Palmer type 1B)
Fatih Kabakas, İsmail Bülent Ozcelik, Meriç Uğurlar, Berkan Mersa, Memet Yazar, Metin Uzun
PMID: 24936843  doi: 10.5505/tjtes.2014.63933  Pages 205 - 210 (1595 accesses)
AMAÇ: Triangular fibrokartilaj kompleks (TFKK) hasarlanması el bileğinin ulnar taraf ağrılarının başlıca nedenidir. Bu çalışmada, artroskopik olarak onarılan TFKK periferik (Palmer tip 1B) yırtıklarının tedavi sonuçları geriye dönük olarak değerlendirildi.
GEREÇ VE YÖNTEM: TFKK periferik (Palmer tip 1B) yırtığı nedeniyle Şubat 2007-Temmuz 2012 arasında artroskopik tamir uygulanan 38 hasta (30 erkek, 8 kadın; ortalama yaş 27.6; dağılım: 19-42) değerlendirildi. Değerlendirme Mayo el bileği değerlendirme formu ve ameliyat öncesi, ameliyat sonrası VAS (Görsel analog skala) ile yapıldı.
BULGULAR: Hastaların Mayo el bileği değerlendirme formu ile yapılan değerlendirme sonuçlarına göre 30 hasta mükemmel, sekiz hasta iyi olarak değerlendirildi. Ameliyat öncesi VAS 6.53 (dağılım: 4.5-8.2) ameliyat sonrası VAS 1.48 (dağılım: 0.3-3.1) olarak saptandı.
SONUÇ: Artroskopik teknikle minimal hasarlanma ile TFKK tamiri yapılabilmekte, eklemin tüm yapılarının daha iyi görüntülenmesi ve değerlendirilmesi sağlanabilmektedir. 6R portalin 1 cm altından açılan portalden uygulanan dışarıdan içeriye dikiş tekniği ulnar sinir yüzeyel dalının etkilenme olasılığının olmadığı minimal travmatik yöntemdir. Bu yöntem ile ameliyat öncesi ağrı şikayetlerinin anlamlı olarak giderilmesi mümkündür.
BACKGROUND: Triangular fibrocartilage complex (TFCC) injury is the major cause of wrist pain on the ulnar side. In this study, treatment outcomes of arthroscopically repaired peripheral TFCC tears (Palmer type 1B) were evaluated retrospectively.
METHODS: Thirty-eight patients (30 males, 8 females; mean age 27.6; range 19 to 42 years) with TFCC tears (Palmer type 1B) who were treated arthroscopically between February 2007-July 2012 were evaluated retrospectively. The data were collected by Mayo wrist evaluation form and by preoperative and postoperative visual analogue scale (VAS).
RESULTS: The results of the data collected by the Mayo wrist evaluation forms were perfect in 30 patients and good in 8 patients. Preoperative VAS was 6.53 (range: 4.5-8.2) and postoperative VAS was 1.48 (range: 0.3-3.1).
DISCUSSION: With the arthroscopic technique, TFCC tears can be repaired with minimal harm and better visualization, and evaluation of all the structures of the wrist can be done. Outside-to-inside suturing technique, which is performed through the portal opened 1 cm inferior to the 6R portal, is the least traumatic technique and does not carry the risk of injury to the superficial branch of the ulnar nerve. With this technique, the complaints of preoperative pain can be eliminated significantly.

CASE REPORTS
10.Supraventricular tachycardia due to blunt chest trauma in an adolescent
Hayrullah Alp, Tamer Baysal, Sevim Karaarslan
PMID: 24936844  doi: 10.5505/tjtes.2014.90337  Pages 211 - 213 (1342 accesses)
Künt göğüs travması ve bununla ilişkili komplikasyonlar çocukluk çağında görülen kardiyak arrestin nadir nedenleridir. Ayrıca, bu olgular da giderek artan sayıda bildirilmektedir. Kurbanlar sıklıkla ventriküler fibrilasyon veya taşikardi ile teşhis edilmektedir. Bununla birlikte kardiyak ileti bozuklukları da bildirilmektedir. Bu yazıda, futbol topu ile künt göğüs travmasına bağlı supraventriküler taşikardi gelişen sağlıklı bir adolösan olgu sunuldu. Bu olgular içerisinde göğüs travmasına bağlı atrial aritmi olması nedeniyle literatürdeki ilk bildiridir.
Blunt chest trauma and its associated complications represent a rare cause of cardiac arrest in a healthy child, although an increasing number of these events have been reported. Victims are most often diagnosed in ventricular fibrillation or tachycardia. However, cardiac conduction abnormalities are also reported. In this report, a healthy adolescent with supraventricular tachycardia associated with blunt chest trauma due to a football is presented. This is the first report in the literature of atrial arrhythmia in these cases with chest trauma.

11.Are blank cartridge guns really harmless?
İsmail Gülşen, Hakan Ak, Enver Sosuncu, Mehmet Deniz Bulut
PMID: 24936845  doi: 10.5505/tjtes.2014.90868  Pages 214 - 216 (883 accesses)
Kuru sıkı silahlar mermi çekirdeği fırlatmaksızın ses ve gaz fişekleri ateşleyen silahlardır. Bu silahların ateşleme sırasında, dış görünümü ve sesi gerçeklerinden farksızdır. Toplulumuzda bu silahların, zarasız olduğuna dair inanış hakimken, literatürlerde bildirilen olgulara baktığımızda sanıldığı kadar masum olmadıklarını görmekteyiz. Bu yazıda kuru sıkı silah ile kafa travması geçiren 26 yaşındaki hastayı sunarak kuru sıkı silahların zararlı silahlar olduklarını göstermeyi amaçladık.
Blank cartridge guns are devices that discharge sound and gas, but no bullet or shot. These devices are very similar to real guns in the form of their external design and the sound generated during their firing. Although it is widely held in society that these devices are harmless, reports from Turkey and the world have shown that these guns are not entirely innocent. Herein, we present a 26-year-old male with a head injury due to gunshot from a blank cartridge. The purpose of this presentation is to emphasize that these devices are not harmless, contrary to common public opinion.

12.Successful emergency department thoracotomy for traumatic cardiac rupture: effective utilization of a fret sternum saw
Tsukasa Nakamura, Koji Masuda, Eiji Hitomi, Yoshio Osaka, Toshimasa Nakao, Norio Yoshimura
PMID: 24936846  doi: 10.5505/tjtes.2014.60598  Pages 217 - 220 (1304 accesses)
Mortality following blunt chest injury and cardiac rupture remains high despite advances in the care of traumatic injuries. Indeed, most patients succumb to these injuries even prior to reaching a hospital. However, timely recognition and surgical intervention can save lives. We present the case of a 40-year-old woman who presented to our emergency department in cardiac arrest due to rupture of her left atrium following a major motor vehicle collision. The patient underwent emergency department thoracotomy with successful repair of the cardiac rupture. Emergency department thoracotomy, when indicated and performed by trained surgeons, can be the only life-saving procedure available. Rapid median sternotomy using a cost-effective fret sternum saw does not require significantly more time than a left lateral thoracotomy or clamshell incision in an emergency situation. It can be an effective and alternative method of thoracic entry in the emergency department. Prognosis of cardiac rupture depends largely on the mechanism of injury, location of injury, signs of life: vital signs, and availability of timely intervention. When indicated, hesitation should be avoided. Expedient cardiac exposure is essential and leads to better results with improved survival rates in patients with blunt cardiac rupture.

13.An unusual entry site for a nasal foreign body: a neglected trauma patient
Selçuk Mülazımoğlu, Emre Ocak, Süha Beton, Ozan Bağış Özgürsoy
PMID: 24936847  doi: 10.5505/tjtes.2014.56805  Pages 221 - 223 (859 accesses)
Burunda yabancı cisim özellikle çocuklarda sıkça karşılaşılan bir durumdur. Literatürde burunun değişik bölgelerinde çok çeşitli yabancı cisim vakası bildirilmiştir. Yabancı cisimin giriş yolu sıklıkla burun delikleridir. Bu makalede ihmal edilmiş bir travma olgusunda burunda yabancı cisim için sıradışı bir giriş yolu sunulmuştur. Çocuklarda penetran yüz yaralanması sonrasında yabancı cisimden şüphelenilmeli ve detaylı aranmalıdır.
Burunda yabancı cisim özellikle çocuklarda sıkça karşılaşılan bir durumdur. Literatürde burunun değişik bölgelerinde çok çeşitli yabancı cisim bildirilmiştir. Yabancı cisimin giriş yolu sıklıkla burun delikleridir. Bu yazıda, ihmal edilmiş bir travma hastasında, burunda yabancı cisim için sıradışı bir giriş yolu sunuldu. Çocuklarda penetran yüz yaralanması sonrasında yabancı cisimden şüphelenilmeli ve detaylı aranmalıdır.

14.Occipital condyle fractures: A case report
Cem Dinç, Mehmet Erhan Türkoğlu, Cengiz Tuncer, Ömer Aykanat, Derya Özçelik, Gamze Özkan
PMID: 24936848  doi: 10.5505/tjtes.2014.22747  Pages 224 - 226 (1126 accesses)
Oksipital kondil kırıkları nadir olup, konservatif tedavi genellikle yeterlidir. Nadiren atlantooksipital dislokasyonun eşlik ettiği olgularda cerrahi tedavi gerekebilir. Acil servise travma nedeniyle başvuran olgularda direkt grafilerde sıklıkla tanı konulamayan kondil kırıklarına, son yıllarda bilgisayarlı tomografinin sık olarak kullanılması ile artan oranda tanı konulabilmektedir. Bu çalışmada, acil servisimize travma nedeniyle kabul edilen hastanın, maksillofasiyal travması ön planda olup, boyun ağrısından şikayet etmekteydi. Servikal direkt grafileri normal olan hastanın, servikal bilgisayarlı tomografisinde tek taraflı oksipital kondil kırığı saptandı.
Occipital condyle fractures are rare, and conservative treatment is sufficient for many cases. Surgical treatment may be required if the condyle fracture is accompanied by atlantooccipital dislocation. Unfortunately, condyle fracture generally cannot be diagnosed with X-ray in the emergency department. Recently, computed tomography scans have been used more frequently, and enable easier diagnosis of these types of fractures. In this report, we describe a patient who admitted to our emergency department after a major trauma. She complained of neck pain, and maxillofacial trauma was more evident. Her cervical X-rays were normal, but cervical computed tomography revealed unilateral occipital condyle fracture.

LookUs & OnlineMakale